30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

MENDERES’İN YASSIADA’DA YAŞADIKLARI, İDAM GÜNÜNDE YAŞADIĞI EZİYETTEN DAHA HAFİF DEĞİLDİ

Hüseyin Yağmur

Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de siyaset yapmak, siyasi bir aktör olarak bir role talip olmak gerçekten zor ve netameli bir iş. Ateşten gömlek giymek gibi bir şey...

Eğer siyasi rakipleriniz centilmen insanlar ise sorun yok. Centilmence yarışılır ve kim kazanırsa kupayı o alır, taraflar birbirini tebrik eder ve köşesine çekilir.

Türkiye'de çok partili hayata geçildiğinden beri siyaset hiçbir zaman centilmence bir yarış olmadı.

1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte çok partili hayata geçilince güçlü parti, zayıf ve muhalif partiyi her türlü yöntemi kullanarak tasfiye etti.

Türkiye araştırmacısı Eric Van Zührer 'Türkiye'de 1908-1950 arası İttihat ve Terakki dönemidir' der. Gerçekten de bu dönemde İttihatçı yönetim anlayışının karşısındaki muhalif partilerin ileri gelenleri çoğu zaman kendilerini idam sehpasında buldular.

Yurtdışına kaçabilenler ise canlarını zor kurtardılar. Cumhuriyetin ilk yıllarında da bu süreç devam etti.

1950'de Demokrat Parti iktidara gelince her şey halloldu sanıldı. Çünkü uzun bir aradan sonra halkın gerçek manada temsilcileri iktidara gelmişti.

Ne var ki siyasi bahar kısa sürdü. Demokrat Parti'nin yöneticileri halkın taleplerini iktidara getirmenin bedelini ağır ödediler.

Yassıada'da kişilikleri ve kimlikleri ezilecek şekilde rencide edildiler.

Menderes'in Yassıada'da yaşadıkları, idam gününde yaşadığı eziyetten daha hafif değildi.

Darbecilerin Soruşturma Kurulu'ndan Yassıada'ya 19 dava dosyası sevk edilmişti. Bunlardan biri de Bebek Davası'ydı. 31 Ekim-22 Kasım tarihlerinde 7 celse şeklinde gerçekleşen bu davada A. Menderes ve Dr. Fahri Atabey beraat ettiler.

Ancak Başbakan Adnan Menderes darbenin yargıçları tarafından ağır şekilde rencide edildi.

Yassıada tutanaklarından o utanç tablolarından bir kaçına göz atalım:

(...) Mahkeme Başkanı Salim Başol ilk gün Menderes'i kürsüye çağırdı ve kendisine atfedilen suçu şöyle özetledi: 'Siz Ayhan Aydan'la münasebet tesis etmişsiniz. Bundan meşru olmayan bir çocuk dünyaya gelmiş.'

Devrik Başbakan çok kibar bir üslupla söze girdi: 'Böyle bir suçla uzaktan yakından alakam mevcut değildir.

(...) 31 Ekim 1960 günkü duruşmada Başsavcı Yardımcısı, Başvekil'in makamındaki kasadan çıkan bir zarftan söz etti: 'Zarfı açıyorum (Hakimler Heyeti'ne göstererek).Bu, bir kadın külotudur. Küçük olduğuna bakılırsa pek genç yaşta bir kadına ait olacak. 

 

Menderes'in avukatı Burhan Apaydın müdahale etti:'Şahsa ait ileri sürülen hususlar ve şu şekilde fotoğrafa poz vererek elde kaldırılan külotlar, hiçbir suretle bu muhterem salonda, şu muhterem heyete karşı zarfın içinden çıkarılacak nesneler değildir. Bunların dava ile katiyen alakası yoktur. Müvekkilim 10 sene bu memlekette Başvekillik etmiştir.

Salon dalgalandı. Başkan, 'zarftan çıkan eşya'nın Menderes'e sorulma talebini reddetti. Külot ve fotoğrafları savcıya iade ederken; 'Alın götürün bunları. Başka davada lazım olur' dedi. Salondan gülüşmeler yükseldi.

(...) Başsavcı Yardımcısı: 'Vicdan, ahlak ve fazilet hissinden bigane olan sanık (Menderes), artık dillere destan olan bu gayri meşru münasebetinden bir piç sahibi olduğu anlaşılınca, kendisine rey verenlere ne diyecekti? O muhayyel (hayali) evliyalık postu da elden gidecekti

Menderes ilk duruşmada iddiayı reddetti. 'Bunu yapacak insan değilim' dedi.

CHP'li Yakup Kadri Karaosmanoğlu dahi yapılanların nasıl bir haysiyet cellatlığına dönüştüğünü sonradan şöyle ifade etmişti: 'Davaların hukuki değerinden ziyade halk üzerinde meydana getireceği etkiler ön plana alınmıştı. Bebek davasıyla; kendisine Müslümanlığın hamisi sıfatı verilen, evli üç çocuk babası bir Başbakanın altmış yaşındaki aşk maceraları, gayrı meşru çocukları,ortaya konulmak isteniyordu.'

Darbeci Binbaşı Binbaşı Orhan Erkanlı da Başbakana karşı icra ettikleri utanç verici olayları şöyle itiraf eder:'Bildiğim ve gördüğüm bir şey varsa o da Yassıada mahkeme salonunda cereyan eden bütün bu olayların halkın büyük bir kısmında uyandırdığı tepkilerdir. Bu tepkiler zaten daha önce, yargılamaların ilk günlerinde, suç dosyalarının bir 'köpek ve bebek' meselesiyle açılması ve bununla ilgili olarak bir kadın donunun teşhir edilmesi üzerine derin bir hayret ve utanç halinde belirmiş bulunuyordu.'

Cellatlar Menderes ve arkadaşlarının önce haysiyetlerini darağacına gerdiler Yassıada'da.Cumhurbaşkanı başta olmak üzere nice bakanlar, valiler, generaller, genel müdürler aşağılandılar,horlandılar, işkence edildiler.

Menderes ve arkadaşlarının 'Bu bana karşı kurulmuş bir komplodur. İstifa ediyorum' diyerek işin içinden sıyrılmak gibi bir şansları da yoktu.

Mahkeme Başkanı Salim Başol'un itiraf ettiği gibi 'Onları oraya tıkan güç öyle istiyordu'

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  408588

-