20 TEMMUZ 2018 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMAL’İN ÂİLESİ DÎNDÂR MIYDI? -20

Yesevîzâde Alparslan Yasa

 yes

(http://www.btp.org.tr/content/view/3376/ataturk-un-annesi-

molla-zubeyde-hanim-in-vasiyeti; 30.5.2017)

Zübeyde Hanım'dan kalan iki siyâsî vesîkadan ikincisi: “Vasıyetnâme”… (Burada ikinci sayfası görülüyor.) “Dârüşşafaka'ya Teberru İlmühaberi”yle aynı siyâsî şartlarda, ondan iki ay sonra, 25 Kânunusâni (Ocak) 1338 (1922)'de kaleme alınmış…

 

 

 

 

Vasıyetnâme, ihlâsa müstenid idiyse, neden icrâ edilmedi?

“Vasıyetnâme”nin ikinci maddesi şöyledir:

“Vefâtımda, Beşiktaş'ta kâin Yahyâ Efendi hazîresinde defnedileceğim.”

Zübeyde Hanım, bu vasıyetnâmenin hazırlandığı târihten bir sene sonra (14 Ocak 1923'te, gece vakti) İzmir'de ölüyor. Lâkin her ne hikmetse, o esnâda memlekette hükümfermâ olan ve elinde her çeşit imkân bulunan oğul, annenin naaşını İstanbul'a naklettirip, onu, “Vasıyetnâme”ye muvâfık olarak Yahyâ Efendi hazîresine defnettirmiyor. Kemalist Propaganda, “Vasıyetnâme”nin çeşme yapılması, 5 aded kurban kesilmesi, v.s. gibi hükümlerinin icrâ edildiğine dâir de hiçbir haber rivâyet etmiyor…

Oğul, annesinin cenâzesine nîçin iştirâk etmedi?

Bir başka tuhaflık da, oğlun, annesinin cenâzesine iştirâk etmemesi…

Zübeyde Hanım, İzmir-Karşıyaka'da (henüz bekâr olan) Lâtîfe Hanım'ın köşkünde ve onun ihtimâmı altında tedâvî görüyordu. Ölümü, 14-15 Ocak 1923 gecesidir. Mustafa Kemâl, o esnâda Eskişehir'de bulunuyordu; yâni yarım ilâ bir günlük bir tren seyâhatiyle annesinin cenâzesine yetişebilir ve cenâze 16 Ocakta kaldırılabilirdi. Fakat o, bu işi Selânikli Başyâveri Salih Bozok'a havâle etti. Cenâze, 15 Ocakta, Sâlih Bey ve Lâtîfe Hanım'ın nezâretinde kaldırıldı. Hasan Rıza Soyak'ın yukarıda da atıfta bulunduğumuz Atatürk'ün Hususiyetleri isimli kitabında bu husûsta şu muhtasar bilgi mevcûddur:

“Zübeyde Hanım, {İstanbul'dan] Ankara'ya rahatsız gelmişti. Hastalığı ciddiydi. Ve her gün biraz daha ağırlaşıyordu. Ankara'nın yüksek ve sert iklimi de bunda müessir oluyordu. Doktorların tavsiyesi üzerine İzmir'e gönderildi.

“Bu sayın ve mutlu Türk kadını orada müstakbel gelini Sayın Latife Hanımın evinde, O'nun şefkatli ve hürmetkâr ihtimamı altında tedavi edilirken 15 Ocak 1923 gecesi hayata gözlerini kapadı.

“Büyük oğlu o gece Eskişehir'de bulunuyordu. Kara haberi kendisine İzmir'de bulunan Başyaver Salih Bey (Bozok) telgrafla bildirmişti.

“Derhâl cevap verdi:

‘Verdiğiniz elîm haber beni çok müteessir etti. Merhûmenin münâsib bir tarzda merâsim-i tedfiniyesini îfâ ettiriniz! Cenâb-ı Hak, Millete hayât ve selâmet bahşeylesin!' (Soyak 1966: 8)

Bu telgrafı tâkîben, yas tutmuyor; programında hiçbir değişiklik yapmadan yoluna devâm ediyor… Programını Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri'nin 2. cildinden tâkîb edebiliyoruz: 15 Ocak'ta Eskişehir'de halka hitâb, 16 Ocak'ta Ârifiye'de halka hitâb, aynı gün İzmit'te İstanbul gazetecilerine uzun bir beyânât, 18 Ocak'ta İzmit'te halka hitâb, 22 Ocak'ta Bursa'da Şark Sineması'nda “kan ile yapılan inkılâblar daha muhkem olur, kansız inkılâb ebedîleştirilemez” fikrini işleyen uzun bir hitâbe, 25/26 Ocak'ta Alaşehir'de halka hitâb, 26 Ocak'ta Sâlihli İstasyonu'nda halka hitâb, aynı gün Kasaba İstasyonu'nda halka hitâb, yine aynı gün Manisa İstasyonu'nda halka hitâb ve nihâyet, 13 gün sonra, 27 Ocak 1923'te annesinin kabri başında Osmanlı'ya ateş püsküren siyâsî bir hitâbe… Program bununla bitmiyor; hemen iki gün sonra da, annesinin, evinde vefât ettiği Uşşakîzâde Lâtîfe Hanım'la evleniyor…

Lâtîfe Hanım'la evlenmekle, herhâlde annesinin tavsıyesine de uymuş oldu. Zîrâ annesi son günlerini Lâtîfe Hanım'ın köşkünde geçirdiğine göre, oğluna zevce olarak bu hanımı münâsib görmüş olsa gerektir. Filhakîka, Lâtîfe Hanım, o devirde ancak muayyen bir zümrenin kızlarında görülen bir terbiyeyle ve oldukça serbest yetişmişti:

“Lâtife Hanım; İzmir'li Uşakîzâde rahmetli Muammer Beyin kerimesidir. Uzun müddet Avrupa'da bulunmuş, çok iyi tahsil görmüş, Fransızca ve İngilizce dilleri ile de mükemmel konuşan ve yazan, her bakımdan hürmete lâyık, yüksek kültürlü bir hanımefendidir.” (Soyak 1966: 11)

Acabâ Mustafa Kemâl, annesinin cenâze merâsiminde neden hâzır bulunmadı? Bâzıları, buna, “annesini pek sevmediği” şeklinde cevâb veriyorlar. Biz o kanâatte değiliz. Annesi de, kız kardeşi de, onu, dâvâsında, başından sonuna kadar canla başla desteklemiş, dâimâ onun arkasında olmuşlardır. Bilakis onlara çok düşkün olduğu dahi söylenebilir. Öyle ki Makbûle Hanım'ı, ölünceye kadar el üstünde tutmaya devâm etmiş, onun huysuzluklarını sabırla karşılamış, her tarafta imtiyâzlı muâmelesi görmesini sağlamış ve kendisine hatırı sayılır bir mîrâs bırakmıştır. Hayır, sevmemezlik veyâ umursamazlık sebebiyle cenâzesine iştirâk etmemiş olamaz! O esnâda kendisini annesine karşı son vazîfesini îfâ etmekten alıkoyacak kadar mühim bir meşgalesi olmadığı da meydandadır… Öyleyse asıl sebeb, cenâze namazına iştirâk etmemek olabilir. Çünki 1923, onun tedrîcen İslâmla arasına mesâfe koyduğu ve nihâyetinde de “İrticâ” yaftası altında ona karşı hücûma geçtiği senedir. Bu anlayışla, kendisinin, en azından 1923'ten îtibâren, hiçbir cenâze namazına katılmadığı müşâhede ediliyor. Vâkıa, bu husûsda, evveline dâir de bir bilgi yok… Yine de, evvelinde, en azından bâzı Cumâ namazlarına iştirâk ettiği rivâyeti var… Mâmâfih, Kılıç Ali'den öğrendiğimize göre, onlara da, o günün şartları îcâbı, bizzarûre katılıyormuş…

Annenin kabri başında siyâsî hitâbe

Hakîkî sebebler ne olursa olsun, annesinin vefât haberini alır almaz onun cenâzesine koşmadı; evvelden karârlaştırdığı programına uymaya devâm etti. Böylece, annesinin mezârını ziyârete geldiğinde, cenâzenin üzerinden on üç gün geçmişti. Târih, 27 Ocak 1923'tü. O gün, rahmetli Kâzım Karabekir Paşa'nın da arasında bulunduğu kalabalık bir topluluk kendisine refâkat etmekteydi. Ziyâret esnâsında duâ okuduğuna, Kur'ân-ı Kerîm tilâvet ettiğine veyâ ettirdiğine dâir hiçbir emâre görülmüyor. Böyle bir şey vâkî olsaydı, herhâlde onun da bir resimli hâtırası olur veyâ buna dâir sahîh bir haber rivâyet edilirdi…

Duâ okumuyor, ama Osmanlı'ya pürhiddet hücûm ettiği ve annesini, Osmanlı, bâhusûs Abdülhamîd ve Vahîdeddîn Hânların doğrudan veyâ dolaylı gadrine uğramış, bu yüzden sağlığını kaybetmiş bir mazlum olarak tasvîr ettiği uzun bir nutuk îrâd ediyor. Bu ibretâmîz nutkun tam metni, Matbûât-ı Umûmiye Müdîriyeti tarafından Ankara'da 1923'te basılan Gazi Mustafa Kemâl Paşa İzmir Yolları'nda isimli kitapta ve oradan naklen Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri'nin 2. cildinde (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yl., 2006, ss. 78-80) münderic bulunuyor. Biz, onu, ikinci kaynaktan iktibâs ediyoruz:

“Zavallı vâlidem, bütün Millet için mefkûre olan İzmir'in mukaddes topraklarına tevdî-i vücûd etmiş bulunuyor.

“Arkadaşlar! Ölüm, hilkatin en tabiî bir kanûnudur. Burada yatan vâlidem, zulmün, cebrin, bütün Milleti felâket uçurumuna götüren bir idâre-i keyfiyenin kurbanı olmuştur. Bunu îzâh etmek için, müsâade ederseniz, hayât-ı ıztırâbının bâriz birkaç noktasını arzedeyim.

“Abdülhamîd devrinde idi. 1320 (1905) târihinde mektebden henüz Erkânıharb Yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Hayâta ilk hatveyi atıyordum. Fakat bu hatve hayâta değil, zindana tesâdüf etti. Hakîkaten, bir gün beni aldılar ve idâre-i müstebidenin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım.

“Vâlidem, bundan, ancak mahbûstan çıkdıktan sonra haberdâr olabildi. Ve derhâl beni görmeğe şitâb etti. İstanbul'a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç-beş gün görüşmek nasîb oldu. Çünki tekrâr idâre-i müstebidenin hafiyeleri, câsûsları, cellâtları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.

“Vâlidem ağlıyarak arkamdan tâkîb ediyordu. Beni menfâma götürecek olan vapura bindirilirken, benimle görüşmekten men'edilen vâlidem, göz yaşlarıyle Sirkeci rıhtımında elemler ve kederler içinde terkedilmiş bulunuyordu.

“Menfâda geçirdiğim tehlikeler, onun hayâtını ıztırâblar ve göz yaşları içinde geçirmiştir.

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  377840

-