26 KASIM 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

MİLLİ ŞEF İSMET İNÖNÜ

Hüseyin Yağmur

 

25 Aralık günü Eski Cumhurbaşkanlarından İsmet İnönü'nün ölüm yıldönümü.2. Cumhurbaşkanı, M. Kemal Atatürk'ün yakın arkadaşı İsmet İnönü hakkında çok sayıda inceleme yapıldı şüphesiz. Bir ülkenin kaderine 12 yıl başbakan, 12 yıl cumhurbaşkanı olmak üzere tam 24 yıl hükmeden bir kişinin yoğun incelemelere tabi tutulması kaçınılmaz bir olgu.

 İsmet İnönü'nün beyninin kıvrımları arasında gizli kalmış (veya ısrarla gizlenmiş) gerçek kimliğine silah arkadaşlarının, meclis ve siyaset arkadaşlarının, emrinde çalışan dönem bürokratlarının verdikleri ipucu bilgilerle ulaşmak mümkün. Onların kılavuzluğunda tarihi bir yolculuğa çıkacak, gerçeklere ışık tutmaya çalışacağız.

 Kamuoyunda pek bilinmeyen ön ismiyle zikredecek olursak, Mustafa İsmet İnönü, 1884 yılında İzmir'de doğdu. Babası sorgu yargıcı Reşid Bey, aslen Bitlisli olup Kürümoğulları denilen bir Kürt aşirete mensuptu. Annesi Cevriye Hanım ise Balkanlarda bulunan Deliorman Bölgesi'ndendi.

 İsmet Edirne günlerinden bahsederken hayatı boyunca izleyeceği bir siyaset çizgisinin ipuçlarını da verir: “22 yaşında yüzbaşı rütbesiyle orduya girdim. O zamanlar alaylı subaylar orduda çoğunluktaydı. Çoğu iriyarı çatkın bakışlı insanlar. Ben ufak-tefek olduğum için kimse beni ciddiye almaya hevesli değildi. Bir zaman dişimi sıktım. Çevremde olup-bitenleri anlamaya çalıştım. Bu alaylı subayların her birinin kendine göre bir zaafı vardı. Kimi er kazanından çalıyor, kimi depodan öteberi satıyor, kimi kendi hallerince zevk-i sefaya düşkün... Bilgiler elimde tamamlanınca herbirine ayrı ayrı gidiyor, bir başkasının yaptığını anlatıyordum. Kısa bir sürede herkes beni el üstünde tutmaya başladı. (Bozdağ,1972)

1. Cihan Harbi'nin ardından aldığımız ağır yenilgi ve İstanbul dahil olmak üzere ülkenin işgali çok sayıda vatanseveri derin üzüntülere boğmuş, asker, esnaf, bürokrat, din adamı, her sınıftan insan çıkış yolları aramak üzere faaliyetlere başlamışlardı. Her kesimden vatanseverin üzerinde, ittifak ettiği husus,yurdu işgal eden düşmana karşı silaha sarılıp milli bir mücadele başlatmaktı.

 Kahramanımız Mustafa İsmet ise o günlerde karışık duygular içerisindeydi. Doğu Cephesi'nde bulunan yakın arkadaşı Kazım Karabekir Paşa'ya bu duygularını bir mektup yazarak açmakta bir beis görmemişti. “Kardeşim Kazımcığım, ‘Anadolu'da Amerika milletine müracaat edilse pek ziyade faydalı olacaktır' deniliyor ki ben de tamamıyla bu kanaatteyim. Bütün memleketi parçalamadan Amerika'nın murakabesine tevdi etmek, yaşayabilmek için yegane ehven çaredir.” (Yetkin,1997)

 Ülkenin yaşayabilmesi için yegane ehven çareyi Amerikan Mandasında gören Mustafa İsmet, İstanbul'daki bazı resmi şahısların kendisine yönelik bakışlarından da rahatsızdır. Aynı mektubunda bu rahatsızlığını dile getirir: Ben evimden çıkmadım ve hiçbir şeye karışmadım. Anadolu'ya silah ve cephane giderse ben gönderirmişim. Adil Bey'in kanaati bu. Merhumun her bildiği böyle ise vay milletin haline.(Yetkin,1997)

İsmet, Kuvayı Milliye'ye cephane göndermediğini, hiçbir şeye karışmadığını, hatta evinden bile çıkmadığını zikretmektedir. O, herşeyden umutsuzdur. Çünkü tüm görev ve ünvanlarını bırakıp çiftçilikle uğraşmayı düşünmektedir. Aynı teklifi Karabekir'e de yapar. (Ateş,1998)

 Tarihçi Cemal Kutay kendisiyle yapılan bir söyleşide bir adım daha ileri gider: İsmet İnönü'nün Millî mücadelede bir rolü olmamıştır.

 Çünkü İnönü o günlerde, İstanbul Hükümetinin Sadrazamı olan ve aynı zamanda Harbiye Nazırlığı makamında da bulunan meşhur Damat Ferit Paşa'nın müsteşarıdır.(Rey,2007:413)

 Aynı M. İsmet gün gelir Kuvayı Milliye içerisinde bir komutan olarak yer alır. Çünkü O, yakın arkadaşı Kılıç Ali'nin şehadeti ve tanımlamasıyla “İmandan fitneye kadar her sahada şeytan” (Bozdağ,1972) olan nevi şahsına münhasır bir kişiliktir.

 İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı'nda bir cephe gezisi sırasında yanında bulunan subaylara yeni bir düşman tanımlaması yapar: Biliniz ki millet sizin düşmanınızdır. (Ateş,1998)

 Kuvayı Milliye Komutanı İnönü, bu cümleden olarak milletin en çok değer verdiği kurum olan din müessesesine karşı da farklı duygu ve düşünceler beslemektedir. Bir diğer K. Milliye komutanı Kazım Karabekir Paşa, onun bu düşüncelerini dinleyenlerden biridir. “İsmet Paşa, Macarlar ve Bulgarlar aynı saflarda İtilaf Devletlerine karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde istiklallerini muhafaza etmiş olmaları Hıristiyan olduklarındandır.” Diyordu. Biz İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin daima aleyhimizde olacaklarını bana anlattı.” (….)Yemekte İsmet Paşa müthiş bir inkılap hamlesi teklif etti: Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız. Bugünkü kudretimizle bu işi yapamazsak başka hiçbir zaman yapamayız.” (Mumcu,1998)

 Benim bu millete bıraktığım iki eser var: Birisi Köy Enstitüleri, diğeri çok partili hayat diyen Milli Şef, Enstitülerin babası sayılan İ. Hakkı Tonguç'a bir gün uzun zamandır zihninde taşıdığı bir soruyu sorar: Tonguç, bir konuda senden fikir almak istiyorum. Halka, köylüye protein kazandırmak için ne yapabiliriz? Çok üreyen domuz yedirmemiz mümkün olur mu? (Ekmekçi,1986)

 Milli Şef'in Laiklik ilkesine bakışı da tamamen kendi özel kimliğinin bir parçasıdır. “Biz Laikliği dini kontrol altında tutmak için aldık.” (Bahadıroğlu,1994)

 Türk Milletinin dinine karşı yukarıda vurgulanan duygu ve düşünceleri taşıyan Milli Şef, ülkenin tarihi şahsiyetlerine karşı da farklı düşünceler taşımamaktadır. Aynı hasmane tavır, bu konuda da belirgin bir şekilde dikkat çekmektedir. “Ankara Halkevi Reisi F. Celal Güven'in yanına gitmiştik. Sonra şefinden bahsetti. İnönü'den. Geçenlerde Şefim buraya geldi. Köşede asılı duran Fatih Sultan Mehmet'in resmini göstererek “Bu adamın resmini oraya nasıl asıyorsunuz? dediler.” (Serdengeçti,1994)

 1930 yılında Serbest Laik Fırka'nın kurulmasının hemen ardından kendi parti grubunda yükselen bazı seslerin artması üzerine sinirlenen Milli Şef, “Ben, çatlak sesler çıkaran dört yüz kişi yerine rap rap sesleriyle peşimden gelen on kişinin başında olmayı tercih ederim” (Apuhan,1993)diyerek tarihi tercihini ortaya koymuştur. O'na göre M. Kemal'in Serbest Laik Fırka denemesi erken ve yersizdi. (Ekinci,1997)

 Eski Başbakanlardan Nihat Erim'in hatıra defterine geçmiş Milli Şef'e ait bazı sözler, onun yeni başlatılan demokrasi girişimi hususunda niyetlerini gösteren, tarihe düşülmüş kayıt mesabesinde önemli sözlerdir: Ben ihtilalci ve Kuvayı Milliyeci İsmet'im. Bu devleti yoktan bu hale getirdik. Üç beş çapulcuya maskara ettirmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Tutarsa ne ala. Muvaffak olamazsak vazgeçer, birkaç sene daha eski usulle devam ederiz. (Bozdağ,1991)

 Milli Şef'in bu düşünceleriyle çıkılan Demokrasi yolculuğu trajikomik olaylarla doludur. Halk Fırkası ilk olarak yapılacak yerel seçimleri kanunla öne alır. Kanunun resmi gazetede yayınlandığından üç gün sonra yerel seçimler yapılır. Ardından genel seçimler de öne alınır. Kanunun resmi gazetede yayınlandığından 18 gün sonra genel seçimler yapılır.  Tabi olarak DP, hiç bir seçim propaganda faaliyeti yapmadan seçimlere girmiş olur. Halk Fırkalılar henüz hızlarını alamamışlardır. Seçim, ülkenin İstanbul dahil bir çok vilayetinde sıkıyönetim varken, asker kontrolünde yapılır. Açık oy, gizli sayım metoduyla yapılan seçimlerden sonra DP'ye lutfen 50-60 civarında milletvekili verilir.

 Dönemin önemli şahitlerinden Lütfi Kırdar anlatıyor:“1954 yılında İsmet Paşa'nın evinde F. Ahmet Barutçu, Sadi Konuk, Cevat Dursunoğlu ve ben, (‘Dr. Lütfi Kırdar') oturuyorduk. Konu DP'nin gücü, Halk Partisi'ne karşı ve önümüzdeki seçimlerde yapılması gerekenler. Dursunoğlu, DP'yi artık yenmenin hayal olduğunu ancak ihtilal yolu ile yıkılabileceğini anlattı. İsmet Paşa cevap vermedi. Yüzünü Barutçu'ya çevirdi. Barutçu da mealen aynı sözleri söyledi. İsmet Paşa bize döndü. Susmayı tercih ettik. Paşa “Önümüzde seçim var. Bütün gücümüzle saldıracağız. Eğer yine deviremezsek, o zaman (Barutçu ile Dursunoğlu'na baktı) SİZİN DEDİĞİNİZ YOLU DENEYECEĞİZ. Ben donmuş kalmıştım. (Sarol,2014:205:206)

 İsmet Paşa, 1954 seçimlerinden hemen sonra artık bu anlamda ifadeleri sıkça kullanmaya başlar: Şiddete geçmek bir saatlik iştir. (Arcayürek,1985) Şartları tekemmül edince İHTİLAL ŞART OLUR. Sizi ben bile kurtaramam. (Altuğ,1992)

 Milli Şef'in 10 yıl boyunca emek verip yeşerttiği darbe, 27 Mayıs 1960'ta ise görüşleri farklıydı. Uykusundan uyanan İsmet Paşa'ya ihtilal olduğu söylenince “Haa, demek oldu!” şeklinde bildik bir tepki gösterir.

 İsmet Paşa'nın siyaset hayatının son döneminde onunla Mecliste aynı çatı altında bulunan dönemin Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli, İnönü ile ilgili şu  manidar hatırasını nakleder:Meclis'te bir gün, yine bir Ramazan günüydü.İsmet Paşa, koridordan geliyordu. Arkasında en aşağı on beş yirmi tane gazeteciyle gelirdi. Öyle kalabalık bir heyetle yaklaştı. Ben de geçiyordum oradan. Karşıdan elini kaldırdı. Bekledim. Birkaç adım da attım kendine doğru. “Bana bir cigara verir misin?” dedi. Ben “Paşam bir yerden bulayım” diye cevap verince, “Niye sen sigara içmiyor musun?” diye sordu bu kez.“İçiyorum da yanımda paket yok. Bugün Ramazan!” deyince yine de ısrarcı oldu. Ben de dayanamayıp şöyle söyledim: “Paşam ben de sizin sigara içtiğinizi hiç görmedim bugüne kadar!?” Beni ve etrafındakileri şaşırtan bir cevap verdi: “Bugün içerim. Oruçlu olmadığımı bilsinler” dedi. (Bozbeyli, 2009:247)

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  426552

-