4 AĞUSTOS 2020 SALI

MÜSLÜMANLAR ALMANYA’DA CİDDİ SORUNLAR YAŞIYOR

UHİM heyeti Almanya’da gerçekleştirdiği görüşmelerde Müslümanların inanç hürriyeti açısından ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını ortaya koyan örneklerle karşılaşmıştır.


MÜSLÜMANLAR ALMANYA’DA CİDDİ SORUNLAR YAŞIYOR

IGMG Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü, Hannover'de 2005-2011 yılları arasında Cuma günleri cami girişinde Müslümanların aranması ve kimlik kontrolüne tabi tutulması örneğini hatırlatarak UHİM heyetine şu açıklamalarda bulunmuştur:

“Cuma namazı girişlerinde kimlik kontrolü yapılıyordu. İnsanlar kurt köpekli polislerin arasından camiye giriyorlardı. İslam'a ve Müslümanlara yapılan böylesi bir müdahale normal sayılıyor. İstanbul Beyoğlu'ndaki bir kiliseye pazar ayinine gelen Hristiyanlara böyle bir kontrol yapıldığını düşünebilir misiniz? Bu gibi uygulamalarla toplumda da bir algı oluşturuluyor. Örneğin aynı apartmanda oturduğunuz komşunuz sizi sürekli polis kontrolünde görürse hakkınızda ne düşünebilir?

Devleti kutsayan anlayıştan beslenen yapılar Almanya'nın hukuksuz yaklaşımlarına, devletle sorun yaşamamak için refleks göstermiyor. Ama böyle davrandığınızda da bir şey değişmiyor, bu hukuk dışı uygulamalar devam ediyor. O kurumlara mensup insanlar da camiye girerken aranıyorlar. ‘Saklayacak bir şeyimiz yok' deniyor. Kimsenin saklayacak bir şeyi yok ama bu, devlete bu hakkı vermez. Böyle bir durumda kişi ve kurumların mahremiyetleri kalmaz, bu mantık yanlıştır.”

Üçüncü, “Madem Suudi Arabistan'da kilise yok, o zaman Almanya'da da cami olmasın.”, “Bakın Afganistan'a, Bangladeş'e! Orada yaşasaydınız daha mı iyiydi?” gibi söylemlerin Almanya'da çok yaygın olduğunu ifade ederken, İçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen 1. Alman İslam Konferansı'nda kendilerine “Müslümanların okumaması gereken kitaplar” listesi verildiğini belirtmiştir:

“Bize ‘okunmaması gereken kitaplar' listesi sundular. Listede Seyyid Kutub, Yusuf el-Karadavi, Üsame bin Ladin, Emine Şenlikoğlu, Murad Hofmann gibi isimler vardı. Biz bu duruma mukavemet gösterince ikinci konferansa davet edilmedik. Bu tip toplantılarda sürekli ‘İslam'ın aydınlanması'ndan bahsediliyor. Üniversitelerde Hristiyan ilahiyat fakültelerinde müfredata devlet karışmıyor fakat İslam ilahiyatı eğitimi verilen fakültelerde müfredata devlet müdahale ediyor.”

IGMG Teşkilatlanma Birimi'nden Av. Naci Hüseyin Türk ise bir avukat olarak Almanya'da Müslüman çocukların sünnet edilmesinin yasaklanması ile ilgili hukukî süreci takip ettiğini ve bu hukuksuzluğun ara çözümlerle kapatılmaya çalışıldığını şu cümlelerle izah etmiştir:

“Ben avukat olarak sünnetin yasaklanması ile ilgili davayı takip ettim. Hakim karar vermemek için elinden geleni yaptı. Sonra da ara bir çözüm buldu. Çocuğunu sünnet ettiren aile “suçsuz” bulundu. Bu yüzden davanın bir üst mahkemeye gitme ihtimali de ortadan kaldırılmış oldu.”

Anti-Rassismus Informations-Centrum-NRW (ARIC-NRW) Başkanı Hartmut Reiners ise başörtülü bayanların kamu görevlisi olamamalarına işaret etmiş ve “Başörtülü öğretmenin çalışamaması yasağı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. En çok ayrımcılığa uğrayanlar Müslüman kadınlar. Erkeklerle ilgili problem ise genelde isim oluyor” demiştir.

UHİM heyeti ile görüşen Avrupalı Türk Demokratlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Av. Dr. Hayrullah Özcan, bir müvekkilinin karşı karşıya kaldığı bir hadiseyi şöyle anlatmıştır:

“Türk bir müvekkilim kiraladığı hobi bahçesinden basit gerekçelerle çıkartılmak istenmiş. Bahçeyi kiralamak için verdiği 7 bin Euro'ya karşılık, bahçenin değeri müvekkilimin verdiği iddia edilen zarardan ötürü sıfırın altında gösterilerek müvekkilim ayrıca borçlu çıkartılmaya çalışılmış. Şu anda bu konuyla ilgili davamız sürüyor. Bu bir mobbing örneğidir. Türk müvekkilimin bahçesinin etrafındaki diğer bahçelerin sahipleri olan Almanlar hem müvekkilimi aralarından çıkartmak hem de bahçeyi bedavaya getirerek kendileri almak istiyorlar.”

Yine UHİM heyetinin Almanya temasları çerçevesinde görüştüğü DİTİB'den Halide Özkurt ve IGMG'den Av. Naci Hüseyin Türk de başörtülü bayanların havuz, fitness vb. spor komplekslerine kayıt yaptırırken başörtüleri sebebiyle sıkıntı yaşadıklarını, bir kısmının bu komplekslere kabul edilmediği bilgisini vermişlerdir.

Almanya Freiburg Pedagoji Yüksekokulu tarafından Baden-Württemberg eyaletinde gerçekleştirilen ve 745 şirket ile işveren üzerinde yapılan araştırmada göçmen gençlere yönelik uygulanan ayrımcılığın boyutları görülmektedir. Araştırmadan çıkan sonuçlara göre şirketlerin %35,1'i başörtülü kadınları işe almak istemediğini belirtirken, %12,4'ü de dindar Müslümanlarla herhangi bir şekilde münasebet içinde olmak istemediğini ifade etmiştir. Ankete katılanlar buna gerekçe olarak da müşterilerin rahatsız olabileceği ve başörtülü kişilerin çalışma ortamını olumsuz etkileyebileceğini göstermiştir. Araştırma ile birlikte ortaya çıkan diğer önemli bir nokta da eşcinsellere gösterilen müsamahanın Müslümanlara gösterilmemesidir. Buna göre araştırmaya katılan şirketlerin sadece %4,5'i eşcinsel birini işe almak istemediğini ifade etmektedir.

Konuyla ilgili SWR kanalına açıklamada bulunan Prof. Dr. Albert Scherr, işverenlerin işçi alırken kişilerin sadece yeteneklerine ve teknik becerilerine göre değil, aynı zamanda etnik kökenine ve dinî inancına da dikkat ettiğini söylemiştir. Uzun yıllar ayrımcılık üzerine araştırmalar yapan Scherr, bazı işverenlerin dolaylı yollardan da ayrımcılığa başvurduğunu ifade ederek şunları söylemiştir:
“Şirketlerin %94'ü Almanca'nın önemli olduğunu ifade ederken, %76'sı Almanca anadilinin önemli olduğunu belirtiyor. Bu da bir nevi ayrımcılık oluyor aslında. Çünkü göçmen çocuklar Almancayı iyi öğrenmelerine rağmen anadilini kendileri belirleyemiyorlar. İşverenler bu sayede bir kişinin Alman vatandaşı olmasına rağmen Alman kökenli olup olmadığına bakıyor.”

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  713862

-