14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

‘MEMURİYET HAYATIMDAN BAZI NOTLAR’

Hüseyin Yağmur

Bir tanıdığım bana Ankara'nın ve memurluğun halleri ile ilgili bir yazı göndermiş. Bu yazı ilgimi çektiği için sizlerle de paylaşayım dedim. Bakalım yazıyı siz nasıl bulacaksınız?

“Efendim bendeniz memur emeklisi bir babanın oğluyum. Uzun yıllar boyunca bizim ailede memur olmayan bir tek kişi ben olarak kalmıştım. Esasen ben memur devletini de, memurluğu da sevmez, memurlar hakkında söylenir dururdum.

Memurlar en çok yılda iki kez maaşlarına yapılacak ‘seyyanen zam' haberleri münasebetiyle gündemime gelirdi. Özel sektörde zam haberlere konu olmaz doğrudan ve şak diye yapılırdı. Halbuki memurlara yapılacak zam böyle değildi. Bir büyülü bir kutsal hali vardı. En az bir ay haber ve pazarlık konusu olur, Devletin koca koca Bakanları çaresiz yüzlerle televizyon ekranlarında arzı endam ederlerdi.

Anlaşılan memurlar hakkında şok konuşmuşum, gün geldi 40 yaşından sonra ben de memur oluverdim. Memur oldum ama heyecanla şu seyyanen zammın bana nasıl yapılacağını çok merak ediyordum. Memurlukta ilk 6 ayımı doldurunca seyyanen zammın ne olduğunu anladım.

Seyyanen zam şu demekti: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesindeki “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Sözündeki gibi,

Ey Asil Tük Memuru! Ankara'nın göbeğine atom bombası da düşse seyyanen zamlı maaşın hesabında hazır ve nazır seni beklemektedir!

Burası bir memur devleti olduğundan dolayı memurlar cumartesi demeden pazar demeden yılbaşı demeden maaşlarını ve zamlarını daima büyük bir keyifle seyyanen alırlar. Halbuki özel sektör böyle mi? Biraz patronla aranız iyi gitmese ‘Maaşa zam, işe son!” kontenjanından zammınızı özel olarak alırsınız.

Yada Standart Poors ve benzeri bir fırıldak şirketi ekonomik verilerimizle ilgili bir açıklama yapsa patron hemen  “Arkadaşlar ekonomik durum iyi değil. Bu zam döneminde fedakarlık yapacağız ve zammı pas geçeceğiz” deyiverir.

Kiminde 6.his olduğunu söylerler. Bu özel sektörde çalışan faniler içindir. Kamuda memur olarak çalışanların en  kıdemsizinde 66. his bulunur. Ben de hızlı bir değişime uğradım ve bendeki 6 his sayısı birden 66'ya çıkıverdi.

Devlet dairelerinde tuzak çoktur derlerdi. Bana da memur olduktan sonra bazı tuzakların kurulacağını 66 hissim söylemişti. Zaten bir çok kitapta Ankara'da çok çeşitli ve seyyanen uygulanan tuzaklar olduğunu okumuştum.

Ankara'daki 1 haftalık çalışmadan sonra ilk tuzak karşıma çıktı. Görevliler  oturduğum odaya gıcır gıcır bir koltuk getirerek “Bu koltukla sizin koltuğunuzu değiştirmek istiyoruz” dediler.

Görünüşte çok masum gibi gözüken bu teklif karşısında 66. hissim beni uyardı. Kendimi hemen toparlayarak işveli gözlerle bana bakan siyah koltuğun cazibesinden kendimi kurtardıktan sonra “Niçin böyle bir ihtiyaç ortaya çıktı? Dedim. Görevliler beni ürkütmemek için sureti haktan gözükerek  “Koltuğunuz eskidiği için değiştirmemiz gerekiyor” dediler.

Gerçekten de koltuğun sağ ve sol ucunda sürekli masaya temas etmesinden kaynaklanan yıpranmalar vardı ama bu apaçık bir tuzak olabilirdi ve verdiğim koltuk bir daha geri gelmeyebilirdi. Ankara'nın ortasında koltuksuz kalma tehlikesini göze alamadım.

Çünkü tümden koltuktan olma riski vardı. Halbuki eski de olsa koltuk burada sağlam bir şekilde duruyordu.

Bu kısa düşünme anından sonra görevlilere  “Bu yeni koltuk kaç lira” dedim. Görevliler omuz silkerek “600 lira” dediler.

Koltuğun fiyatı imdadıma yetişti. Hemen mütevazılık ipine sarılarak “Hiç zahmete gerek yok. Ben koltuğumdan memnunum. Siz bu koltuğu götürün” dedim. Görevlileri hızlıca yolcu ettikten sonra kaptırmamış olmanın keyfi ile koltuğuma büyük bir keyif içerisinde oturdum

Ankara'da bir koltuk verilir de sonra geri gelir mi? Bunun bana kurulmuş sinsi bir tuzak olduğunu çok şükür anlayıp gereğini yaparak kurtulmuş oldum.

Ankara'daki bir sonraki tutsak 1 ay sonra geldi. Bu sefer görevler “Odanızı değiştireceğiz, size daha güzel bir oda yapacağız, duvarlarını elden geçireceğiz, kapısını deri kaplama yapacağız” dediler. Hemen 66. .hissim beni uyardı. Sakın tuzağa düşme! Sakın odanı değiştirme! Eğer değiştirmeye kalkarsan bir sabah geldiğinde odanı yerinde bulamayabilirsin!

Ben yine mütevazilik  ipine sarılıp “Ben odamın bu halinden çok memnunum, sakın odamı değiştirmeyin! Dedim. Görevliler şaşkın bir şekilde birbirlerine bakıp gittiler.

Bu tuzağı da çok şükür böylece atlattım. Ankara'da odanı değiştirmek için vereceksin de bakalım geri gelecek mi? Neme lazım. Eski de olsa oda odadır.

Bir süre sonra bir başka tuzaklara karşı karşıya geldim. Odamızdaki sehpaların altında kıymetli bir Hereke halısı vardı. Bir sabah geldim baktım halı yok. Bildiğim kadarıyla bu halı Alaaddin'in Uçan halısı değildi. O zaman halı nereye uçmuştu? Hemen bir panik yapıp görevliyi çağırdım. Allah'tan görevli, memur zihniyetine sahip akıllı bir kişi çıktı. Halının yıkanmaya verildiğini, ancak yıkamaya vermeden önce her ihtimale karşı fotoğrafını çektiğini söyledi. “Ne olur olur ne olmaz, halı için bana da zimmet çıkarmasınlar” dedi.

Bu tuzağı da böyle atlattık….

Tam her şeyi yoluna koyduğumu zannettiğim bir gün müstahdem arkadaşlardan biri ziyaretime geldi. Biraz hoşbeşten sonra ”Biz sizi çok seviyoruz” dedi. “Çok teşekkür ederim niçin seviyorsunuz?” dedim.  “Siz  bu binaya bizim gibi giriyorsunuz” dedi. Şaşırdım, merak ettim: “Öbürleri binaya nasıl giriyor?” dedim. “Öbürleri bize hükmetmek üzere giriyorlar” dedi. Peki dedim, teşekkür ettim. Çayını yudumlarken bir sır verir gibi “Benim size bir uyarım var” dedi ve kelimelerini seçerek şöyle devam etti: “Burada ‘makam fındık fıstıkları' vardır. Makama tahsisli olarak gönderirler, sakın onlardan yemeyin!” dedi.

O söyleyince hatırladım, gerçekten de göreve ilk başladığımız günlerde bazı makam sahiplerini ziyaret ettiğimde hem masalarında hem de  masalarının önündeki sehpalarında bol miktarda fındık fıstık görüyordun. “Niçin yemeyeyim?” dedim.

“Buraya neredeyse bir kamyon dolusu fındık fıstık girdi. Bunu o fındık fıstığı yemeyen bütün çalışanlar görüyorlar, sağda solda konuşuyorlar” dedi.

“Benim görev kıdemim  ‘makam fındık fıstığına' yetişmiyor sen merak etme” dedim.

O omuz silkti ve ısrar etti. “ Olsun, size gelse de sakın yemeyin! Çünkü bunların bir alışkanlığı vardır. Önce fındığı fıstığı yedirirler sonra da Sayıştay'dan zimmet çıkartırlar” dedi .

“Ben söz dinlerim” dedim, bu tuzağı da böylece atlatmış olduk.

Bir gün Ankara'da çok tecrübeli bir memur dostum ziyaretime geldi. Bazı zor zamanlarda odadan kolayca kaçmak gerektiğine dair bir  ihtiyacın olacağını söyledi. Onu uğurladıktan sonra akşam saatlerinde kapıyı açıp baktım. Ortada kolayca kaçılacak bir imkan ve uyarı yok. Her tarafta exit yazıyor ama çıkışı gösteren bir levha yok.

Bunu dairenin idare amirine ertesi gün söyledim. “Bu eksikleri bir an önce giderelim” dedim. Bir hafta sonra idare amiri bir doktora tezi hazırlığı yapmış gibi bir yüz ifadesiyle  “Efendim ben çok araştırdım. Bu söylediğiniz konunun kanunda yerini bulamadım.” dedi

Devlet memurunun gerektiğinde odasından nasıl bir şekilde kaçacağına dair bir hüküm herhalde kanunda olmazdı.

O zaman iş başa düştü. Bir akşam herkes çıktıktan sonra  sekreter Nuri ile birlikte bir operasyon yaptık. Bilgisayardan aldığımız renkli ‘Çıkış' yazılarını Exıt yazılarının üzerine yapıştırdık.

Şimdi bizim katta rahatça  her türlü memurun gerektiğinde kaçış için çıkışı rahatça bulabileceği bir düzenek hazır bulunmaktadır. “

Anlatıldığına göre Ankara'da  memurluğun halleri böyle imiş..

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  716567

-