Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 320

Yesevîzâde Alparslan Yasa

“İstiklâl Mahkemesi'nin hatırlı maznûnları”

Diyârıbekir / Elâziz İstiklâl Mahkemesi'nde görülen “Gazeteciler Dâvâsı” ise, müretteb “İzmir Sûiksadi” Dâvâsından da, Diyârıbekir “Şeyh Saîd İsyânı” veyâ Rize “Şapka İsyânı” Dâvâlarından da çok farklı bir fasıldır… Aşağıda, bu dâvânın maznûnlarından bizzât Yalman'ın şahâdetiyle, bahis mevzûu olanın bir “muhâkeme” değil, âdetâ bir tiyatro, bir komedi olduğu görülecektir…

Ahmed Emin Yalman, Hâtırât'ında, (“İstiklâl Mahkemeleri” denilen engizisyon mahkemelerinin dîğer kurbanlarından apayrı olarak), kendilerinin, İstiklâl Mahkemesi'ne sevkedildikleri zamân, Rejimin gadrine uğramadıklarını, bilakis, Diyârıbekir ve oradan Elâziz'e seyâhat ederken, hatırlı misâfirler gibi ağırlandıklarını anlatıyor… Ahmed Emin'in îzâhatınca da, Totaliter Rejimin Engizisyon  Mahkemeleri'nde sîgaya çekilmelerinin birinci sebebi, bu sûretle kendilerine gözdağı verilerek “Tek Adam”ın her icrââtını kayıdsız şartsız desteklemelerini sağlamak, ikincisi de, Doğu Anadolu'yu içinden tanıyarak Memleket hakkında uluorta makaleler kaleme almamaktır. (Yalman 1970: III/180, 172)

 

(Demirel 2016: 342)

“Zât-ı Riyâsetpenâhîlerine, bir kerre daha arzederiz ki bütün gazeteciler İnkılâbın sâdık birer hâdimidir…”

Türkiye, târihinin en müstebid devrini yaşıyor, bütün matbûât köleliştirilmiş bulunuyordu…

*** 

 

 

 

Yalman'ın Diyârıbekir İstiklâl Mahkemesi ile alâkalı hâtırâtı, meselâ İskilipli Şehîd Âtıf Hoca merhûma ve mümâsillerine Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde revâ görülen muâmeleler hâtırda tutularak okunduğunda, gayet ibret vericidir: 

“Her halde Ankara'dan verilen bir emirle, bütün seyahatimiz esnasında bize karşı mahkûm gibi değil, saygılı misafir gibi hareket edildi. Her gittiğimiz yerde ikram gördük. Anadolu'da o sırada hüküm süren imkânlara göre, Konya – Adana – Gaziantep – Urfa – Siverek – Diyarbakır – Ergani – Elazığ seyahatini hususi olarak yapsaydık, her tarafta bu kadar mükemmel vasıta, temiz yatak, güler yüz, uğradığımız yerlerde gezip dolaşmamız için iyi rehberler ve fırsatlar bulabileceğimiz şüpheliydi. Nitekim serbest bırakıldıktan sonra Ahmed Şükrüyle [Esmer; Lefkoşa, 1893 – Ankara, 19.1.1982; Sabataî olsa gerek] beraber kendi kendimize dönüş seyahatini yaptığımız zaman çok sıkıntı çektik ve aradaki farkı gördük. Belli ki maksat bize memleketi bu vesileyle dolaştırmak ve Yurd'daki geriliği düşünmeden masa başında keyfi surette kalem oynattığımız kanaatini vermekti.”  (Yalman 1970: III/172)

“Kanûn filân tanımıyan” “İstiklâl Mahkemeleri”nin maznûnlara karşı çifte standardlı davranışı

Kezâ:

“Hayretle şunu gördük ki Elazığ İstiklâl Mahkemesi huzurunda yargılanan Türk gazetecileri çok garip bir çifte hayat yaşıyorlardı.

“Birisi, her gün takım takım ölüm cezaları veren ve hükümlerini [“Tek Adam” hâric] kimseye sormadan, kimseye hesap vermeden yürüten korkunç bir İhtilâl Mahkemesinin huzurunda saatlerce titremek [?], kanun filân tanımayan Mahkemenin sorguları karşısında sıkıntılı dakikalar geçirmek, her sabah sehpalarda sallanan cesetlere bakarak kendilerini de böyle bir akıbetin bekleyebileceğini hatırlamaktı.

“İkincisi de Elazığ eşrafından Çar Sancaklı Ahmet Bey tarafından gazetecileri misafir etmek üzere gönül hoşluğuyla verilen, büyük bahçeli, güzel, serin konakta eğlenceli, canlı, rahat bir sayfiye hayatı geçirmekti.

Mahkeme âzâlarıyle her akşam rakı sofrası

“İsmail Müştak'ın [Mayakon; Yenişehir, Rumeli, 1882 – Pâris, 19.10.1938; Sabataî olsa gerek] adamı Hüseyin Ağa buranın idaresini derhal yaman bir ustalıkla ele aldı. Kendisinin iyi bir ahçı olduğunu söylemiştim. Usta yardımcılar da buldu. Önümüze, masraf aramızda bölünmek suretiyle mükemmel yemekler çıkıyordu. Her akşam çeşitli mezelerle rakı sofraları kuruluyordu. Mahkemenin başkanı, üyeleri, başsavcısı, diğer erkânı devamlı misafirlerimizdi. Gündüz aramızda geçen konuşmaları, ertesi günkü sorguları, kaderimize ait mechul ihtimalleri bir tarafa bırakarak ve başka bir nevi hayata, adeta bambaşka insanlara aitmiş diye kabul ederek, şen, samimi bir hava içinde yiyip içiyor, gülüşüyor, konuşuyorduk…”    (Yalman 1970: III/178-179)

Nâmussuzluklarıyle övünen bir Mahkeme Reîsi: Mazhar Müfit Kansu

Yalman'ın Diyârıbekir / Elâziz İstiklâl Mahkemesi hâtırlarından yine çok ibret verici bir sahne, Mahkeme Reîsi Mazhar Müfit Kansu (Denizli, 1873 – İstanbul, 1948) ile alâkalıdır. Memlekette “Efendi”leri nâmına tedhîş estiren, Milletin binlerce has evlâdına gadreden bu Kemalist kadroların ne menem mahlûklar olduğu, böylece, kendi cephelerinin bir kalemi tarafından ortaya konuyor. Yalman da aynı zihniyette olduğu için, hâdiseyi, “Çapkınlık Hikâyeleri” ara başlığı altında, eğlenceli bir hâtıra olarak naklediyor:

“Bir tek derdimiz vardı: Mahkeme Başkanı Mazhar Müfit Bey, her sabah Mahkemeye giderken, bize sabah kahvesine geliyor, gençliğini dolduran aşk [?] maceralarını anlatıyordu. Bunlardan her birinde çetin safhalar, mukavemetler vardı; fakat sonra, hepsi, çok güzel bir genç kadının her şeyi göze alarak Mazhar Müfit Beye teslim olmasiyle bitiyordu.

“Başkan, çoğu ancak hayal ve hasretlerini ifade eden bu uydurma hikâyeleri can kulağiyle yutar gibi görünen bir dinleyici grupu bulduğuna çok memnun görünüyordu. İstiklâl Mahkemesinin Başkanı bu! Kaderimiz elinde… Kendisine surat etmek, inanmaz görünmek haddimiz miydi? İlgi belirtileri göstermekte bir birimizle yarış ediyorduk. Doğrusunu isterseniz, İstiklâl Mahkemesinde uğradığımız en ağır ceza, bu bitmez tükenmez aşk hikâyelerini dinlemek ve inanır görünmekti…” (Yalman 1970: III/179)

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  881363

-