25 OCAK 2020 CUMARTESİ

MURSİ’NİN HALKIN MENFAATLERİNİ GÖZETMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİLER

Muhammed Mursi yönetiminin Mısır halkının menfaatlerini önceleyen, uzun yıllardır Mısır’ın imkanlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanan belirli kesimlerin haksız uygulamalarını frenlemeyi hedefleyen uygulamalarına daha fazla tahammül edemeyen statükocu anlayış, küresel sistemin desteğiyle askeri darbe yaptı.


MURSİ’NİN HALKIN MENFAATLERİNİ GÖZETMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİLER

ANAYASA REFERANDUMU
Mısır'da uzun süren tartışmaların ve yaşanan sıkıntılı sürecin sonunda anayasa referandumu iki tur halinde gerçekleştirildi. Hâkimler Odası referandumda görev yapmayı boykot ettiğinden, seçimler iki aşamalı olarak yapıldı. Çünkü Mısır'da kanun gereği her seçim sandığında mutlaka bir yargı mensubunun bulunması gerekiyordu. Bu sebeple, boykota katılmayan yargı mensupları ile bu referandum yapılmak zorunda kalındı. 15 Aralık 2012'de gerçekleştirilen ilk tur so-nunda, değişikliğe “Evet” diyenlerin oranı %56,5, “Hayır” diyenlerin oranı ise %43,5 olarak gerçekleşti. 22 Aralık 2012'de gerçekleştirilen ikinci tur sonucunda ise “Evet” oyları %71, “Hayır” oyları %29 olarak gerçekleşti.

İki tur sonunda ülke genelindeki “Evet” oylarının oranı %64, “Hayır” oylarının oranı ise %36 olarak gerçekleşti. Böylece iki aşamada tamamlanan referandumda toplam 10 milyon 655 bin 332 Mısırlı ‘Evet', 6 milyon 29 bin 617 kişi ‘Hayır' oyu kullandı. 17 ilde yapılan referanduma, 104 seçim merkezinde 6 bin 724 sandıkta 7 bin 291 yargı mensubu gözlemci olarak katıldı. 80 milyon nüfusa ve 50 milyonun üzerinde seçmene sahip olan Mısır'da, anayasa referandumuna katılım %30 oranında kaldı.

Mısır'daki yargı erkinin süreci olumsuz etkileyen girişimlerinin yanısıra, Batı'nın yaklaşımı da ülkedeki demokratikleşme sürecini krize dönüştürme amacı güdüyordu. Nitekim Avrupa Birliği, Mısır'daki referandumu şaibeli bulduğu ve anayasa maddelerini demokratik bulmadığı için temsilci göndermeyi reddetti.

“Arap Baharı” sürecini yakından takip eden ve Mısır'daki demokratikleşme sürecini memnuniyetle karşı-ladığını her fırsatta dile getiren ABD de, Mısır'daki referandum sürecine olumsuz yaklaştı. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü George Little, Mısır'da anayasaya getirilen düzenlemelere dair derin kaygı duyduklarını dile getirirken, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Ileana Ros-Lehtinen “Referandum sonucu Mısır halkı için bir yenilgi. Otokratik bir rejimin İslami diktatörlükle takas edilmesini kabul edemeyiz” dedi.
Benzer bir tavır da uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart&Poor's (S&P)'tan geldi. S&P, Mısır'ın uzun vadeli kredi notunu bir basamak indirerek “B”den “B-“ye çekti, not görünümünü de “negatif” olarak belirledi. S&P'den yapılan açıklamada, son gelişmelerin ülkenin kurumsal çerçevesini zayıflattığı kaydedildi, not indiriminin ülkedeki siyasî ve toplumsal gerginlikleri yansıttığı belirtildi.
Mısır'daki referandum süreci ile ilgili yaşanan bütün bu gelişmeler, Batı'nın Mısır'da yeni sürece çeşitli vesilelerle müdahale edeceğini ortaya koyuyordu. Nitekim 3 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleştirilen askerî darbe ve sonrasında yaşanan kanlı süreç Batılı devletler ve uluslararası medya organları tarafından görmezden gelindi.

ASKERÎ DARBE VE GELİNEN NOKTA
Muhammed Mursi yönetiminin Mısır halkının menfaatlerini önceleyen, uzun yıllardır Mısır'ın imkanlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanan belirli kesimlerin haksız uygulamalarını frenlemeyi hedefleyen uygulamalarına daha fazla tahammül edemeyen statükocu anlayış, küresel sistemin desteğini de arkasına alarak 3 Temmuz 2013'te askeri darbeyi gerçekleştirdi ve Muhammed Mursi görevinden alınarak cezaevine konuldu.

Bu hukuk dışı uygulama Mısır halkını sokaklara dökerken, şiddete başvurmayan darbe karşıtı eylemler askeri rejimin sert müdahalesiyle karşılaştı. Gösterilere katılan sivil halkın canlı hedef haline getirilmesi sebebiyle, darbe sonrası süreçte yüzlerce insan yaşamını yitirdi.
Mısır'da halkın oylarıyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı askeri yönetim tarafından alaşağı edilip demokrasi rafa kaldırılırken, her fırsatta Ortadoğu'ya demokrasi götürme iddiasını dillendiren Batı, bu hukuk dışı uygulamaya karşı Mısır'da demokratik yollarla seçilen Cumhurbaşkanı Mursi'nin yanında durmadığı gibi, darbeyi de görmezden gelmeyi tercih etti. ABD ve Avrupalı siyasiler ve uluslararası medya organları hem askeri darbeyi hem de darbe sonrasında yaşanan kanlı sürece karşı büyük bir karartma uyguladılar. Ayrıca Mursi'nin iktidarda olduğu dönem boyunca Mısır'a her fırsatta zorluk çıkartan uluslararası finans kurumları ve Arap sermayesi, darbe sonrası oluşan askeri yönetime büyük finansa destekler vererek adeta darbe düzenini kalıcı hale getirmek için çaba sarfetti.

Darbe sürecinde Nobel Barış Ödülü sahibi iki ismin rolü üzerinde özellikle durmak gerekiyor. 2005 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen Muhammed Baradey'in üstlendiği rol bunun en bariz örneği oldu. Ülkesinde vatandaşların oylarıyla seçilmiş, halkın büyük desteğini alan bir devlet adamının silah zoruyla görevinden uzaklaştırılması sürecinde aktif rol alan Baradey, darbenin açıklandığı basın toplantısında Mısır Genelkurmay Başkanı Abdülfettah El-Sisi'nin hemen ya-nındaydı. Darbeden sonra önce başbakan olarak görevlendirilen, ardından “dış ilişkilerden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı” yapılan Baradey, darbe için Batılı ülke yöneticilerini ve BM yetkililerini ikna ettiğini itiraf etmekten de çekinmedi.

Mısır'da darbeyi hazırlayan süreçte aktif rol alan bir diğer isimse, Arap Baharı sürecinde oynadığı rolle 2011 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen Yemenli Müslüman aktivist Tevekkül Karman oldu. Darbeye kadar Mısır'daki Mursi karşıtı gösterilere destek veren Yemenli Nobel Barış Ödüllü aktivist Tevekkül Karman, Mısır'da cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin ordu tarafından alaşağı edilmesi ile neticelenen gösteriler hakkında yaptığı destek açıklamalarından ötürü özür dileyerek, Mısır'da olanların bir "darbe" olduğunu, kendisinin ise daha önceki tavrıyla aldandığını söyledi.

Yorum Yaz

  144103

-