Lütfi Bergen

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN SAĞI SOLU

Lütfi Bergen

Necip Fazıl'ın Milli Görüş ve Milliyetçi Hareket'in fikir babası olduğunu, O'nun “Makine yapan makine” söyleminin Milli Görüş'te “Fabrika yapan fabrika” söylemine dönüştüğüne işaret etmiştik.  “Muhafazakâr Metropol” başlıklı yazıma Fatih Tutkun'un yaptığı eleştiri, Necip Fazıl'dan önce bu kavramlaştırmayı Hikmet Kıvılcımlı'nın “Eyüp Konuşması”nda dile getirdiği yolundadır. Gerçekten de Doktor, ‘Eyüp Sultan Konuşması'nda şöyle demişti: “Bu memlekete şeker fabrikasından evvel, ‘makine yapan fabrika' lazım, vatandaşlarım. Ondan sonra, bir makine yapmağa başladık mı, iki sene içinde: Şeker fabrikasını da kurarız, çimento fabrikasını da kurarız, yollarımızı da kurarız, her şeyimizi yapana. Hem harice on paramız gitmez. Ve o kurulan fabrikalarda benim vatandaşım, benim milletim, benim işçim ekmek bulur.”

Fatih Tutkun, “Milli Görüşçüleri etkileyen de muhtemelen bu sosyalist kesimdir” demekte ve Necip Fazıl'ın MGH'ye (Milli Görüş Hareketi'ne) etkisini reddetmektedir. Milli Görüş'ün muhafazakâr tasavvurdan sıyrılma çabasını memnuniyetle karşılayacağım âşikârdır.

Peki, Necmettin Erbakan Hoca'nın Taksim Meydanı'ndaki “Milli Görüş-Temel Görüş” konuşması nasıl yorumlanmalıdır?

Erbakan Hoca bu konuşmada Milli Görüş'ün “sağcı”lığının altını çizdi: “Bugün zihniyetler üç(tür). Zihniyetlerden bir tanesi ortaya çıkmış, adını koymuş, ben solcuyum diyor (…) Onun karşısında bizim milletimizin büyük gövdesinin kendi zihniyeti var. Sağcı zihniyet veya Milli Görüş dediğimiz zihniyet (…) Bir de ‘ne solcuyuz, ne sağcıyız'diyenler var. Onlar da insan (…) O zihniyetin de adı var. Bu zihniyete Avrupa'da ‘liberal görüş', ‘liberal zihniyet'deniyor (…) Halk arasında milletimiz bunlara ‘renksizler' diyor, renksizler (…) Aziz İstanbullu kardeşlerim! Bakınız, herkes bu zihniyetlerden birisine bağlıdır. Ben bunlardan hiç birine bağlı değilim diyen insan, kendini aldatıyor. Arkadaş, sen ya sağcısın, ya solcusun, ya da renksizsin (…) İki hafta sonra seçim var. Bu günde üç temel zihniyet, üç tane de büyük parti var. Solcu zihniyet var, onun fikir partisi var, adı Halk Partisi. Renksiz zihniyet var, onun fikir partisi var, adı Adalet Partisi. Sağcı zihniyet Milli Görüş var, onun da partisi var. İşte Milli Selamet Partisi (…) Sağcılık, Milli Görüş bir bütün sistemdir. Kim ona bütünüyle teslim olursa, ancak o sağcı olur. Sağcı insan her şeyden önce yüzünden belli olur” (Necmettin Erbakan, Erbakan Külliyatı, c: 1, MGV Yayınları, 2014: 427-428).

Konya'daki “28-30 Ekim 2016 - Doğumunun 90. Yılında Erbakan Sempozyumu”nda MGH'nin sağcılığı da solculuğu da reddettiği ifade edilerek “İslâmcı” yönelişi temsil ettiği ima edilmişti. Oysa Milli Görüş, tarımda makineleşerek köylünün kentlere hücumunu politize eden Demokrat Parti'nin ideolojik ardılıdır, onun paltosundan çıkmıştır. Demokrat Parti, büyük toprak sahiplerinin menfaatlerini savunuyor ve küresel piyasaya sürülecek tahılın ihracat değerlerini büyütmeyi hedefliyordu. DP'nin tarım politikaları kentleşmeyi, kent çeperlerinde biriken nüfus stoklarını ve gecekondulaşmayı tetikledi.

İdris Küçükömer, “Düzenin Yabancılaşması”nda bir tabloya yer vermiş ve tablonun “sol yanı”nda yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen gerçek ve büyük kitlesiyle İslâmcı-Doğucu cepheye dayanan kuruluşları göstermişti. Küçükömer, Sol'u, Prens Sabahattin-Hürriyet ve İtilaf- TBMM İkinci Grup- Terakkiperver Fırka- Serbest Fırka- Demokrat Parti- Adalet Partisi silsilesi kurarak tanımlamıştır. Küçükömer'e göre Sağ yanda ise, “Devleti kurtarmak (?) için batıcı-laik geleneğin temsilcisi olan kuruluşları” görüyoruz (İdris Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması, Bağlam Yayınları, 1994: 72-73).

Erbakan Sempozyumu'nda Lütfi Sunar, İdris Küçükömer'in kitabının Adnan Demirtürk tarafından gençlere tavsiye edildiğini, Öner Buçukcu ise Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) söylemleriyle Milli Görüş'ün söylemleri arasında büyük benzerlikler bulunduğunu ifade etmişti. Kanaatimce Milli Görüş, bin yıllık nizamı-tımarı bozulan toplumun “İşçi Partisi”dir.

Yine de Erbakan Hoca'nın söylemlerinde Necip Fazıl'dan, Sezai Karakoç'tan etkilendiği karşılaştırmalı metin okumalarından anlaşılmaktadır.

Sezai Karakoç, “Solculuk Sanatı” yazısında solculuk / sağcılık kavramlarına Erbakan Hoca'nın söylemleriyle benzeşen anlamlar yükler: “Türkiye'deki sağcı, Batı'daki sağcıyla aynı değildir (…) Batı'da sağcı, düzenden memnundur, statükocudur. Değişiklik istemez. İktisadî bakımdan, toplumun en iyi durumundadır. Zengindir; büyük mülkün sahipleri sağcıdır (…)Türkiye'de durum farklıdır. Sağcı, statükonun değişmesini ister (…) Ekonomik bakımdan solcuların durumu sağcılardan çok iyidir. Solcular, genel olarak fakir tabakadan değil, imkânları bol bir entelektüeller tabakası içinden çıkar. Bunların belki, toptan kumaş mağazaları, şöyle veya böyle ticarethaneleri yoktur. Ama en yüksek ücretleri onlar alır. Avrupa'ya onlar gider, üniversitede, gazetelerde, şu ya da bu kurumda önemli yerlere adamlarını veya sempatizanlarını oturtmak için (…) çalışma yaparlar. Demek ki, bizdeki sağcı ve solcu ayırımının asıl faktörü ekonomik değil ruhîdir” (Sezai Karakoç, Günlük Yazılar I- Farklar, Diriliş Yayınları, 1986: 115). Sezai Karakoç, “sol-ecnebi” vurgusu yapmaktadır.

Sezai Karakoç, “Gün Işığı ve Prizma” başlıklı yazısında, sağcılığı Müslüman olmakla anlamlandırır: “İslâm düşüncesinde sağcı, inanan yâni mü'min, (…) kişidir. Hâlbuki solcu, redçi (…) İslâmcı olmayandır” (Karakoç, 1986: 125).

Erbakan Hoca da solculuğu “ecnebi”, “ahlâka kıymet vermeyen”, “Hak'tan, hakikatten haberi olmayan” bir içerikle tanımlayarak Sezai Karakoç gibi ekonomi-politik'in kavramlarına teolojinin anlamlarını yüklemiş oldu: “Erbakan neden Milli Selamet'i, Milli Görüş'ü sağcı yerine koyuyorsun da, solculuğu, renksizliği, çürük hasta yerine koyuyorsun. Elbette koyarım (…) Biz bin yıl dünyanın efendisi idik. İçimizde ne solculuk, ne de renksizlik vardı. Bunlar ecnebi memleketlerde ortaya çıktı. Haktan, hakikatten haberi olmayan bir takım evlatlarımız, bu zihniyetlerden hayır gelir zannettiler” (Erbakan, c: 1, 2014: 428).

Erbakan Hoca, “Solculuk demek, ahlâk ve maneviyatın büyük kıymetini bilmemek demektir” (Erbakan, c: 1, 2014: 429) ifadesiyle solu kendinden uzaklaştırdı.

Bütün eleştirilerime rağmen muammer daim oldukça, bir şey doğacaksa buradan doğacak; Yarınki Türkiye için muhasebeye başlamış genç adam kadınlarla “her şey güzel olacak.”

 

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  142388

-