Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 383

Yesevîzâde Alparslan Yasa

“DTC Fakültesi, onun dâhiyâne buluşlarının ilmini yapmakla vazîfelidir”

10 Kasım 1938'i tâkîb eden günlerden 15 Kasım 1938'de, sâat 17.30'da, A. Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, “Lâyemût Şef” nâmına, (merâsimi –yoksa “Laik Âyin”i mi demeliyiz- tâkîb ve konuşmaları kaydeden Ulus muhâbirinin tâbiriyle) “içli ve ağlatıcı bir yas töreni yaptı”… Mekân ve dekor, bu Laik Âyine muvâfıktı… Bu vasatta insan kendini bir Mason Mâbedindeymiş gibi hissedebilirdi: Duâ yok, Âhiret yok, Allâh yok… Allâh'tan ancak O'na hakāret için bahis var…

“Büyük salon, yaslı talebe ile tamamen dolmuş bulunuyordu. Sahnenin iki yanında, yarıya kadar çekilmiş iki bayrak sarkıyor ve karşıda Atatürk'ün siyah tüllere bürünmüş bir büstleri görülüyordu. Ayrıca Büyük Şefin bir rölyefleri, gene matem tülüne bürünmüş olduğu halde duruyor, karşısında ayni büyüklükte İsmet İnönü'nün başı görülüyordu.

“Gene büyük sahnenin bir köşesinde bir koltuk ve bir sandalye duruyordu. Atatürk Fakülteyi teşrif ettikleri vakit bu koltukta oturmuşlardı. Pek aziz ve şerefli bir hatıra olarak muhafaza ediliyor.

“Tarih – Dil – Coğrafya Fakültesi Atatürk'ün emriyle kurulmuş, onun dâhiyane buluşlarının ilmini yapmak vazifesini üzerine almış kültür müessesemizdir. Tarihinin derinliği ve dünya tarihine ana olmak vasfı bugün beynelmilel sahada kabul edilmiş bulunan Türk tarihi ve Türk Dili çalışmaları Atatürk'ü uzun seneler, şahsen işgal etmiştir…” (Türk Dili Türkçe - Fransızca Belleten, Millî Yas Sayısı, İlkkânun 1938, No: 33, s. 14) 

DTC Fakültesi, “Büyük Şef”in emriyle kurulmuş ve başlıca vazîfesi de, “onun dâhiyâne buluşlarının ilmini yapmak” imiş!

“İçli ve ağlatıcı yas töreni”nin ilk nutkunu Dekan Prof. Muzaffer Göker îrâd ediyor ve Ulus muhâbirinin tesbîtini o da têyîd ediyor:

“Atatürk, son günlerine kadar iki şeyle çok meşgul olmuştu: Dil ve Tarih… Fakültenin programlariyle çok yakından alâkadar oldu ve kendi derslerini size bizim vasıtamızla verirdi…” (aynı mêhaz, s. 15)

Demek ki Totaliter Rejimde “ilim yapmak” böyle oluyormuş ve göstermelik “ilim müesseseleri” böyle çalışıyorlarmış…

Prof. Dr. Şevket Aziz: “Atatürk, ergastik bir kahramandır; morfolojisi, katabolik bir morfolojidir”

“Dekanın sözleri heyecanla alkışlanıyor”… O heyecân içinde bir telebe çıkıp bütün cemâate “Ey Ulu Reîs!” diye başlıyan bir yemîn ettiriyor… Yemîni, ilimden ve irfândan nasîbsiz, kuyruklu yalan üstâdı Prof. Hikmet Bayur'un hitâbesi tâkîb ediyor… Bayur: “Atatürk'ün cihânda boş bıraktığı yeri tebârüz ettiren canlı hâtıralar naklediyor”…

Bayur'un arkasından Prof. Şevket Aziz Kansu kürsüye gelip “Ebedî Şef”ini “ergastik ve katabolik morfolojili bir kahraman” vasıflarıyle tebcîl eden nutkunu îrâd ediyor… Nutku, yedi sene evvel, bir “çap pergeliyle”, bu “emsâlsiz dâhî”nin “milyarlarca nöronlarını (< Frz. “neurones”), normalin üstünde bir fonksiyon (< Frz. “fonction”) ve konstrüksiyona (< Frz. “construction”) sâhib dimâğını saklıyan asîl ve kahraman başını ölçtüğü” gün kaleme aldığı Hâtırât'ının okunmasından ibârettir…

Bu meyânda, nutkunda, bilmediğimiz iki kelime var: “ergastik” ve “katabolik”… Birincisi, Yunanca “çalışan” mânâsındaki “ergastês”den teşkîl edilmiş Fransızca bir sıfat: “ergastique”… Buna göre, “ergastik kahraman”, “Çalışkan kahraman” demek oluyor. “Katabolik morfoloji”nin içinden çıkmak daha zor… “Catabolique” sıfatının isim hâli olan “catabolisme”in basît bir îzâhı şöyleymiş: “Metabolizmanın tahrîbkâr bir safhası olan bu hayâtî-kimyevî aksülamel esnâsında, girift yapılı uzvî birleşikler, daha basît moleküllere ircâ edilir ve bu muâmele bir mikdâr enerji ile ‘katabolit' denen atıkların -CO2- serbest kalmasına yol açar… (Cette partie destructrice du métabolisme englobe l'ensemble des réactions biochimiques  aboutissant à la dégradation des composés organiques complexes en molécules simples avec libération d'énergie et de déchets -CO2-, les catabolites)” (https://www.aquaportail.com/definition-3265-catabolisme.html; 14.9.2019) Bu târife nazaran “katabolik morfoloji” ne demek oluyor ? Doğrusu, biz içinden çıkamadık!

Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu'nun mâtem nutkunda kullandığı bu tâbiri kavrıyamasak da, gerisini anlıyabiliyoruz… Bahis mevzûu olan, kendisinin “Lâyemût Şef”e karşı duyduğu taabbüd hissiyâtının ifâdesidir:

“Gazi için duyduklarımı ve düşündüklerimi kelimeler değil, fakat musiki söyliyebilir. Kelimelerde bu geniş ve hayattar ahengi bulamıyorum.

“Gaziyi, Türk milletinin mütefekkiri, beşerî ve içtimaî bir hâdise gibi tetkik mecburiyetindedir. Bu büyük iktidar iradesi, aslında, büyük bir ırkın şuur altı arzu ve iştiyaklarını analize etmek [analysé”], şuurlandırmak bahtiyarlığına nail oldu. Bu büyük adam, canlı, duyan ve düşünen ruhlar kütlesine hitap etti. Büyük adam, ‘bugünki sebepler' dediğimiz beşerî ruhu, sosyal faktörlere müessir olmuş ve olacak çapta kahraman bir iradedir. [Ne demek?] Gazi, yaşadığı bir devri, tarihte ‘kahraman bir devir' halesiyle kuşatan kahraman bir insandır.

“Atatürk, ergastik bir kahramandır. Bütün uzviyeti, bütün ruhiyeti, bütün hayatı can ve iradedir. Morfolijisi, yanan ve yakan bir morfoloji, katabolik bir morfolojidir.

“Çehresi ruhunun aynasıdır. Bu aynada, onun asil ve normalin üstündeki ruh hayatı okunur.

“1932 yılı 19-20 Ağustos gecesi Yalova: Bana emir verdi, yanına yaklaşıyorum. Elimde bir çap pergeri var. Onun milyarlarca nöronlarını, normalin üstünde bir fonksiyon ve konstrüksiyona  sâhib dimâğını saklıyan asîl ve kahraman başını ölçüyorum.

“(Bay Şevket Aziz, sözlerini şu çok kuvvetli cümleleriyle bitirdi:)

“ ‘- Fırtınaların ortasında uçurumlardan atlıyarak karanlıklardan kaçtım! Buzlu dağların serinliğini ve sertliğini size getirdim! Dirim alanında ben, gülen, yaratan ve güneş altında kartal gibi süzülen Türk nesillerini selâmlıyorum! Türk dağlarının kayalarından oyulan kaya anıtları gibi sert ve dik Türk adamları! Ben sizi gördüm, ben sizi kucakladım, ben sizi özledim!'

“Gürliyen bu ses, Atatürk'ündür! Bu yeşil yurt ta Atatürk üniversitesidir!” (aynı mêhaz, s. 17)

 1_71 

 

Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu (resmin ortasında, papyon kravatlı), 8 Haziran 1942 – 6 Mayıs 1944 devresinde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Dekanı idi. Bu resim o devrede çekilmiş olsa gerek. Resmin en sağında “Millî Şef”, en solunda, irfânsız Maârif Vekîllerinden (28 Aralık 1938 – 5 Ağustos 1946), Vefâ Mahfili müntesibi Hasan Âli Yücel… “Ebedî Şef”, bu irfânsız Maârif Vekîline nazaran “yarı İlâh”, Şevket Aziz'in tasavvuruna nazaran ise, “ergastik bir kahramandır ve morfolojisi, katabolik bir morfolojidir”…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  502008

-