8 ARALIK 2019 PAZAR

Elif Sönmezışık

MONA, HER DERDE DEVA (!)

Elif Sönmezışık

Tarihi epey geçmiş haberlerden birinde şöyle diyor: Rönesans döneminin en önemli eserlerinden biri olan Mona Lisa'yı tanımayan, bilmeyen neredeyse yok gibidir. 

“Tanıyan ve bilenler”denseniz bu görüşe muhtemelen katılıyorsunuzdur. Zaten haber de, tabloya dair lâf-ı güzaflı tartışmalardan biri. Bu da “tanıyan ve bilenler”in tabii karşılayacağı bir rutin. Dünyada haberiniz olmasa ayıplanacağınız bazı -Amerikan Başkanı, Shakspeare, Mona Lisa vs gibi- konuları, çağın ‘ortak' dilini kullanmadan izah etmek öylesine zor ki. Bu anlaşılması güç duruma şu şekilde yaklaşmayı deneyelim:

Mona Lisa, efsane ressam Leonardo Da Vinci'nin şaheseri kabul ediliyor. Dünyanın -bir istisna olarak- yüzyıllarca modası geçmeyen en önemli klişe'si ve hit'i olduğunu etrafınızdan okuyabilirsiniz. Ve en önemli kitsch'i aynı zamanda.

Klişe: Baskıda kullanılmak amacıyla, üzerine kabartma resim, şekil, yazı çıkarılmış metal levha. (TDK Sözlüğü)

Hit: Liste başı. (TDK Sözlüğü)

Kitsch (kiç): Sanatta ve yaşamda ucuz taklit, özenti, estetik ve sanatsal üretimin yetersiz ve fason tekrarı, abartılı tekdüzelik. (Kolektif tanım)

Bu kelimelerin pratik yaşamda da önemli karşılıkları var. Klişe'den kasıt, çoğu kere aynı iletişim unsurlarının sürekliliği ve tekrarı olması. Hit; popüler kültürün demirbaş kelimelerinden biri. Kitsch; gündelik hayatta neredeyse hiç bu isimle anılmamasına rağmen, sanayileşmeden bu yana burun buruna kaldığımız her türlü “eğlencelikler” olarak tanımlansa yeridir.

Yukarıdaki tüm detayları çağıran bir kitap kapağıydı aslında. Kitap; sanat ve fikir alanındaki hukuksal düzenlemelerle ilgili akademik bir çalışmaydı. Ve sanki sanat nerede ise Mona Lisa da orada olmalıymış gibi, yine kapağın tam ortasına kurulmuştu. Kapak ironisinin ilgi çekiciliği dışında, kendisiyle alıp veremediğimiz olamazdı elbette. Tasarımcı da bu ezberden mesul sayılmamalıydı. Onu Mona Lisa temalı çalışmaya iten toplum algısındaki her türlü güdümleyici sorgulanmalıydı.

Yakın tarihin en güçlü görsel taşıyıcısı TV'nin, sanat denildiği anda Mona Lisa'yı dayatması; hakkında çıkan spekülasyonlara, dünyanın en pahalı tablosu oluşuna, dahiyane tasarlanmış altın oran denklemine, sergilendiği Paris'teki Lourve Müzesi'ne uğrayan milyonlarca ziyaretçinin yarısının onu görmek için gelmesine, 20. yüzyılın en büyük sanat hırsızlığının öznesi olup kazara büyük şöhret haline gelmesine, bilinçaltı mesajlar içerdiği iddiasına, 19. yüzyıldan bu yana farklı formlarda ve bilhassa komik hallerde binlerce kez taklitlerinin yapılmasına bağlanabilir mi? Mümkün.

Elbette dahası var. Aktüel haber denilince araya bir iki tane “gizemi”ne dair haber sıkıştıran yerli medyanın Mona Lisa sendromunu; resim ve ressam hakkında hiçbir şey bilmiyorsa Mona Lisa'yı biliyordur mantığı, dünyanın en çok satan kurgusal gizemlerle dolu romanlarından birinin başkarakteri olması, sinemadaki sanat temalı filmlerde bile binlerce kez kast listesine alınması, gülüyor mu gülmüyor mu, kadın mı erkek mi, Da Vinci mi değil mi, parmak izi ve fırça darbesi olmadan nasıl yapılabildi sorularının bir türlü cevap bulamaması ile açıklayabilir miyiz? Belki.

Mona Lisa, onu ortaya koyan eli ve o elin hedefini aştı ve alakalı ya da değil her türden etkinliğe malzeme olarak başlıca fenomen ve meta haline geldi. Onun azımsanan bir kitcsh kalıbına dönüşmesi de bu yüzdendi. Böylece alabildiğine indirgenmiş şöhretli bir sanat eseri yüzünden, sanatın popüler tanımlaması da indirgenmiş bir kısırlığa hapsoldu. Yoksa, sanat ve fikir özneli yasalarımız hakkında bilgilendirirken, niçin Mona Lisa'yı sembol olarak seçme zorunluluğumuz olurdu ki?

Klişeler, hitler, kitcshler ne kadar hafife alınırsa alınsın zamanla kültür bütünlüğüne dahil oluyor. Bizler ‘moda' ve ‘pop' diktasına kapılıp giderken, kadim kültürümüz zamanın aşındırıcılığında erozyona uğruyor, büyük darbeler alıyor ve küreselleşiyor. Yalnızca bizim değil, dünyadaki neredeyse bütün kadim kültürler bu erozyon ve darbenin muhatabı.

Çağın kültür homojenliğine ve beraberinde gelen değişimlere engel olmamız ne yazık ki, “zorunlu tüketim” çağında mümkün görünmüyor. Ferdî dirençle kökleriyle bağını kopartmadan, insanî ritmi koruyarak zamaneliğin karşı doğru misal olmak ve direncin devamlılığı ile çoğalabilmek imkânsız değil. Belki o zaman sanat denilince izdüşümleri üzerinden yaşamaya devam eden, şiir, tezyinat (tezhip, minyatür, ebru), mimari ve musiki dallarındaki şaheserler hatırlanarak sembolleşir. Böylece Karamemi'yi, Matrakçı Nasuh'u, Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa'yı, Buhurizâde Mustafa Itrî'yi daha yakından tanımış oluruz… belki.

 YAKIN TARİHİN TANIĞI; YALNIZ DEĞİLSİNİZ

Öyle meseleler var ki, tekrar aynı çileyi çekmemek için hiç unutmamalı. Başörtüsü yasakları bunlardan biri... Ve öyle kitaplar var ki, yazıldığı zamana mühürlenmiş. İlk baskısı 1987'de yapılan Yalnız Değilsiniz, dönemin ayyuka çıkan ‘başörtüsü sorununu' Doğu-Batı karşılaştırmasıyla edebiyata taşıyan ilk eserlerden oldu. Mesut Uçakan'ın yönetmenliğinde filme aktarılarak, dinî-sosolojik sinemamız adına da bir ilk oldu. Uzun yıllar boyunca da öncülüğünü korudu. Usta yazar Üstün İnanç'ın, inancı yüzünden insanlık onurunun nasıl örselendiğini anlatabilmek adına roman türünü seçtiğini dile getirdiği eser, Mihrabad Yayınları'ndan çıkan 32. baskısıyla okuyucusunu selamladı. Daha nice buluşmalara!

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  079212

-