Mustafa Çevik

‘MÜSLÜMAN EVRİMCİLER’E BİR SORU: AHLAK KEŞİF MİDİR İCAT MIDIR?

Mustafa Çevik

Aynı soruyu dil için, akıl için, konuşma yeteneği, gülme ve hüzünlenme için de sorabilirsiniz. Hepsinde varacağınız sonuç aynı olacaktır. Ya insan bütün bunları  “evrimsel süreç içinde çevrenin kendisine sunduğu şartlar” yoluyla üretmiştir diyeceksiniz ya da hayır insanda bu tür yetenekler vardır onları tarihin akışına ve kültürel ortama göre şekillendirmiştir diyeceksiniz. Bu ikisi birbirinden çok farklıdır. İlkinde, örneğin dil, insanda ilk dönemde yoktu diğer canlıları ve çevreyi gözetleyerek sesler çıkarmaya başladı sonra bu sesler giderek anlamlı hale geldi.

Hocalık hayatım boyunca neredeyse bütün sınıflara sorduğum bir sorudur. “Sizce dil nasıl ortaya çıkmıştır?” diye sorarım. Yüzde yüze yakın bir çoğunlukta öğrencilerimin yukarıdaki evrilme süreciyle dilin doğuşunu izah ettiklerini gördüm. Siz de deneyebilirsiniz. Etrafınızdaki insanlara bu soruyu sorduğunuzda benzer bir izah ile karşılaşacaksınız.

Bu da gösteriyor ki “ürettiğimiz ulus”un her bir bireyi kendi içinde gizli birer “sosyal evrimci” barındırmaktadır. “Adem'e bütün isimleri öğrettik,” diyen ayete rağmen dilin hayvanları taklit ile ortaya çıktığını neden düşünüyorsun dediğimizde bu teorinin bilimsel olduğunu söylerler. Elbette bu ayet ateistleri ilgilendirmez. Ama bu yaklaşım hem Müslümanları hem de “Önce söz vardı” diyen Yuhhanna'ya inanan Hıristiyanları da ilgilendirir.

Biyolojik evrimden “ruhun evrilmesine” izahı olmayan bir geçişle atlamak bir dünya soruyu cevapsız bırakır. Bunlardan biri de ahlaktır. Dil gibi Ahlak nasıl ortaya çıkmıştır diye sorduğunuzda ahlakı sosoyolojiye dayandırmak isteyen bilumum (her türlü) sosyal evrimci çevreler ahlakın insanlığın bir “icadı” olduğunu söyleyecektir. Yani tarihin bir döneminde kimi insanlar sosyal düzenin sağlanması için ahlakı, dini vs. icad etti diyecekler.

Ama eğer ahlak bir icad ise insanın o zaman ahlakın değeri sadece toplum düzenini sağlayan bir “fayda”dır. Yani ahlak veya ahlaklı olmak bizatihi kendisi değerli bir şey değildir demiş olursunuz bununla. Sadece o an veya o gün işe yaradığı için değer verilmiş olur. Bu durumda insanların içtenlikle ve dürüstçe ahlaklı olmalarını beklemeye yer kalmamış olur. Yani ahlaki eylem gerçekleştirirken bir içtenlik ve samimiyet gerektirmez.

Oysa kişiyi ahlaklı kılan yaptığı eylemin ardındaki iyi niyetidir. Yanlışlıkla veya art niyetle iyi eylemler gerçekleştirenleri ahlaklı saymaz kimse. Tesadüfen ahlaklı olunmaz ahlak bilinç ve niyet gerektirir.

Kaldı ki evrimsel süreç içinde toplumların kendi sosyal gerçekliği içinde ürettiği ahlakın o gün için yararlı olma olasılığı var ama bu gün farklı bir ahlaki “iyi” ve “kötü” konseptine pekâlâ sahip olabiliriz.

Bu durumda geçmişin kötülüklerini kötü, iyiliklerini de iyi diye nitelendirmek anlamsız hale gelir bu sosyal evrimci ve “icatçı” yaklaşımda. Geçmişte yapılanları iyi ve kötü diye niteleyebilmek için bütün zamanları aşan ve insan ürünü olmayan bir “iyi” ve “kötü” konseptine sahip olmak gerekir.

Bu “icatçı” söylem ile bütün kötü insan eylemleri mübah ve normal hale gelir. Mesela geçmişte insanların daha acımasız ve gayri medeni olduğunu söylemek anlamsız olur çünkü zaten insanlık henüz gelişmemişti, evriliyordu. Çünkü henüz olgunlaşmamıştı.

Hatta bugün de devletin veya kişilerin bütün gayri adil ve kötü tasarruflarını da böyle değerlendirme imkanı vermiş olur. Çünkü her türlü yanlış, zararlı ve hukuksuz uygulamayı “henüz insanlık olgunlaşmadı” diyerek tolere etme meşruiyeti verir. Bu da sürekli olarak “iyinin ertelenmesi” ve “kötünün tolere edilmesi” kapısını açar.

Evrimi biyoloji kuramı olmaktan çıkarıp bir sosyal kurama dönüştürmek böyle izahı olmayan yığınla sorulara neden olacağı gibi. Avro-Amerika merkezinden dünyanın geri kalan kısmına “gelişmekte olan” toplumlar diye bakmayı da meşru kılar. Ahlak icad mı keşif mi sorusunu daha geniş okumak isteyenler 2008'de yazdığım bir yazıya bakabilir.

https://twitter.com/drmcevik

 

MUSTAFA ÇEVİK - TERCÜMEİHÂL

MUSTAFA ÇEVİK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  355315

-