21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Zihni Çakır

MİLENYUMUN HITTİN MUHAREBESİ VE BAŞKOMUTAN ERDOĞAN!

Zihni Çakır

Selahaddin Eyyübi, 2 Ekim 1187'de Hıttin Muharebesi ile Kudüs'ü Haçlıların elinden alıp, kentteki 88 yıllık Hıristiyan egemenliğine son veren kahraman komutandı. Bunun akabinde düzenlenen üçüncü Haçlı Seferi'ni de etkisizleştiren bir dehaydı. E biz bugün Türkiye'nin ve İslam coğrafyasının karşı karşıya kaldığı kuşatma ve taarruzu de yeni binyılın Haçlı seferleri olarak okumuyor muyuz?

Türkiye'de tırmanan gerilimi salt siyasi nedenlerle okumaya çalışmak anlamsız. Çünkü Türkiye'nin demokratik fonksiyonları, rejimin, batının çıkarlarına endeksli koruma refleksleriyle sınırlı.

Cumhuriyet öncesi toplumsal hafızanın silinmesi ve yeni bir toplumsal hafıza yaratılması için CHP eliyle oluşturulan eğitim kurumlarından, Cumhuriyeti kuran anlayışın, toplumun öz kültürüyle savaşımı anlamına gelen yasaklamalarına göz atın. Modernleşme ve batılılaşma adı altında nasıl bir sömürge toplumu haline getirildiğini göreceksiniz.

Mandacılık ve sömürü düzeninin örtülü olarak kabullenilmesinin mükafatı olan Cumhuriyet rejiminin, halkın kendi kendini yönetebilmek gibi evrensel bir tanıma değil, bu topraklar ve coğrafya üzerindeki çıkarlarını koruyup kollamak isteyen işgal kuvvetlerinin çıkarları çerçevesinde yönetebilme özgürlüğü tanıdığını anlayacaksınız.

İşte bu düzeni tersine döndürmek isteyen, rejimin sistemsel bir revizyona tabi tutulmasına ihtiyaç olduğunu söyleyen herkes, rejimin korunma refleksiyle hem de demokrasiyi koruma adına karşılaştı.

Olmadı, bu yönde amaç taşıyan siyasi partiler ve bu yöne doğru kitleselleşen toplumsal hareketler, rejimin bekçisi diye gösterilen ordunun darbelerine maruz kaldı.

1960, 1971, 1980, 1997, 2007 ve bugün… Bu tarihlerin tamamı Cumhuriyetin arkasındaki mandacı aklın, sömürgeci zihniyetin rejimi koruma refleksleriyle sergilediği hukuksuzluklarla dolu.

2003-2004'te karargah koridorlarına kadar yansıyan birden fazla darbe planı, 27 Nisan'daki e-muhtıra, 2011'den bu yana AK Parti ve bilhassa Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik taarruzlar…

Hiçbiri siyasetin kendi normları içerisinde gelişen eylemler değil. Tamamı demokratik fonksiyonların rejimi üstelik emperyalist bloğun çıkarları doğrultusunda koruma refleksiyle askıya alınması.

Bakın 2011 Eylül'ünde o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın Arap Baharı ziyareti, bir mihenk taşıdır aslında bugünkü saldırılar için. O ziyaretler batı basınında geniş yer bulmuştu. Batı medyası, o ziyaret esnasında Erdoğan'ın karşılaştığı sevgi selini, Türkiye'nin bölgedeki prestijinin artması olarak yorumlamış ve şu başlıkları kullanmıştı: ‘Başkaldıran lider', ‘kahraman', ‘İslam dünyasının yeni sesi'...

İngiliz'in, İtalyan'ın, Amerikalı'nın, Fransız'ın parça parça paylaştığı coğrafyadaki hakların uyanışı için öncü görülüyordu Erdoğan.

Mesela Financial Times gazetesi, Kahire'de açılan “Erdoğan liderimiz olsa idi Kudüs'ü kurtarırdı” gibi dövizleri ön plana çıkarıyordu.

Batı'daki bu tedirginlik devam ederken içerde Fetullahçı Terör Örgütü Erdoğan ve AK Parti'ye eş zamanlı savaş açıyordu. Büyük badireler, Gezi, 17-25 Aralık gibi dehşet sivil cunta teşebbüslerinden sonra girilen 7 Haziran seçimlerinde AK Parti'nin yaşadığı oy kaybı bile Cumhurbaşkanı Erdoğan'la ilişkilendirilordu.

İtalyan La Repubblica gazetesi, 7 Haziran seçim sonuçlarını baş sayfadan iki yorum yazısıyla aktarıyordu okurlarına.

Marco Ansaldo imzasıyla yayınlanan yorumda “Sultan'a şamar. Türkiye'de heyelan ve dönüm noktası” başlığı kullanılırken;

Aynı gazetede Adriano Sofri imzalı başka bir yorumda ise, “Yeni bin yılın Selahaddin Eyyübi'si son metroda durduruldu” başlığı kullanılıyordu.

İtalyan La Stampa gazetesi ise “Erdoğan'ın liderliği Ortadoğu cephesinde de cila kaybına uğradı” başlıklı bir analizle asıl niyeti ortaya koyuyordu.

Kimdi peki Selahaddin Eyyübi?

Selahaddin Eyyübi, 2 Ekim 1187'de Hıttin Muharebesi ile Kudüs'ü Haçlıların elinden alıp, kentteki 88 yıllık Hıristiyan egemenliğine son veren kahraman komutandı. Bunun akabinde düzenlenen üçüncü Haçlı Seferi'ni de etkisizleştiren bir dehaydı.

E biz bugün Türkiye'nin ve İslam coğrafyasının karşı karşıya kaldığı kuşatma ve taarruzu de yeni binyılın Haçlı seferleri olarak okumuyor muyuz?

Öyleyse neden hedef Erdoğan diye düşünüyoruz ki? Neden 1 Kasım öncesi AK Parti'nin önünü kesmek için bütün cephelerin yine bir araya getirilmesini sürpriz sayıyoruz?

O taarruzlar ve kuşatma iklimini yeni binyılın Haçlı seferleri olarak görüyorsak, bu kuşatma ve taarruzun hedefindekinin yanında yer almamız gerekmez mi?

1 Kasım için bütün bu somut örnekler ortadayken hala mı kararsızsınız?

Öyleyse ön yargılarınız ve öfkenizi bir kenara bırakıp vicdanınızla baş başa kalın.

ZİHNİ ÇAKIR - TERCÜMEİHÂL

ZİHNİ ÇAKIR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  401577

-