12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

MÜMKÜN OLANLA TESKİN OLMAK

Elif Sönmezışık

Güven, dünyaya gelen herkesin ihtiyacı. Ama ne yazık ki, dünya üzerindeki birçok temel ihtiyaç gibi o da dengeli ve adaletli dağılmıyor. Bunda payımız var ya da yok, ama türlü vesilelerle şahidiz.

Yeme içme, barınma, hayatı layıkıyla, güven içinde ve insan gibi yaşama'yı, farklı toplum katmanlarına mensup insanlar birbirinden çok farklı şekilde anlıyor. Birisi için damı akmayan ev, bir başkası için ses geçirmez duvarlar öncelikli. Birisi için ekmeğe katık, bir başkası için yeni araba telaşı… Birisinin yarım günlük okul yolu, bir başkasının okuldan kaçma tasarıları… Şaşılacak zıtlıklara bunca aşinalığımızdan olacak, görünmez farklara dönüşüyor her biri.

Türkiye'ye Suriyeli sığınmacılar gelmeye başladığından bu yana, temel ihtiyacın aslında ne olduğu konusunda bir silkelenme yaşadığımızı ümit ettim.

Birçoğu, kendi vatanlarında orta ve üst yaşam şartlarına sahipken, iç savaş kaosunda bütün konforlarını yitirmiş ve temel ihtiyaçlarından yoksun hâlde geldiler kapımıza. Burada razı oldukları şartlara bakınca aslında ne kadar büyük bir zenginlik yaşadığımız ve insanoğlunun mecburiyet söz konusu olduğunda nelere katlanabildiği görünür hâle geldi. 15 Temmuz hadisesine kadar, “düşman uçak” nedir onu bile bilmezdik. Ama neyse ki, can güvenliğimizi yok eden düşman hâkimiyeti kısa sürdü. O kısa anlar dahi iç savaşın ne denli korkunç olabileceğini anlamamıza yetti.

Var ile yok, ikisi bir araya gelmeden hakikati anlaşılmayacak iki tecrübe. Pek çok zıtlıktan biri olan güven ve tehlike gibi…

Bir bebeğin anne karnındaki muhafazasından ayrılıp dünyaya gelişiyle yaşadığı tedirginlik, güven duyma konusundaki en sahici izahlardan. Sonrasında bir çocuğun büyüdüğü ev ve muhit, onu koruyan ve bir şekle büründüren, genişleyen ama hep içinde kalmak istenen haleler bütünü… Ve sonra kendi ve başkaları için inşa ettiği güvenli ortamlar… Bu eskimeyen, vazgeçilmeyen bir ihtiyaç döngüsü.

Diğer tarafta ise kırılmışlığın ve parçalanmışlığın içinde doğan, aile korumasından mahrum çocukların ıstıraplı yükü var. Sosyal sorumluluk konusunda gelişmemiş toplumlarda ya da gözümüzden kaçan kapı artlarında her biri kayıp hayatlar yaşayan, umutları sönmüş çocukların… Güvenilir insanlara hasret duyan ve bir gün güvenilmez insanlara dönüşmesi mümkün çocukların…

Tehlike kötülüğün bir meyvesi. Kabil'den bu yana kötülük, kendini kaybetmiş aklın, bozulmuş kalbin ve vicdansızlığın bir sedası. Kırıcı, yıkıcı, yok edici, parçalayıcı… Huzurun en büyük düşmanı. Yuvalandığı kalbi tüketen buyruk.

Hiç durmadan savaşan bir dünyanın parçası olmak, hayatın akışını sık sık sorgulatıyor. Nerede durduğunuzu, neye yaradığınızı, neyin parçası olduğunuzu, dostu, düşmanı, iyiyi, kötüyü ve felaketlere kaynak olabilecek her şeyi…

Öyleyse insanlık ya da insanlığımız neye dönüşüyor bunca kaybın gölgesinde? Daha merhametli, daha müşfik, daha fedakâr mı yapıyor bizi şahit olduğumuz ya da bizzat yaşadığımız felaketler? Yoksa her kötülük için bir sebep gösterip suçlu aramakla mı uğraşıyoruz? Huzuru temin edeceğini düşündüğümüz dengeyi nerede arıyoruz? Beceri ve kazanımlarımızda mı, yoksa sağlayıp kazandırdıklarımızda mı?

Sokak insana en çok kendini gösteriyor aslında. Yüzlerce, binlerce aynayla karşı karşıya gelmenin ağırlığını hissedebiliyorsanız elbette… Çünkü sokaklar dünya hâlinin minyatür resimleri ile dolu.

Artık dünya planlananın da üzerinde öylesine küreselleşti ki, bir beldenin acılı kalıntıları bütün dünyaya saçılıyor.

Kaçmanıza imkân yok. Yüzleşmeniz gerekiyor.

Yüzleştiğinizi anlamanız gerekiyor.

Anladığınızda sebeplerle o kadar da vakit geçirmeyip kötülere karşı yükselen öfkenizi içinizdeki iyilikle teskin etmeniz gerekiyor.

Yani mümkün olanla…

Çünkü iyiliğin mümkün olması gerekiyor.

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  845184

-