14 EKİM 2019 PAZARTESİ

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 377

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Kemalist Materyalizm, yeni nesilleri dînsizleştirmekle onları hürriyete kavuşturuyormuş

“Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” etiketi altında têlîf edilip Liselerde (daha basît versiyonları da alt dereceli mekteblerde) okutulan  Târih kitaplarının doğrudan (kendisini “Büyük Yaratıcı”, “Güneş Dehâ”, “Türk Milletinin Büyük Üstâdı”, “Türk tarih yazma sanatında cihanşümul bir inkılâp yapan ve milliğ kültür tarihimizin seyrinde bütün istikballere şamil bir dönüm noktası yaratan ilmiğ deha sahibi Büyük Müverrih”, v.s. şeklinde vasfeden) Mustafa Kemâl'in elinden çıktığını ve bunların, körpe dimâğlara, keskin bir Dînsizlik şırınga ettiğini, Yeni Söz'ün 3-5 Kasım 2017 târihli nüshalarında tefrika edilen “Dîn Aleyhdârı Kemalist Târih Kitapları Nasıl Yazıldı?” başlıklı makālemizde vesîkalarıyle îzâh etmiş bulunuyoruz. Bu kitaplarda, Dînsizlik, esâs îtibâriyle iki temel üzerine oturtulmuştur: 1) İslâmın tâlîminin aksine olarak, canlılar ve bu meyânda insan nev'i, şu ezelî ve ebedî âlemde, tabîat üstü bir müdâhale olmaksızın, tabîat kanûnlarının zarûrî bir netîcesi olarak ve kendiliğinden teşekkül ve tekâmül etmişlerdir; 2) Kur'ân-ı Kerîm, evvelki dîn kitaplarından istifâde ederek bizzât “Muhammed” tarafından têlîf edilmiştir. (Bu Kemalist kitaplarda, “Muhammed” ismi, dâimâ, herhangi bir hürmet ifâdesi kullanılmadan zikredilir…)

Dr. Abdullah Cevdet'in tilmîzi, tekâmül nazariyesinin, mekteblerdeki târih derslerinde, Materyalizm telkîn eden bir anlayışla tedrîs edilmesini büyük memnûniyetle karşılıyor ve bu sâyede dînî kayıdlardan kurtulan yeni nesillerin hür fikirli olacağını iddiâ ediyor:

“Türkiye, Darvinizmi mekteplerde okutmakla diğer memleketlere bu hususta tekaddüm etmiştir. ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti' tarafından telif edilip resmî mektep programlarına konulan tarih kitapları, çok yeni ve dikkate şayan meseleleri ortaya atmıştır. […]

“Fakat İnkılâpla, müfekkirler, dinin dogmatik telâkkilerinden sıyrılarak hürriyet ufuklarına pervasız düşünce kanatlarını açmıştır. […]

“Maarifimiz bu suretle memlekette batıl itikatlara karşı mücadele açmış bulunuyor…” (Verneau / M. Kemal 1932: 178-180)

Şahısperest Totaliter Rejimin hüküm sürdüğü bir memlekette hürriyetten, hele fikir ve vicdân hürriyetinden bahsetmek, ne büyük riyâkârlık!

 “İlmin zaferi, dînin mağlûbiyeti” imiş!

Bu Dînsizlik propagandacısının bir tâbiyesi de, ilim ile “dîn”in têlîf edilemez iki zıd müessese olduğunu iddiâ edip ilmin îtibârını “dîn”in aleyhine kullanmaktır:

“Yeni ilim, yerini işgal ettiği masallarla karşı karşıya mücadele etmek hakkına maliktir. Ondan daha doğru olmakla beraber, daha güzel, daha ulvîdir ve İlmin her yeni bir zaferi dinin mağlubiyetini tevlit ettiği aşikârdır.” (Verneau / M. Kemal 1932: 180)

Hâlbuki bütün dînleri aynı kefeye koymak mümkün değildir. Bâzı dînlerin veyâ bâzı dînlerin muayyen cephelerinin tecrübî ilimle uyuşmaz olduğu âşikârdır. Lâkin İslâm, ilimle âhenk içinde olduğu gibi hattâ ilmî zihniyet ve usûlün doğmasına zemîn hazırlamış bir dîndir. Dîğer taraftan, yaratılış bahsinde de, Kur'ân-ı Hakîm, Muharref Tevrat'ın (zâten kendi içinde de, birbiriyle mütenâkız) yaratılış kıssalarından çok farklı îzâhatta bulunur. Küçük, ancak peşîn hükümlü ve üstün körü bir okumayladır ki hilkat mes'elesinde Kur'ân'ın Muharref Tevrat'ın tâkîbcisi olduğu netîcesine varıyor. Bu müddeâlar elbette ki isbâta muhtâcdır; fakat bunun yeri, işbu araştırmamız değildir... 

1_66 

 

(Darülbedayi, 1 Nisan 1930, sayı: 4, s. 7)

Dr. Abdullah Cevdet'in kendisi gibi Dînsizlik propagandacısı bir tilmîzi: Mehmed Kemal Küçük (Girit, 1901 – İstanbul, 1936)…     

***  

 

 

Dîğer taraftan, Dr. Abdullah Cevdet'in, M. Kemal Küçük'ün ve Kemalizmin bayrakdârlığını yaptıkları Materyalizm ilimle kābil-i têlîf midir? Materyalizm, Kâinâtın ve maddenin ezelî ve ebedî olduğunu iddiâ ederken tecrübî ilme mi istinâd ediyor?

Yine meselâ Küçük'ün yukarıda naklettiğimiz “Kâinatta ancak maddeyi kabul eden, ruhu ve Allahın mevcudiyetini inkâr eden Materyalizmin (aleyhinde bulunmak), acınacak derecede ve gayet kaba bir cehalet(tir).” (Verneau / Küçük 1932: 61) hükmü ilmî bir tesbît midir, yoksa bir îmânın ifâdesi midir?

Kitabının sonundaki reklam sayfasında “Yakında basılacaklar” listesinden öğrendiğimize nazaran, Küçük, müsbet ilim ile bütün dînleri zıdlaştırma tâbiyesini desteklemek için, iki kitabın daha tercümesine başlamış; mâmâfih ikmâllerine ömrü vefâ etmemiş olmalı ki (Millî Kütüphâne kayıdları ve sahaf îlânları üzerinden yürüttüğümüz) araştırmalarımızda  bu kitapların basıldığına dâir bir bilgiye tesâdüf edemedik:

- John William Draper'dan Din ve İlim Arasındaki Çarpışmalar ve

- Sir James George Frazer'dan Can Çekişmekte Bulunan Allah… (“Yakında Basılacaklar” listesindeki dört kitaptan, sâdece, Henry Bernay'den –“Zamanımızın ‘Jules Verne'i olan Henry Bernay'nin fenne dair bir romanıdır” şeklinde tanıtılan- Yüz Sene Uyuyan Adam tercümesi piyasaya çıkmıştır… Piyasaya çıkmıyan dîğer kitap: Fransız Prof. Georges Renard'dan Tarihtenevelki İnsanlarda Çalışma Tarzı'dır…)

Kemalizmin Resmî Dili Frenkleştirme projesinin bir öncüsü

Daha evvel neşrettiğimiz muhtelif araştırmalarımızda, Kemalizmin Târihî Türkçeye düşmanlığının iki esâs sebebinin, onu yoğuran Dîne düşmanlık ile Avrupa Medeniyeti içinde erimek emeli olduğunu isbât etmiş bulunuyoruz. Bu maksadla, Türkçedeki İslâm Medeniyeti kaynaklı (Arapça ve Farsça asıllı) bütün kelimeler ayıklanıp yerlerine kısmen Fransızca, kısmen de Uydurmaca kelimeler ikâme edilerek, aynı zamanda dilin bünyesi de olabildiğince Frenkleştirilerek sun'î bir dil meydana getirilmek istenmiştir. (Yoksa, kat'iyen ve riyâkârca ileriye sürülen iddiâların aksine, Türkçenin kendi bünyesinden kaynaklanan bir tasfiye ihtiyâcı bulunmuyordu…) 1960 İhtilâliyle Resmî Dil statüsü kazandırılan bu sun'î dilin inşâsına, 1928'de Frenk alfabesinin benimsenmesiyle alâkalı çalışmalar esnâsında başlanmış, 1930'lu senelerde çalışmalar hızlanmıştır. Mehmed Kemal Küçük'ün kitabını yazdığı 1932'de bu çalışmalar bir hayli ilerlemişti. Küçük, burada üzerinde durduğumuz têlîf ve tercümesinde birçok yeni Fransızca kelime kullanıyor. O, bu tavrının (aynen Dil Kurumu'nun kendisine emânet edildiği Selânikli İbrahim Necmi Dilmen'in de açıkça beyân ettiği gibi), Kemalist Uydurma Dil projesinin bir îcâbı olduğunu îlân etmekten çekinmiyor; hattâ bu sâhada bir öncü rolü oynamakla iftihâr ediyor: 

“Yazılarımızda görülmüş olacağı veçhile dilimize geçmiş ve artık birer ıstılâh olmak üzere kabul edilmiş olan fransızca tabirler, şimdiye kadar kullanılan arapça tabirlere tercihen istimal edilmiştir. Esasen içtimaî hayatımızın her sahasına şamil olan İnkılâbımız, bilhassa latin harflerini kabul etmemizden itibaren dilimizde de Garbe müteveccih olmak üzere esaslı bir Reformu ilham etmiştir. Gelecek nesiller şüphesiz bu yürüyüşte zafer bayrağını, yeniliğin ölmez yüksekliğine dikeceklerdir. İleride teşekkül etmesi zarurî olan Dil Akademimiz, [dilimizi] –ancak kamuslarda yer tutan- eskimiş arapça kelimelerden kurtararak her an yeni bir tekâmüle koşan Garp lisanlarile zenginleştireceği vakit, edebî ve ilmî dilimiz de asrî yüceliğini almış bulunacaktır. Ancak biz şimdiden bu adımı atıyor ve bu hereketimizle ilme ve İnkılâba hizmet ettiğimizi sanıyoruz.” (Verneau / M. Kemal 1932: 188-189)

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  245446

-