28 MAYIS 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

‘MENEMEN TERTİBİ’ ARTIK AYDINLATILMALIDIR!

Hüseyin Yağmur

Resmi  tarihe göre, ‘23 Aralık 1930 Pazar günü İzmir'in Menemen ilçesinde Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile Hasan ve Şevki isimlerini taşıyan iki bekçi ‘mürteciler tarafından şehit edilir', Kubilay'ın başı ‘kör bir testere' ile kesilir ve yeşil bir bayrağın tepesine bağlanarak sokak sokak dolaştırılır, hatta Kubilay'ın kanı mürteciler tarafından avuç avuç içilir.'

İlk Kubilay'ı anma toplantısı 2 Ocak 1931'de düzenlenmiştir ve o gün bu gündür nutuklar neredeyse kelimesi kelimesine aynıdır: Onlar Cumhuriyet uğruna canlarını verdiler, laiklik ve aydınlanmamızın önünü açmak için kanlarını akıttılar vs. vs...

Serbest Fırka'nın belediye başkanlığını kazandığı otuz civarındaki merkezden biri olan ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın esasen hedefinde olan ilçe bu tertip için pilot ilçe seçilmişti.

Rejim tarafından hedef nokta seçilen merkezlerden biri de devrin tasavvuf ulemasından “Şeyh Esad Erbili ve onun etrafındaki vasıflı sevgi halesiydi. Bu hâlenin içinde ‘Mahmut Muhtar Paşa gibi devlet adamları,  milletvekilleri, eski büyükelçiler, emekli profesörler  mevcuttu ” (Wett,1993:226).

Devrin ABD Ankara Büyükelçisi'nin kayıtları olaya projektör tutan çarpıcı tespitlerden müteşekkildir. Grew, ‘Bir takım uyuşturucu kullanmış şahısların önlerine çıkan Kubilay isimli şahsı öldürerek İnkılaplara karşı nutuk attıklarını; hükümet yanlısı gazetelerin Kubilay'ın başının kesilip kanının içildiğini uydurduklarını, İsmet Paşa hükümetinin bu hãdiseyi devrimleri yerleştirmek için kullandığını' Yeni Türkiye isimli eserinde zikretmektedir.

Nitekim yakın zaman önce yayınlanan Genelkurmay Arşiv belgelerinde de hãdisenin faillerinin “bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplânan şahıslar olduğu, bunlardan Mehmet isimli olanın kendisini mehdi ilan ettiği” (Milliyet:2007). belirtilmektedir.

Manisa'nın Menemen ilçesinde büyük oyunun küçük parçası olan altı vatandaş ‘Hilafet istiyoruz' şeklinde bir gösteriye kalkışmışlar, gösteriye adlî kuvvetler müdahale edince, çıkan arbede Kubilay isimli asteğmenin ölümüyle neticelenmiştir.Bu bilgiler, faillerin akli melekeleri yerinde olmadan hareket eden yahut kullanılan hastalıklı tipler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.Bir tertip olduğu çeşitli kaynaklardan gelen bilgilerle ortaya çıkan Menemen Vakası üzerine Mustafa Kemal, “Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'a bir mektup göndererek sorumluların en katı önlemlerle cezalandırılmasını talep etmiştir” (Karatepe,1993:41).

Bir başka kaynaktaki belgeye göre;Menemen'deki hâdisenin haberi Ankara'ya ulaşınca “Mustafa Kemal Paşa, üst seviye komutanlarla Çankaya'da toplanmış, bünyesinde hainleri barındıran Menemen Kasabası'nın boşaltıldıktan sonra tümüyle yakılmasını teklif etmiştir” (Özalp,1992:47). Toplantıya katılan generaller bir şehrin yediden yetmiş yediye toplu olarak cezalandırılmasını makul bulmadıklarından Mustafa Kemal'i ikna etmek için bir hayli uğraşmışlar, uzun çabaların ardından bu karardan vazgeçirebilmişlerdir.Hãdisenin ardından Muğlalı Mustafa Paşa başkanlığında kurulan mahkeme 100'den fazla kişiyi yargıladıktan sonra aralarında Şeyh Esad Efendi'nin de bulunduğu 35 kişiyi idama mahkum eder. Şeyh Esad Efendi hapishanede vefat eder. Diğer 34 kişi asılarak idam edilir.

Dönemin Menemen Kaymakamı ‘irticaî olaylar'ın çıkabileceği İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından bir raporla Ağustos ayında bakanlığa ihbar edildiği halde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın tedbir almadığını iddia etmektedir.

Jandarma Komutanı Yüzbaşı Fahri, meydanda toplanan olayın failleriyle görüştükten sonra durumu Alay Komutanlığına bildirir. Sanki alayda yedek subay olan Kubilay'dan başka subay ve 26 acemi erden başka tecrübeli asker yokmuş gibi, üstelik de tüfeklerinde mermi olmadan(!) olay yerine gönderilmeleri, dikkat çekicidir.Üstelik bu suçlamalar, Genelkurmay Başkanlığı'nın yayınladığı ‘Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar' adlı kitapta (Ankara 1972) yer almaktadır. Nitekim Denizli milletvekili Mazhar Müfit Bey, Ocak 1931'de TBMM'de yaptığı konuşmada idarecilerin suçlu olduğunu üzerine basa basa söylemektedir.

Dönemin ABD Büyükelçisi Joseph C. Grew'un, Turbulent Era adını taşıyan anılarında, baş kesilmesi haberlerini ‘Gerçekliğinden şüphelenmek için yeterince sebep var' diye yorumlaması ilginçtir.Necip Fazıl, Son Devrin Din Mazlumları adlı eserinde şunları yazar: “Söylendiğine göre gizli ajan, hâdiseyi çarşaflı bir kadın kılığında uzaktan takip etmiş ve muradına erer ermez, ancak bir erkeğe mahsus sert adımlarla uzaklaşıp gitmiştir. Bu manzarayı aynen görenler vardır ve onlardan biri hâlâ sağdır ” (Armağan,2011).

Son dönemin şahitlerinden Münevver Ayaşlı olayı  şöyle anlatır:Bergama'ya gider ve gelirken haliyle, bedbaht şehir Menemen'den geçerdik. 1930 veya 1931 senelerinde CHP, Menemen'de yine cinayetlerinden birini işlemişti.Bir çok mazlum pir-i faniyi, -ki bunlar arasında 80 küsur yaşında olan Şeyh Es'ad Erbili Hazretleri de vardı- haksız yere asmıştı. Bir tek Menemen hadisesi bile Halk Partisi'ni mahkum etmeye kâfi gelir (Ayaşlı,1990:309-310).

1930'ların sonlarında Hamdullah Suphi Tanrıöver'in Osman Yüksel Serdengeçti'ye, onun da 1973 yılında kendisine aktardığı, uygun zaman ve zeminde kamuoyuna açıklanması istenen sırrı Hasan Külünk şu şekilde aktarır: “Osman Yüksel Serdengeçti bana, ‘Hasan sana bir şey anlatacağım. Bu bir emanettir. Türkiye şartları müsait olduğu zaman sen bunu devredersin' dedi. Bir gün Ankara'da Türk Ocakları'nda bulunduğu sırada Hamdullah Suphi Tanrıöver onu bir kenara çağırır ve gel sana özel bir şey anlatayım der. ‘Bu Menemen olayı var ya, onu biz yaptık. Kabakçı taifesine (zamanın esrarkeşleri) üç beş kuruş verdik. Bir nümayiş tertipledik. Fakat kontrolden çıktı, zavallı Kubilay kurban oldu. O bizim günahımızdır.' Osman bunu sana söylüyorum, münasip bir zamanda, münasip bir yerde neşredersin. Şimdi günü değil“  (tvnet,2012).

Menemen örfi idare komutanı Fahrettin Paşa'nın şu ifadesi çok düşündürücüdür.Bunların hepsi kömürcü, fırıncı, ayakkabıcı, kahveci çırağı. Bunlar mı inkılabı devirecek?(Tunçay, Türkiye'de Tek Parti Yönetimi) (Cebeci,2014:35).  

Serbest Fırka ile Terakkiperver Fırka'nın bir çok konuda çakışan kaderleri ‘rejime karşı düzenlendiği söylenen irticai kalkışmalar'la irtibat kurulması noktasında da birleşmişti. Şu farkla ki, Terakkiperver Fırka'nın kurulmasının ardından gerçekleşen Şeyh Said isyanı bu konuda kullanılırken, Serbest Fırka'nın kapatılmasından sonra tertiplenen Menemen Vakası'yla içtimãî muhalefet yeniden yok edilmiş ve bastırılmıştı. “Tek Parti idaresini sürdürmek isteyenler Şark Vakası İsyanı'nın sorumluluğunu nasıl TCF'ye yükledilerse, Menemen Vakası'nın sorumluluğunu da manen Serbest Fırka'ya yüklemişlerdi” (Ağaoğlu Samet,1993:30).

Serbest Fırka'nın kapatılmasının hemen ardından patlak veren “Menemen Vakası, tıpkı Şeyh Said isyanı gibi bir toplum mühendisliği çalışmasıydı. Tek parti haline dönüşmüş Cumhuriyet Halk Fırkası iktidarının muhalifleri ve geniş halk kitleleri önünde gücünü ispatlaması bakımından Menemen iyi bir fırsat olmuştu” (Ekinci,1997:83).

Prof. Dr. Kemal Karpat'a göre “Serbest Fırka'nın Menemen vakasıyla birlikteliğini gösteren kesin bir delil yoktur”(Karpat,1996:74). Yükselen sosyal dalganın, siyãsî dengeleri altüst edeceğinden korkulmuştur.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  064865

-