Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 300

Yesevîzâde Alparslan Yasa

 

Sabiha Derviş (Sertel)'in, aynı Cemâate mensûb Hâlide Edib'in bulduğu Amerikan bursuyla (mââile) Amerika'ya gitmeden evvel kendi Büyük Mecmûa'larında neşrettiği “Son Duâ” başlıklı makāle… Asırlarca bizden görünüp bize diş bilediler ve Münâfıklığı amansız bir silâh gibi kullandılar…

***  

 

 

1928'de, aynı Münâfık kalemden, bu def'a, Millî Kültürümüzü toptan tasfiyeye azmetmiş Kemalizme harâretli alkış

Aynı kalem, birkaç sene sonra, kurdukları yeni rejimin himâyesi altında, maskesini atacak, Resimli Ay'ın Eylûl 1928 târihli nüshasındaki (No: 55-7) “Şark'la Olan Son Râbıtamızı da Kestik” başlıklı makālesinde, ecdâdından devraldığı korkunç Müslümanlık ve Türklük düşmanlığını açığa vuracak, Türklüğün bütün islâmî mâzisini (ki o mâzî hâricinde zâten “Türklük” yoktur) silip süpürmeye azmetmiş Kemalizmin topyekûn Garpçılık / Avrupacılık siyâsetini şiddetle alkışlıyacak, Türk milletini, “gâvurluk” olarak gördüğü “Avrupalılığı” benimsemediği için “medenî” olmamakla ithâm edecektir:

“…Türk târihi siyâsî zaferlerle doludur. Fakat hiçbir zafer Türk'ü istiklâline sâhib yapmamış, Türk'ü medenî zümreler arasına sokmamıştır. Dünyâ, devâsa bir sür'atle ve terakkî yolunda koşarken, biz başımızı Şark'a çevirmiş, Şark kültüründen getirdiğimiz Dîvan edebiyâtı ile, insanlara acz ve meskenet veren Şark ahlâkı, Şark düşünüşü, Şark tevekkülü ile dünyâya arkamızı dönmüş, medeniyetin, refâh ve saâdetin, istiklâlin ağaçtan armut düşer gibi ağzımıza düşmesini beklemiştik.

“Birbirini izleyen mağlûbiyetler bizim hep Şark kültürü altında milliyetimizi, lisânımızı, benliğimizi kaybetmemizin, Garb medeniyetine ve ilerlemelerine uzak kalmamızın netîceleriydi. […]

“İşte, istiklâlimize sâhib olduğumuz günden beri geçirdiğimiz inkılâblar, bu istiklâli muhâfaza etmek, Türkiye'yi medenî devlet zümrelerinden biri yapmak, bu siyâsî zaferi, iktisâdî, ictimâî zaferlerle donatmak için açılmış birer savaştır.

“Şark kültürü, edebiyâtımıza, lisânımıza, zihniyetlerimize, akîdelerimize, fikrî ve ictimâî hayâtımıza, kıyâfetimize uzun senelerden beri têsîr icrâ etmiş bir kültürdür. Şimdi bir an'ane hâline gelmiş, Türk'ün enerjisini uyuşturmuş olan bu kültürün têsîrlerinden kurtulmak için açtığımız cidâl, son bir zafer daha kazanmıştır.

“Dînle siyâseti ayırdıktan, Şark'ın hukukuna istinâd eden kanûnları medenî kanûnlarla tebdîl ettikten, kıyâfetlerimizi yeknesak ve bediî bir şekle ifrâğ ettikten sonra bugün lisânımızda başlıyan inkılâb, şimdiye kadar yapılan inkılâbın en mühim bir safhasıdır.

“Siyâsî zaferle nasıl bir devir kapatmış, yeni bir devir açmış ve yeni bir devlet kurmuşsak, Latin harflerinin kabulü ile yine bir devir kapamış, eski bir kültürden medenî bir kültüre geçmiş oluyoruz. Ve işte Şark'la olan son râbıtamız da burada nihâyet buluyor.

“Şarkın kısır, mânâsız, fikirden tamâmen ârî dîvan, mahdût sâkî edebiyâtına vedâ ediyoruz. Bugüne kadar, edebiyâtımıza, mûsıkîmize têsîr eden bu kültür, bugün artık Türk'ün rûhundaki bediî zevki tatmîn edemez. Artık ilhâm ararken gözlerimizi Garp edebiyâtına çevirecek, oradan ilhâm ve metod alacağız. […]

“İlim için kaynak ararken artık Ali Emir Efendi Kütüphânesi'ndeki Şark eserlerine değil, Garb'in ilim mêhazlarına mürâcaat edeceğiz. Yeni harfler bu lisânın daha kolaylıkla lisânımıza nakline hizmet edecek, her muallim talebesine mêhaz olarak yalnız kendi irfânını değil, Garb'in ilim ve fikir dünyâsındaki ışıkları da gösterebilecektir.

“Garb medeniyetini, Garb irfânını daha yakından tâkîb edeceğiz. Fennin yeni îcâdları, Garb medeniyetinin her gün attığı yeni ve sür'atli adımlar, bizim de her merhalesinde tâkîb edebileceğimiz adımlar olacak. Hülâsa, bu def'a da Şark'a arkamızı dönüp yüzümüzü dünyâya, fennin hârikalar yarattığı Garb dünyâsına çevireceğiz.” (Sertel Yıldız  1994: 139-141'den naklen)

 

Sabiha Sertel'in, Kemalizmi, Komünist ictimâî nizâma geçiş bakımından değerlendirmesi

Sabiha Sertel'e ve umûmiyetle Marksistlere nazaran, henüz “feodalite artıkları bulunan geri bir cem'iyetten” Komünist cem'iyetine geçebilmek için, orada, evvelâ “Burjuva Demokratik Devrimi”ni (Mihri Belli'nin tâbiriyle “Millî Demokratik Devrim”i) tahakkuk ettirmek lâzım gelir. İşte Kemalizm, bu inkılâbın tahakkūku için cehd sarfetmiş, bu uğurda büyük mesâfe kat'etmiş, lâkin tam hedefe ulaşamamıştır; elbette, muvaffak olduğu kadarıyle de takdîri hakketmiştir:

“Atatürk, Birinci Dünya Harbi sonunda yıkılan İmparatorluğun enkazı üzerinde bir yeni Türkiye kurdu. Emperyalist devletlere karşı, binbir güçlük içinde bir milli kurtuluş savaşı verdi. Bağımsız bir Türkiye'nin temellerini attı. Saltanatı ve hilafeti yıktı. Şeriat kanunları yerine medeni kanunu getirdi. Reformlar yaptı. Bu, Türkiye ölçüsünde bir devrimdi.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  705877

-