20 AĞUSTOS 2019 SALI

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 236

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Bizanslılar ve Venediklilerden fethettik, Yahûdilere teslîm ettik

Yukarıda gördüğümüz gibi, 1900 senesi civârının Selânik'ini yakından, içinden ve hattâ istihbârî bilgilerle tanımış olan Senatör Victor Bérard ve Miralay (Colonel) Léon Lamouche gibi ciddî müşâhidler aynı tesbîtte birleşiyor, Yahûdiler de iftihârla kaydediyorlar: “Selânik, bir Yahûdi şehridir”…

Filvâkî, Selânik'i, biz, Bizanslılar ve Venediklilerden fethedip Yahûdilere teslîm etmiş ve bu sûretle sonumuzu da hazırlamışızdır. Şöyle ki:

Muâsır Türkiye târihini şekillendiren Selânik şehri, 1374'ten îtibâren, I. Murâd, Yıldırım Bâyezid ve Mehmed Çelebi devirlerinde,  birkaç def'a Bizanslılar, Venedikliler ve Türkler arasında el değiştirdikten sonra II. Murâd tarafından 1430'da kat'î olarak Osmanlı topraklarına katıldı ve Balkan Harbi felâketine kadar Osmanlı hudûdları içinde kalmaya devâm etti.

Selânik'in fethedildiği 15. asır, aynı zamânda Orta-Çağın en ileri medeniyetini temsîl eden muhteşem Endülüs'ün barbarların eline geçtiği asırdır. Müslümanlar, hâkimiyetlerini kaybettikleri gibi, dokuz asırdır kendilerine vatan yaptıkları ve bütün târihinde görülmemiş derecede îmâr ettikleri bu toprakları en son 1492'ye kadar terk etmek mecbûriyetiyle karşı karşıya bırakılmışlardı. Onlarla berâber Yahûdiler de… Çünki Endülüs'de artık Katoliklerden mâadâsına hayât hakkı yoktu…

Endülüs Müslümanları kâffeten Şimâlî Afrika'ya yönelirken, Yahûdilerin kısm-ı âzamına da Osmanlı İmparatorluğu kucak açmış, Yahûdi hüviyetini muhâfaza ederek İspanya'yı terk edenlerin tamâmına yakını ancak Osmanlı toprakları ile Şimâlî Afrika'daki İslâm beldelerinde kendilerine melcê bulabilmişti. Yahûdilerin o günki vazıyeti hakkında Prof.  Cecil Roth şu tesbîtte bulunuyor:

“Yahûdiler, Türk İmparatorluğunu dâimâ şükrânla hatırlamalıdırlar. Zîrâ, târihlerinin en karanlık devirlerinden birinde,  [yeryüzünde]  sığınabilecek hiçbir yer bulunmaz ve kendilerine hiçbir yardım eli uzanmazken, Türk İmparatorluğu, onlara  [başta İspanyol Katolikleri olmak üzere Avrupalıların mezâliminden kaçanlara]  cömertçe,  ardına kadar kapılarını açtı ve üstelik hep açık bıraktı. [...]  Avrupa'daki son melcêlerini de terk etmek zorunda kaldıktan sonra, ancak Hilâl'in gölgesindedir ki rahat bir nefes aldılar. [...] ...[Osmanlı İmparatorluğunda]  cizye hâriç, pek az aşağılanmaya mârûzdular ve hemen hemen bütün mesleklerin kapıları kendilerine açıktı.”  (Prof. Cecil ROTH, Histoire du peuple juif. Des Origines à 1962 –Yahûdi Milletinin Târihi; Başlangıcından 1962'ye Kadar-, Tr. de l'anglais par R. Schatzman et A.-M. Gentily, Ed. de la Terre Retrouvée, Paris, 1963, 3. éd., pp. 314, 305, 309.)

Bu Siyonist târihçinin tesbîti doğruydu; fakat tavsıyesi hakkında kendisi samîmî olmadığı gibi, milleti de o tavsıyeye muvâfık davranmadı; bilakis kendisine hep hayırhâh davranmış bir milleti en büyük felâketlere sürükledi ve onun toprakları üzerinde, insâfsızca jenosid siyâseti tâkîb ederek, emperyalist, zâlim bir Devlet kurdu…

Her ne kadar bütün Gayr-i Katolikler 1492 senesine kadar artık İspanya ismiyle anılan Endülüs diyârını terk etmek zorunda iseler de, Müslümanlar ile Yahûdilerin oldukça büyük bir kısmı, kendilerini gizliyerek vatanlarında kalmaya devâm ettiler. Katolik İspanyollar, gizli Müslümanlara “Morisko (Katolikliği kabûl etmiş Müslümanlar)”, gizli Yahûdilere ise “Marrano (Domuz)” diyorlardı.

Marranoların kısm-ı âzamı, sonraki asırlarda başka memleketlere (Hollanda, Fransa, İngiltere, Türkiye, v.s.'ye) hicret ettiler. Bir kısmı, zaman zaman yakalanarak Engizisyon zulmünün kurbanları oldular. İçlerinden cüz'î bir kısmı da, 20. asra kadar çifte hüviyetlerini muhâfaza ederek İspanya ve Portekiz'de gizli hayât yaşamaya devâm ettiler. (Prof. Cecil Roth, Histoire du peuple juif, p. 355. Roth'un bir eseri de, Marrano Târihi'dir: History of the Marranos, Philadelphia –Filadelfiya-, 1932. Bu eser, İspanyolca ve İbrânîceye de tercüme edilmiştir.)

Gerek alenî Yahûdilerin, gerekse Marranoların büyük bir kısmının Osmanlı topraklarına yerleşirken tercîhleri Selânik oldu. O zamâna kadar burada, sâdece, Bizanslılar zamanından kalmış küçük bir Yahûdi cemâati (Romanîler, “Romaniotes”) yaşıyordu. Bu küçük cemâat, aynen şehre değişik zamanlarda yerleşen Aşkenazlar (Doğu Avrupa Yahûdileri) gibi, kalabalık Sefarad cemâati içinde eridi ve arkası kesilmiyen Sefarad muhâceretlerinin tabiî nüfûs artışına ilâve olmasıyle, 1550'den îtibâren, şehirde nüfûs ekseriyeti Yahûdilere geçti. (Séphiha 1997, mezkûr makale; Anne-Marie Faraggi Rychner, “Généalogie et histoire de la communauté juive de Salonique de 1900 à 1943”, Généalo J, Automne 2013, No 115, pp. 30-34) Bununla berâber orada iktisâdî üstünlüğü de sağladılar ve bundan sonra, dört asır zarfında, Selânik, bir Yahûdi şehri ve Dünyâ (yâhud en azından Sefarad) Yahûdiliğinin merkezi olarak kaldı.

 

(Encyclopédie Wikipédia)

Bizanslılar ve Venediklilerden fethedip Yahûdilere teslîm ettiğimiz Selânik'in 1831'deki umûmî manzarası… Yahûdi Âleminde, dört asır boyunca “La Jerusalén de los Balkanes” lâkabıyle anılan şehrin siluetinde hemen dikkat çeken minâreler, âdetâ kamuflaj vazîfesi görüyor, onun Yahûdi ve Sabataî hüviyetini gizliyordu…

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  596256

-