18 KASIM 2019 PAZARTESİ

Zihni Çakır

MEŞRUİYET SORUNU OLAN MECLİSLE ANAYASA YAPILMAZ!

Zihni Çakır

 Barındırdığı kimi parti ve vekillerin 'Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçların odağına dönüşmesi nedeniyle meşruiyeti bile tartışılabilir hale gelmiş mevcut parlamento marifetiyle Anayasa yapmak, hele bir de bunlarla “makul uzlaşma” koşullarıyla bile olsa aynı masayı paylaşmak bunca kazanımın hepsini tarihin çöplüğüne atmak olur.

Parlamentonun meşruiyeti tartışılabilir mi? Elbette tartışılabilir. Dört partili Parlamentonun üçüncü gücüne sahip olan siyasi teşekkül kriminalize olmuşsa, kimse tartışamazsınız diyemez. O partinin yani HDP'nin, ülkenin bir bölgesini bölme ve parçalamayı amaçlayan, bu yolda düzenlediği terör eylemleriyle binlerce polis, asker ve sivilin canına kasteden terör örgütü ve bileşenleriyle ilişkisi somut verilere dayanıyorsa, meşruiyetten falan söz etmek mümkün değil.

HDP, onu PKK ve küresel sistemin bileşeni olarak tanımlamakta hiçbir beis görülmeyecek eylem ve söylemlerin odağı haline dönüşmüşse, o parlamentodaki sandalyelerden 59'u, meşruiyetle birlikte yasallığını da kaybetmiş demektir.

Bu sadece HDP odaklı bir durum da değil.

Ana muhalefet partisi CHP'nin bir milletvekili (Eren Erdem) Türkiye'nin başka bir ülke (İran) ile olası savaşında, karşı ülke saflarında yer alacağını ilan etmedi mi?

Aynı partinin İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu başta olmak üzere 10'u aşkın milletvekili HDP ile aynı parallellikte bir siyasetin odağına dönüşmedi mi?

Bu parti milletvekillerinden Mahmut Tanal'ın, FETÖ başta olmak üzere ülkenin birlik ve bütünlüğüne ve hatta yürüttüğü siyasi, askeri ve ekonomik casusluk faaliyetleri ile bağımsızlığına kasteden karanlık yapıların “avukatlığına” soyunduğunu kim inkar edebilir?

HDP ve DTP gibi PKK'nın siyasi bileşenlerinin, “özyönetim” ve “özerklik” dayatmaları, örgütün terör eylemleriyle birleştirilerek soruşturma konusu oldu. Bugün yürüyen yargı sürecinin temel gerekçesi, “özyönetim” ve “özerklik” taleplerinin, 'Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar' kapsamına girdiği yönünde.

Haliyle, HDP, tüm milletvekilleriyle birlikte bu suçun odağına dönüştü. Demem o ki; parlamentonun üçüncü partisi, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçların merkezi haline geldi. Şimdi meşruiyetiyle birlikte yasallığını da kaybeden bu partinin ve 10'dan fazla milletvekilinin de bu partiyle aynı parallelikte siyaset yürüttüğü ortaya çıkan Ana muhalefetin temsil edildiği bir parlamentonun meşruiyeti tartışılmaz mı?

Buna bir de iktidar partisi içinde Galip Ensarioğlu'nun başını çektiği kimi bölge milletvekillerinin “yöntem farklılığı” anekdotu geçerek açıkladığı “özyönetim ve özerklik tartışılabilir” fantezisini ekleyin.

Köprünün altından çok sular aktı. Çözüm Sürecini, sadece “Kürt Sorunu” parantezine hapsedenler, ülkenin en önemli zenginliği olan etnik, kültürel ve mezhepsel farklılıkların bir arada yaşama duygusunu güçlendirecek en radikal adımı, PKK terörünü meşrulaştırmaya kadar evrilen bir ucubeye dönüştürdü.

Ülkeyi dış müdahalelere kapatacak, kendi değerleriyle harmanlanacak yeni bir sistemi, bu bir arada yaşama ve ayrışmadan bütünleşmeye yönelten argümanlarla oluşturabilme kabiliyetini yok ettiler.

12 yıldan bu yana atılan cesur adımlarla, devletin tehdit algısındaki sakat mantıktan kaynaklı demokrasi açıkları kapatılırken, bu adımlar, Çözüm Süreci denile ve sonradan ucubeye dönüştürülen süreç nedeniyle, PKK'nın silahlı faaliyetleriyle elde edilmiş kazanımlar şeklinde algılandı.

Şimdi bu algının merkezinde yer alan siyasi örgütlenmelerin ve siyasetçilerin, sandıktan çıkan sonuçla ülkenin birlik ve bütünlüğünü, toplumun huzur ve güvenini tesis etmekle görevli, bu yöndeki yasama faaliyetlerini tek adresi olan parlamentoda bulunması o parlamentonun meşruiyetine halel getirmiş olmuyor mu? Bence oluyor.

Dahası, aynı siyasi parti ve siyasetçiler, parlamenter sistemin doğası gereği, bir toplumsal sözleşme olan Anayasa'nın yapım sürecinin de aktörü olacaklar.

Meşruiyetinin yanında yasallığını da kaybedenlerle aynı masada yazılacak bir toplumsal sözleşmenin yani Anayasa'nın Darbe Anayasasından ne gibi bir farkı olabilir ki?

Özetle; barındırdığı kimi parti ve vekillerin 'Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçların odağına dönüşmesi nedeniyle meşruiyeti bile tartışılabilir hale gelmiş mevcut parlamento marifetiyle Anayasa yapmak hele bir de bunlarla “makul uzlaşma” koşullarıyla bile olsa aynı masayı paylaşmak bunca kazanımın hepsini tarihin çöplüğüne atmak olur.

En doğru olan ise; belki kimileri için kabus olacak ama; Milli bir Toplumsal Sözleşme kabiliyetine sahip Milli vekillerden oluşan parlamento fotoğrafı çıkarmanın yollarını zorlamaktır.

zihnicakir@gmail.com

@zihnicakir

ZİHNİ ÇAKIR - TERCÜMEİHÂL

ZİHNİ ÇAKIR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  523189

-