18 KASIM 2017 CUMARTESİ

MÜLKİYET HAKKINDAN KAYNAKLANAN İTİRAZ GEREKÇELERİ

El konulan araziler karşısında taşınmaz sahiplerine çok düşük seviyede tazminatlar ödenmektedir. Hatta Tapusal ve Kadastral nedenler ile yıllardır evsahipliği yapan insanların belgelerinin olmadığından bahisle bilabedel el koymalar olmaktadır.


MÜLKİYET HAKKINDAN KAYNAKLANAN İTİRAZ GEREKÇELERİ

İsrail Yönetimi özellikle tapulama hususunda Filistin halkına karşı çözümler üretmemektedir. İnsanların sahip oldukları taşınmazlar için tapulama yapılmamakta ve nihayetinde el koyma olduğunda tapu olmadığını iddia etmekte ve bedelleri ödenmemektedir.

Yıllarca çalışarak elde ettikleri, bir başkasından ödeme yaparak satın aldıkları taşınmazlarına el konulması nedeniyle insanların bir anda hiçbir maddi varlığı kalmadığı durumu ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bir süre önce bahçesi, ağaçları ya da arazileri olan insanların bir anda hiçbir şeyinin kalmamasının çaresizliğini uzaktan anlayabilmemiz mümkün görünmemektedir.

El Halil yolu üzerinde ve Kudüs Üniversitesi arkasındaki vadideki tüm ikamet alanlarının yıkıldığı ve duvarın inşaa edildiği gözlemlenmiştir. Bu alanın daha sonra Yahudi yerleşimine açılacağı iddia edilmektedir. Dolayısı ile Doğu Kudüs'te ve Uluslararası Hukuka göre işgal edilmiş bir alanda yapılan bu toprak kazanma hareketi, BM sözleşmelerine de aykırıdır.

Gerçekte Filistin Halkına ait topraklara herhangi bir bedel ödenmeksizin işgal mantığı ile el konulmakta ve binlerce insan evlerinden ve yurtlarından edilmektedir. Yaklaşık 70 yıldır yaşanan mülteci sorunu halen son bulmadığı gibi yeni mültecilerin oluşmasına sebebiyet verilmesinin de önüne geçilememektedir.

Bir kişiye ait bir malvarlığının müsadere yolu ile mülkiyetinin değiştirilebilmesi için daha öncelikle korunması gereken bir kamu yararının bulunması, ve bu kamusal menfaatin malikin mülkiyet hakkının korunması ihtiyacından üstün tutulacak kuvvette olması gerekmektedir. Uluslararası tüm mecralarda özelden kamuya mülkiyet değişimi için aranan temel gerekçe kamunun menfaatinin daha ziyade olması koşuludur.

Aksi hallerde özel mülkiyete kamu gücü ile yapılan müdahaleler taciz ve tecavüz olarak kabul edilmektedir. Fakat İsrail'in hiçbir Uluslararası sözleşmeye bu anlamda taraf olmaması şeklinde almış olduğu tavır nedeni ile işgal etmiş olduğu topraklarda dilediği gibi hareket etme özgürlüğü olduğu intibaı doğurmaktadır. Kaldı ki bu hal ile ilgili olarak müsadere yoluyla kamu malı statüsüne dâhil edilen taşınmazın özgülenme amacı dışında kullanımı da mümkün değildir. Yani İsrail tarafından yıkılan evlerin yerine özel yerleşim alanları açmasının da hiçbir hukuki dayanağı ya da gerekçesi bulunamamaktadır.

En temel haklardan olan Mülkiyet Hakkının çiğnenmesi nedeni ile insanların ekonomik değerleri yok olmaktadır. İsrail, bu tahribatı sadece Filistin halkına ait araziler üzerinde yürütmek şekli ile aynı zamanda ırkçı ve ayrımcı bir yaklaşım sergilemektedir.

Binalar ve ağaçların yıkılması ve tarımsal alanların yok edilmesi yönünde itirazlar

Filistin Ekonomisi büyük oranda dış yardımlara bağlıdır. Her yıl uluslararası örgütler, Arap, ABD ve Avrupa ülkelerinin yapmış olduğu yardımlar sayesinde ekonomisini ayakta tutabilmektedir. İç çatışma ve ayrılıklar nedeni ile bu yardımların bazen Arap bazen ise uluslararası örgütlerce engellendiği görülmektedir.

Bu durumda Filistin halkının yardımlardan yoksun kalması nedeniyle ekonomik olarak büyük yara aldığı bilinmektedir. Filistin halkının yaşamış olduğu 70 yıllık dram artık tüm dünya açısından yük olduğu izlenimine yol açmakta özellikle İslam dünyasının ilgisi her geçen yıl daha da azalmaktadır. Bu durum aynı zamanda yardımların da azalmasına sebebiyet vermekte ve Filistin halkını İsrail'e mahkum hale getirmektedir.

İsrail, her daim ekonomik bir çifte standart uygulamakta kendi vatandaşı olan arap nüfus ile Yahudi nüfus arasında farklı uygulamalara gitmektedir. Israrla vurguladığımız üzere İsrail halihazırda dünyadaki en ırkçı devlet olma yolundadır. Faşizan yaklaşımları her geçen sürede daha da kötüye gitmektedir.

Filistinlilerin en temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılık üzerinedir. Bu duvarın inşaası sonrasında el konulan araziler ve yok edilen tarımsal alanlar nedeniyle Filistin nüfusunun ekonomisinin ağır bir yara alacağı aşikardır. Yine bu duvar nedeniyle su kaynaklarının ve yollarının da zarar gördüğü ifade edilmektedir.

İlk aşamanın inşası sırasında, yaklaşık 280 Filistinlinin evi yıkılmış, 83.000 ağaç sökülmüş, 35.000 metrelik sulama ağına zarar verilmiştir. Bu sayıların duvar bitene kadar en az üçe katlanması ve yaklaşık 300.000 Filistinlinin topraklarından kopacak olması tahmin edilmektedir. İnşaatla birlikte duvara yakın bölgelerde yaşayan Filistinlilerin hayatı ciddi şekilde etkilenmiştir.

Örneğin, 42.000 nüfuslu bir zamanların zengin pazar şehri olan Batı Şeria'nın su kaynaklarının yaklaşık yarısının bulunduğu, bölgenin meyve-sebze üretiminin %42'sini sağlayan ve hatta bu ürünleri İsrail ile Körfez ülkelerine ihraç eden Kalkilya'nın şu anda üç tarafı duvarlarla çevrilmiştir. Kalkilya'nın üçte birine el konmuş, dokuz köy 18.000 sakini ile birlikte duvarın diğer tarafında kalmıştır. İşgalci İsrail askerlerin çıkış noktasını keyfi olarak kapatmasıyla kasaba hapishaneye dönmüştür. http://www.kenandabirkuyu.org/israilin-guvenlik-politikalari-ve-uluslararasi-tepkiler

Kalkilya halen kuşatılmış bir şehir konumundadır.Yakında duvarlar nedeniyle insanların yaşam alanları yok edilmiş olacak ya da ulaşımı engellenecek olması nedeniyle şehrin boşalması, yeni göçlerin ortaya çıkması mümkün olacaktır. muhtemelen İsrail'in asıl amacı da bu şekli ile gerçekleşmiş olacak ve göç eden insanların yerine kendi yerleşimcilerini yerleştirecektir. 

Untitled-1_12

 

Yorum Yaz

  783759

-