16 EYLÜL 2019 PAZARTESİ

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 348

Yesevîzâde Alparslan Yasa

 

Peyami Safa'nın takdîmiyle, (Kemalist Târih Tezi) “çalışmalarına pek büyük emeği geçen, bütün Türk kadınlığının en büyük şerefli profesörü Âfet”… (P. Safa 1981: 195) F. R. Atay'ın üvey kızı, “sapına kadar Kemalist olmakla” iftihâr eden ve Lord Kinross'un Atatürk kitabına da emeği geçen Prof. Dr. Mîna Urgan'ın (1915-2000) takdîmiyle: “Mustafa Kemal, Âfet Hanım dışında hiçbir kadınla uzun süren mutlu bir ilişki kuramamıştı…” (Mîna Urgan, Bir Dinozorun Anıları, İstanbul: Yapı Kredi Yl., 1998, ss. 158, 164)

Yukarıda, “Millî Şef”in dâmâdı Metin Toker'in haftalık Akis mecmûasının 16 Kasım 1963 târihli nüshasında (ss. 28-29), Âfet Hanım'ın (UNESCO tarafından neşredilen) L'Émancipation de la femme turque (Türk Kadınının Kurtuluşu) isimli kitabı hakkında tanıtma makalesi: “1925 yılından sonra, Türkiye'de kadın hakları alanında meydana gelen inkılâplar öylesine muazzam, öylesine fevkalâdedir ki Türk kadını, modern sosyetede kadın hakları gelişmesinin bir sembolü olmuştur. İşte bunun içindir ki aynı yolda yürümek isteyen toplumlara yardımcı olmak amacı ile, UNESCO, Türk kadınının kitabını yazmak üzere, Türk kadın inkılâplarında rol oynamış bir kadına, Prof. Dr. Âfet İnan'a başvurmuştur…”

***   

 

 

 

Kemalizmin Uydurma Târih Tezi ve “Güneş-Dil Teorisi” hezeyânlarına dahi sâhib çıkan bir müellifin fikir adamı (ve hele hele ilim adamı) olduğu söylenebilir mi?

Peyami Safa, Türk İnkılâbına Bakışlar kitabını büyük mütefekkir edâsı takınarak têlîf etmiştir; lâkin eseri, basît bir propaganda kitabı olmaktan öteye geçememiştir.

Bir kerre, Kemalizme (ve Kemalizmin kıblesi Avrupa Medeniyetine) hiçbir tenkîd yöneltmeden, onun doğrusunu eğrisini müzâkere etmeden, serdettiği iddiâlarda ilmî delîllere istinâd etmeden, bunun yerine, iddiâlarını gûyâ isbât sadedinde sık sık Garplı müelliflerin otoritesinden istimdâd etmek gibi iskolastik bir tavırla têlîf edilen, netîce îtibâriyle, esâs gayesi, Kemalist İhtilâlini her bakımdan haklı çıkarmaktan ibâret olan bir kitap, tefekkür kitabı olabilir mi? İlmî kıymetinden vazgeçtik, hiç olmazsa felsefî kıymeti hâiz bir eser addedilebilir mi?

Bu tavır, onu, Kemalizmin, ancak birer hezeyân olarak tavsîf edilebilecek uydurma Târih Tezine ve “Güneş-Dil Teorisi”ne dahi sâhib çıkmaya götürüyor. Menşêi Fransızların güvenilmez târihçisi Joseph De Guignes'e (1720 - 1800) ve sonrasında, Mustafa Celâleddîn (Borjenski) Paşalara, Lumley Davids'lere, Léon Cahun'lere, Moïse Cohen'lere kadar gerilere giden bu deli saçmalarını, Türkçenin Istılâh Mes'elesi kitabımızda (2013: 11. Fasıl/363-403) ve Yeni Söz'de neşrettiğimiz üç makalede (“Dîn Aleyhdârı Târih Kitapları Nasıl Yazıldı?”, “Târihî Türkçenin Mücâhid Kalemi Yavuz Bülent Bâkiler” ve “Mâhir Bir Stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen”) tedkîk edip hangi stratejik hedefe hizmet ettiklerini ortaya koyduğumuz için, burada bir tekrâra lüzûm görmüyor, bu husûsda şu tesbîtle iktifâ ediyoruz:

Ceberût totaliter iktidârın baskısı yüzünden bu hezeyânların aleyhinde bulunamasa dahi, susmak, bunların lehinde yazmamak, konuşmamak kadar olsun haysiyet sâhibi olmıyan insanların fikir adamı veyâ nâmuslu münevver olmak iddiâları lâf-ü-güzâfdır!

Peyami Safa, maatteessüf, bu mes'elede dahi dürüst bir münevver tavrı takınamamıştır. Bu tımarhânelik iddiâlara 1938'de kayıdsız şartsız sâhib çıkmış, 1958'de, yâni bu iddiâların stratejik hedeflerinin tahakkuk ettirilip artık geniş mikyâsda terkedilmelerinden sonra, bu def'a da, “özrü kabâhatinden büyük” denebilecek sûrette, yine, bundan (“o devre mahsûs bir yazı disiplini tatbîk eden”, “herkesi resmî teze uymak mecbûriyetinde bırakan”) Kemalizmin içyüzü hakkında bir hükme varmadan ve bu çapta vahîm bir hatâya rağmen, büyük bir pişkinlikle, o günki değerlendirmelerinin tashîhe muhtâc olmadıklarını iddiâ ederek, beyân-ı îtizâr etmiştir:

“Bu kitap 1938'de yazıldı ve ‘Cumhuriyet' gazetesinde tefrika şeklinde yayınlandı. Atatürk'ün son günleriydi. O devre mahsus yazı disiplini, eserin Kemalizme, Altıoka, tarih ve dil anlayışına ait son fasıllarında resmî teze uymak zoruyla muharririn düşünce hürriyetinden bazı kısıntılara katlanmasını zarurî kılıyordu. Fakat bu tahditler, kitabın tarih felsefesi bakımından ana düşüncesini hiçbir şekilde sakatlamış değildir.” (P. Safa 1981: 5)

 

  1. Safa'nın da îmân ettiği “Kemalist Târih Tezi”ne nazaran, “Türkler, bir Hind-Avrupa milleti (Ârî millet)”, “beyaz, sarışın bir ırk” ve kadîm devrin (Sümer, Hitit gibi) büyük medeniyetleri onların eseri

Gûyâ “kitabının tarih felsefesi bakımından ana düşüncesini hiçbir şekilde sakatlamıyan” Kemalist iddiâlar, “Yeni Tarih ve Dil Anlayışımızın Geniş Manası” başlıklı Fasılda sıralanıyor. (Müellif, bu uydurmalara olan inancını, kitabının “Netîce” Faslında da tekrâr ediyor…) Bunlara, iskolastik zihniyetin tezâhürü mûtâd tavırla, sâdece, otoritesine sığınılan Frenk müellifleri mesned gösteriliyor:

“Moğol ırkından olmayan Türklerin Hind-Avrupaî kavimler arasında yeryüzünün en eski medeniyetini kurduklarını, kitabdan ve topraktan çıkarılan bütün vesikalarıyla, kafadan çıkarılan bütün delilleriyle ispat etmek imkânı, Atatürk ve onun işaretiyle Tarih Kurumundaki arkadaşları tarafından elde edildi. Eski Çince eserlerde, on asır evvel Arapça ve sekiz asır evvel İran diliyle yazılmış eserlerde, Firdevsi'nin ve diğer meşhur İran şairlerinin yazılarında Türklerin morfolojik vasıfları, birbirini teyid eden şekillerde ortaya çıkmıştı. Haçlıların (ehlisalibin) Türklerle çarpışmalarına aid eserlerde ve Oğuzname, Dede Korkud… gibi Türk vesikalarında da Türk tipi, aynı vasıflar içinde gösteriliyordu: Uzun boy, pembe ten, sarı veya kumral saç, mavi veya elâ göz… Fransız âlimi Dr. Legendre bu tipi şöyle tasvir ediyordu: ‘Türk, beyaz ırkın uzun boylu, uzun ve beyzî yüzlü, ince düz veya mavi gözlü, gözkapaklarının hattı fasılı ufkî, en güzel tipidir.' Profesör Pittard da, Türklerin Hind-Avrupaî milletler arasında Hyperbrachycephale tipin vasıflarını tamamıyla haiz olduğunu kabul ve Moğollarla nisbetimizi reddetmiştir.

“Türk Tarih Kurumu, 1931'den beri devam eden faaliyetleriyle, Türklerin Hind – Avrupaî milletler arasında ve Ârî ırktan olduklarını, tarihten evvelki devirlerden itibaren Sümer, Hitit, ilâh… gibi en eski medeniyetleri kurduklarını ispat eden bütün vesikaları ve delilleri topladı… ” (P. Safa 1981: 194-195)

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  753301

-