25 OCAK 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

MÜSLÜMAN İLİM ÖNCÜLERİ

Nurettin Taşkesen

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız" emrine uyan Müslümanlar, daha İslam'ın ilk yüzyılından itibaren ellerindeki kılıçla kalemi dengede tutmuşlardı. Zaten Hazreti Peygamber (s.a.v.) diğer bir hadisinde "Âlimlerin mürekkebiyle, şehitlerin kanı mahşer günü birbiriyle tartılır" diyerek cihadla ilim öğrenmeyi birbirine denk tutmuştur. Diğer bir Hadisi Şerif'te ise: "Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler miras olarak altın ve gümüş para bırakmadılar. Onlar miras olarak yalnız ilim bıraktılar. İlmi alan nasibini tam almış olur." buyurulmuştur.

İlk Halife Hz. Ebubekir (r.a.) zamanında başlayıp genişleyerek devam eden fetih hareketleri, i'layı kelimetullah gayesiyle yapılmış cihad olduğu kadar, insanlara tevhidi ve Hak dini anlatmak için tebliğ manasını da taşıyordu. Fethedilen yerlere adalet, huzur, refah, barış götüren Müslümanlar, İslam'ı kabul etse de etmese de gittikleri ülkelerin insanıyla birlikte kardeşçe yaşamasını bilmişlerdi. Bunun sonucu olarak da insanlığın lehine gelişmeler yaşanmış, Müslümanlar İslam ve Kur'an ahlakını öğretirken, onlardan müsbet ilimlere dair bilgileri almışlardı. Doğuda İran, Hint ve Çin Medeniyetleriyle tanışan Müslümanlar, batıda Yunan Medeniyetinin mirasına sahip çıkmışlardı.

Bilim Tarihi'nin ortaya koyduğu gerçek şudur: Antik medeniyetlerin modern çağa ulaşması, Müslümanların ortaçağdaki ilmi çalışmalarıyla mümkün olabilmiştir. Yani insanlığın ortak malı olan ilim ve teknik alanındaki birikimler, İslam âlimleri tarafından alınmış, özümsenmiş ve yeniden biçimlendirilerek ortaya konmuştur. Bu çalışmaları temel alan batı medeniyeti, teknolojideki buluş ve çalışmalarıyla günümüzün üstün seviyesine ulaşabilmiştir.

Bilim Tarihi'ne ömrünü adayan, Avrupa'nın çok önemli, Türkiye'nin ise bu konuda tek uzman ismi olan rahmetli Prof. Dr. Fuat Sezgin Hocamızdan öğrenmemiz gereken çok şey var. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgeci batı zihniyetinin tesiriyle bütün Müslümanlarda geri kalmışlık ve aşağılık kompleksi başladı. Tembelliğimizin adını gericilik koyarak, suçu dinimize atmak ve ilerlemeyi ancak İslam'dan uzaklaşarak sağlayabileceğimizi sanmak bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. Bunun sonucunda kendi geçmişimizi unutarak, hatta kötüleyerek, ilim ve teknolojideki bütün gelişmelerin batılılar tarafından yapıldığına inandık.

"Genellikle Müslümanlar, özellikle de Türkler, İslam kültür dünyasının bilimler tarihindeki yerini ya çok az biliyorlar, ya hiç bilmiyorlar veya bu kültür dünyasına karşı çok yanlış görüşler taşıyorlar."

Fuat Sezgin Hocamızın bu teşhisi, hastalığın ne kadar yaygın olduğunu hatta hastaların hastalığa inanmadıklarını da gösteriyor. Onun ömrünü vererek ortaya koyduğu ciltler dolusu kitaplar, Müslüman ilim öncülerinin yaptığı çalışmalarla insanlığa ne kadar büyük hizmetler ettiğini ortaya koymuştur. Kendi hocası Helmut Ritter gibi insaflı şarkiyatçılar (müsteşrik, oryantalist); Müslümanların Bilim Tarihi'ndeki yerini dile getirdikleri halde, bizdeki batı zihniyetli aydınlar hâlâ bu gerçekleri görmezden gelmeye devam ediyorlar.

***

Müslümanlar İslam'ın ilk yüzyılının ortalarında gittikleri ülkelerden ilme dair ne varsa almışlar, ikinci yüzyılın ortalarında bunları özümleme ile anlamaya çalışmışlar, üçüncü yüzyılın ilk yarısında ise artık kendi emekleriyle yeni bilgiler oluşturmaya ve eserler vermeye başlamışlardı.

Şimdi isterseniz dini ilimleri bir tarafa bırakıp, müsbet ilim dallarını şöyle bir tasnife tabi tutarak göz atalım:

Felsefe, sosyoloji ve mantık, matematik ve geometri, astronomi ve astroloji, coğrafya ve kartoğrafya, fizik ve optik, kimya ve eczacılık, tıp ve cerrahi, botanik ve ziraat, dil ve edebiyat, musiki ve güzel sanatlar.

Müslüman âlimler, bu ilim dallarındaki yüzlerce kitabı Yunanca'dan, Farsça'dan, Hintçe'den Arapça'ya çevirerek kısa zamanda bu bilgileri öğrendiler. Aradan iki asır geçince de artık yeni fikirlerle ve buluşlarla ortaya eserler koymaya başladılar. Önce doğuda başlayan bu ilmi gelişmeler, Endülüs ve Sicilya Müslümanları vasıtasıyla Avrupa'da kendini gösterdi. Müslüman ilim öncülerinin eserleri yüzyıllarca Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutuldu.

Doğuda gelişen İslam kültür ve medeniyetinin temelini atan bir okuldan söz etmek, konunun daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir.

Halife Harunürreşid'in oğlu Abbasi Halifesi Me'mun, 830 yılında Bağdat'ta bir ilim ve kültür merkezi kurar. Buraya "Beytülhikme" yani hikmetler, ilimler evi adı verilir. Burası tercüme bürosu, araştırma merkezi, kütüphane ve rasathane fonksiyonlarını içinde barındıran bir akademi gibi çalışmaya başlar. Çok büyük bütçelerin tahsis edildiği bu merkezde çeşitli dilleri bilen mütercimler ve ilim adamları faaliyet gösterir.

Anlatıldığına göre Halife Me'mun, sadece Grekçe tercümeler için 300 bin dinar harcamıştı. Bazı çok kıymetli kitap tercümeleri için ağırlığınca altınla bedel ödeniyordu. Bu tercüme çalışmaları kısa zamanda yerini ilmi araştırmalara bırakmış, bilhassa coğrafya ve astronomi alanlarında çok ciddi çalışmalar yapılmaya başlanmıştı.

Örnek olarak coğrafi bir çalışmayı gösterebiliriz: Halife Me'mun Beni Musa isimli bir âlimden dünyanın enlem ve boylamını ölçmelerini istemişti. Sincar ve Küfe ovalarında yapılan deneyler sonucunda bir meridyen yayının 360 derece olduğu tesbit edilmişti. Yine yapılan belli arazi ölçümlerinin, astronomik hesaplara uygulanmasıyla dünyanın çevresinin 8000 fersah (38.400 km.) olduğu belirlenmişti. Gerçek mesafenin 40 bin km. olduğu düşünüldüğünde, bu yapılan hesaplamanın doğruya ne kadar yakın olduğu anlaşılmaktadır.

Her birinin hayatı ve çalışmaları bir kitap teşkil edebilecek Müslüman ilim öncülerinden bazılarının ismini vermekle yetinelim. Felsefede İbni Sina, Farabi, İbni Rüşd, İbni Tufeyl; tıpta İbni Sina, Razi, Zehravi, İbni Zuhr; metematik, coğrafya ve astronomide Biruni, Battani; kimyada Cabir bin Hayyan, cebirde Harizmi, göz tıbbında Huneyn bin İshak, tarih ve soyolojide İbni Haldun, fizik ve optikte Kindi, İbni Heysem; botanik ve eczacılıkta İbni Baytar, ilk uçan adam İbni Firnas, küçük kan dolaşımını bulan İbnünnefis, matematik ve astronomide Mecriti, Zerkali, coğrafyada İdrisi, Piri Reis, ziratta İbni Avvam.

Bunlar sadece ilk akla gelen ilim öncüleri ve kaşifler. Kendileri ve hayatları kadar yazdıkları eserlerle Bilim Tarihi'nin köşe taşları olan bu insanları maalesef batılılar bizden çok iyi tanımaktadır. İnşallah bu sütunda fırsat buldukça, bu ilim adamlarından ve bütün insanlığa armağan ettikleri buluşlarından zaman zaman bahsetmeye çalışacağım.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: nurettintaskesen@hotmail.comtwitter @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  146089

-