16 EYLÜL 2019 PAZARTESİ

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 347

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Peyami Safa da bir hakîkat adamı değildi

Peyami Safa da, bu Münâfıklığa âlet oluyor ve “Kemalist İhtilâli”ni, “Türk İnkılâbı” diye takdîm ederek mızrağı çuvala sığdırmaya kalkışıyor! Böyle yapıyor, çünki kendisi de bir hakîkat adamı değildir… Yazı hayâtında, nefsâniyet bir hayli ağır basıyor… Türk İnkılâbına Bakışlar kitabını takdîmi dahi, onun bu zaafının bir tezâhürüdür:

“Yarınki nesiller, Türk inkılâbının en büyük meselesi üstünde, bugünkü fikir adamlarının on beş seneden beri, hiçbirşey düşünmemiş veya ne düşündüklerini belli etmemiş olmalarına bir mâna vermek isterken, kim bilir ne kadar ve nasıl şaşırıp kalacaklardır. Yapılanların çokluğu ve harikulâdeliği karşısında, yazılanların azlığını ve alelâdeliğini mazur gösterebilecek bir inkılâb hızının baş dönmesi bu kadar uzun sürmeli miydi?” (P. Safa 1938: 10. Yukarıda da tasrîh ettiğimiz vechiyle, kitabın 1958 baskısındaki yeni “Önsöz”de bu pasaj yoktur.)

Hâlbuki Moïse Cohen Tekinalp'in 1936'da neşrettiği, Fransızca ve Çekceye de tercüme edilmiş Kemalizm kitabı, Kemalizm hakkında dört başı mâmûr bir tedkîkdir; üstelik, CHF Umûmî Kâtibi Recep Peker'in teftîşinden geçtikten sonra (Cumhuriyet Gazetesi Matbaası'nda basılarak) piyasaya çıkarıldığı için resmî mâhiyeti hâizdir. (27 Mayıs ilâ 21 Haziran 2018 târihlerinde Yeni Söz'de tefrika edilen “Mâhir Bir Stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen” başlıklı araştırma makalemizde, Rifat Bali'nin araştırmasına istinâden, bu husûsa işâret etmiştik...) Dahası, P. Safa da, selefinin izini tâkîb etmiştir…

Bu meyânda, Yakup Kadri, Şevket Süreyya, Vedat Nedim, Burhan Âsaf, İsmail Hüsrev gibi fikir adamları tarafından Ocak 1932 ilâ Ocak 1935 târihlerinde ayda bir neşredilen Kadro mecmûasındaki fikrî faâliyeti ve Şevket Süreyya'nın têlîfi olan İnkılâp ve Kadro (İnkılâbın İdeolojisi) kitabını (Ankara: Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1932, 176 s.) unutmamak lâzımdır…

Ecnebîlerin Kemalizm hakkındaki neşriyâtından ise hiç bahsetmiyelim!

  1. Safa, Kemalizmin bütün İslâm aleyhdârı tasarruflarını alkışlıyordu
  2. Safa'ya nazaran, bütün Kemalist siyâset ve inkılâblar, iki umdenin, iki esâs düstûrun mahsûlüdürler: 1) “Milliyetçilik”; 2) “Garpçılık”… “Kemalist İnkılâb hareketleri” bu iki başlık altında ve bir cetvel hâlinde tasnîf edilebilir. Altı İnkılâb hareketi, birinci umdenin mahsûlüdür: “Millî hâkimiyetin têsîsi”, “saltanat ve hilâfetin ilgāsı”, “millî ekonomi”, “Türk tarihinin Osmanlı çerçevesinden çıkarılıp Orta Asya'daki beşiğine kadar genişletilmesi”, “Türk dilinde Güneş-Dil teorisine kadar giden bir kendi kendini bulma ve tasfiye hareketi; Öz Türkçe soy adları kanunu” ve “Kur'ân'ın tercüme ettirilmesi ve Ezânın Türkçeleştirilmesi”…
  3. Safa, “Milliyetçilik umdesinin mahsûlü olan bu İnkılâb hareketleri”ni hiç sorgulamaz; hepsi yerindedir, onun da kabûlüdür… “Totaliter Şef”in ve onun Fırkasının Devletle aynîleştiği, bütün memleket hayâtına onların istikāmet verdiği, dînî inançlarını, hayât tarzlarını dahi, tepeden onların tâyîn ettiği bir rejim nasıl oluyor da “Cumhûriyet” olabiliyor, “millî hâkimiyeti têsîs ediyor”? P. Safa'da bunun îzâhı yoktur! Onun vazîfesi, sâdece, Kemalizmin Millet üzerindeki bütün tasarruflarını têvîl etmek, meşrû ve isâbetli göstermektir…

Kezâ, bilâhare kısmen îtirâz etmiş olsa da, Kemalist Uydurma Dil çalışmalarına (hattâ Dil Kurumu Âzâsı olarak, 27 Mayıs 1960 İhtilâline kadar) o da katılmış, Türkçeden İslâm Medeniyeti kaynaklı kelimelerin tasfiye edilerek, mümkün mertebe Frenkleşmiş sun'î bir dil inşâ edenlerin günâh-ı kebîrlerine o da ortak olmuştur… Ve onun sakîm muhâkemesine nazaran, bu cinâyet dahi, “Milliyetçilik” îcâbıymış!

Kemalizmin hiçbir vechesine îtirâzı olmadığı gibi, bu sun'î dille (gûyâ, Münâfıkça tâbirle “Öztürkçe”) ibâdeti dayatarak bir “Dîn İnkılâbı”nın sahneye konulmasını da meşrû bir  siyâset olarak benimsiyor… (“Kur'ân'ın tercümesi ve Ezân'ın Türkçeleştirilmesi de, dinin, aynı zamanda millî bir cemiyet müessesesi olarak, Türk inkılâbı prensipleri içinde aldığı kıymete işarettir…” 1981: 100) Ateist bir iktidâr tarafından sahneye konulan bu inkılâbla, –en temel bir İnsan Hakkı olan- Vicdân Hürriyetinin ayaklar altına alınması, Müslümanların İbâdet Hürriyetinin dahi tanınmaması, Kitâbullâh'ın ve İslâmın en mühim şiârlarından olan Muhammedî Ezân'ın bu Dînsiz İktidâr elinde oyuncak edilmesi onu rahatsız etmiyor…  

Nitekim, Müslümanlıktan ve Türklükden tamâmen tecerrüd ederek yüzde yüz Frenkleşmeden de rahatsız değildir. İkinci umdeyle alâkalı olarak ve benimsiyerek sayıyor: “Laiklik”, yâni “din ile dünyanın ayrılması”, “medreselerin kapatılması”, v.s… Millî Hukūkumuzun, ıslâh edilip inkişâf ettirilmek yerine toptan ilga edilip yerine Frenk hukūkunun ikāme edilmesi, “Mekteplerden din derslerinin kaldırılması”, v.s. sûretiyle Müslümanlığın bütünüyle ictimâî hayâttan kovulması, yeni nesillere unutturulması, Dînsiz bir neslin yetiştirilmesi… P. Safa'ya nazaran, bütün bu Kemalist tasarruflar, benimsenen “Medeniyetçilik” umdesinin zarûrî netîceleridir ve isâbetlidir…

Elbette “Medeniyetçilik” başlığı altında toplanan dîğer beş “İnkılâb hareketi” de: “Şapka”, “Latin harfleri”, “Darülelhanda alaturka kısmın ilgası, yalnız garp mûsikisi öğreten konservatuarın tesisi” (dîğer tâbirle, Türk mûsıkîsinin tahkîr ve men'edilip Frenk mûsıkîsinin benimsenmesi), “Garp takviminin, İngiliz haftasının ve [Müslümanların Cumâ tâtili yerine Hıristiyanların] pazar [ve Yahûdilerin Cumartesi] tatilinin kabulü”, “bütün garp muaşeret ve kıyafetlerinin resmîleşmesi”… (P. Safa 1981: 92-93)

Aşk olsun! Bu ne muhteşem “Milliyetçilik” böyle! Bu ne muhteşem “Medeniyetçilik” böyle!

 

 

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  745060

-