Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 319

Yesevîzâde Alparslan Yasa

 

(Yalman 1970: IV/206)

Resmin en solundaki Yalman, üç dostuyla hasbihâl ederken görülüyor… Resmin en sağındaki Büyük Elçi Behiç Erkin, Kemalist Rejimin, 2. Cihân Harbi esnâsında 20.000 Yahûdiyi Türkiye'ye (muhtemelen oradan da Filistin'e) göndererek Yahûdi Âleminin şükrân hislerini kazanmış mühim bir şahsıyeti idi… Kemalistler, onun, gençliğinde, arkadaşı Mustafa Kemâl'le berâber, Beyoğlu'nda bir “çapkınlık evi” tutmuş olmasıyle dahi iftihâr edebiliyorlar…

*** 

 

“Büyük Şef” mâsûm; kabâhat Kâzım Özalp'de!

“Bu konuşmamızdan sonra uzunca bir zaman geçti.

“8 ay sonra, 18 Mart 1927 akşamı, Nafia Vekili Behiç Bey vasıtasıyla ve onunla birlikte Gazi'ye davet edilmiştik. Sofrada Meclis Reisi Kâzım [Özalp] Paşa ile İstiklâl Mahkemesinin reisi ve bazı âzası, Ankara Belediye Reisi Mühendis Asaf Bey [Mustafa Kemâl'in mahalle arkadaşı Selânikli Süleyman Asaf İlbay (1882 – 1957)], haremi ve kızı vardı. O gece Gazi'nin beni yanında oturtmak suretiyle gösterdiği yakınlığı ve iltifatı asla unutamam. […]

“Sofrada şundan bundan bahsediliyordu. Bir ara Gazi bana döndü:

‘- Söyle Paşam, niçin bu işler böyle oldu?' dedi.

“Hemen şu cevabı verdim:

 

 

 

 

 

Behiç Erkin, gençlik çağından îtibâren, Mustafa Kemâl'in, İstanbul'da berâber bir “çapkınlık evi” tutacak kadar yakın bir arkadaşıydı. Kardeşi Dr. Talat Erkin'in cenâzesi, mûtâd vechiyle, Teşvîkiye Câmii'ndeki “namaz”ı müteâkib Feriköy Mezarlığına defnedilmişti… Büyük amcası Behiç Erkin hakkında bir kitap têlîf eden Emir Kıvırcık da, Şişli Terakki Lisesi mêzûnudur… 

***

 

‘- Paşam, eğer Meclis Reisi Kâzım [Özalp] Paşa vazifesini yapıp Meclisi fevkalâde olarak toplamış olsaydı, mahkemenin cürmü meşhut üzerinde yakaladığı iddiasıyla tevkiflerini istediği yirmi kadar mebustan hangilerinin cürümle alâkalı olduğunu Meclis daha iyi takdir eder, mahkemenin mebusların tevkifi hakkındaki keyfî hareketine mâni olunurdu. Suikast teşebbüsü gibi mühim bir hâdise karşısında murakabe altında bulunduğunu gören İstiklâl Mahkemesi de, daha dikkatli harekete mecbur olurdu. Bu sayede daha âdilâne hareket edilirdi. Daha hâdisenin başında Meclis Reisini kabahatli buluyorum.'

“Kâzım [Özalp] Paşa da oradaydı. Benim bu sözlerim üzerine hiç ağzını açmadı. Bu vesile ile beni üzen bir hususu açıklamıştım ama, sözlerimin sofrada umumî bir tesir yarattığının da farkındaydım. Bu nevi şiddetli tenkidlerin yeri, herhalde Gazi'nin sofrası değildi, biliyordum. Fakat o kadar doluydum ki aradan geçen uzun aylara rağmen, hâlâ sinirlerim normal hale gelememişti. Mâruz kaldığımız haksızlık, tazyik ve hakaretler, hepimizi olduğu gibi, beni de acı sözlü ve sabırsız hale getirmişti.” (Cebesoy 2011: 624)

Totaliter Rejimde adâlet: “Paşaları senin hatırın için affettirdim!”

“Bu halimi ince zekâsıyla farkeden Gazi, beni yemek salonunun bir köşesine götürdü. Orada bana nazikâne ikazlarda bulunurken her hakikati tamamiyle bildiğini, bu esnada haksızlığa da uğradığımızı söyledi. Benim meşum ve sefil teşebbüslere katılabileceğimi hiçbir vakit hatıra getirmemiş olduğunu anlattı.

“Gazi muttasıl konuşuyor, bana, muhakeme esnasında fena muamele edilip edilmediğini soruyordu. Nezaket eseri bir şey söylemedim. Fakat o, içinde bulunduğum ruh halini gayet iyi tahlil ediyordu. Bana, eski dostluğumuzdan, gençlik hâtıralarımızdan bahsetmeye başladı. Çok mütehassis olmuştum:

‘- Üzülmeyiniz, dedim. Olan oldu ve geçti. Beni en çok üzen, sizin benim hakkımda yanlış bir kanaate sahip olmanız endişesiydi. Görüyorum ki bana karşı emniyetiniz devam ediyor. Bu beni teselli etmeye kâfidir.'

“Bir müddet sonra sofraya döndüğümüz zaman hazır bulunanların gözleri bize çevrilmişti. Neler olduğunu anlamak istiyorlardı. Biz, iki eski arkadaş gibi yerlerimize oturduk.

“Bir aralık Gazi herkesin huzurunda bana:

‘- Paşaları senin hatırın için affettirdim…' dedi.

“Gazinin bu sözleri bana Behiç Bey'in, 6 Temmuz [1926] gecesi Çeşme'de yapılan müzakereler hakkındaki intibalarını hatırlattı ve teyid etti. Bundan sonra sabahın geç saatlerine kadar, eski samimî ve hususî gece âlemlerini hatırlatacak surette geçirdik.

“Bu davetten bir iki hafta sonra Gazi beni bir seneden beri imarına başlanmış olan Orman Çiftliğine davet etmiş, orada da aynı mevzuda konuşmuş, aynı şeyleri tekrarlamıştı.

“Gaziyle görüşmelerimizden ve Behiç Bey'in Çeşme'de yapılan müzekareler hakkındaki intibalarından anladım ki Gazi, lehimizde bizzat İstiklâl Mahkemesi üzerinde tesir yapmamış olsaydı, mahkemenin diğerleri hakkındaki bazı keyfî hükümlerine biz de mâruz kalacaktık.

“Gazi'nin, her vakit olduğu gibi o günlerde de eski silâh arkadaşlığını unutmaması suretiyle gösterdiği vefakârlığa ve kadirşinaslığa [?] bir kere daha şahit olmuştum.” (Cebesoy 2011: 625)

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  719387

-