20 KASIM 2019 ÇARŞAMBA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 385

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Nâfi Âtuf Kansu'nun kaleminden Münâfık “Milliyetçiliği”

İlk gençlik çağlarında Selânikli Dr. Şefik Hüsnü'nün Komünist Fırkası'nın lider kadrosunda yer alan Nâfi Âtuf ve Şevket Aziz Kansu kardeşler, kısa bir müddet sonra Kemalist Fırkasına transfer olmuşlar ve “Tek Adam”ın büyük iltifâtına mazhar olarak yüksek mevkilere getirilmişlerdi. Eski Fırkalarınınkine benzer bir dil kullanan bu Materyalist, Avurpacı ve Totaliter İdeolojiye dört elle sarılmışlar, “Büyük Şef”e perestiş etmeyi kendileri için bir şeref bilmişlerdi. Bu sadâkat mükâfâtsız kalmamış, Şevket Aziz, “akademik” müesseselerin zirvesine tırmanırken, ağabeyi de Cumhuriyet Halk Fırkası'nın ve bürokrasinin zirvelerinde seyrân eder olmuştu...

Nâfi Âtuf, 1936'da, Halkevleri'nin nâşiriefkârı Ülkü mecmûasının Mes'ûl Müdürü idi. Bu mecmûanın İkinciteşrîn –Kasım- 1936 târihli nüshasındaki “Türk İnkılâbı” başlıklı makālesinde (ki “Cumhuriyetin 13. yıldönümü münasebetiyle verdiği konferans”ının metnidir), mûtâd vechiyle, “Büyük Şef”e karşı perestiş hislerini ifâde ediyordu. Dîğer taraftan, makālesi, bu ideoloji çerçevesinde nasıl mütemâdiyen bir Münâfık Milliyetçiliği ile Milletin ifsâd ve istismâr edildiğinin bir şâhididir: Osmanlı'ya tamâmen “sırt çevirmek”, buna mukābil Avrupa'yı “medeniyet” yaftası altında kıble bellemek, Milletin zihniyeti ve kültürünün tamâmı üzerinde tasarrufta bulunarak adım adım Millî Kültürün yerine topyekûn Frenk Kültürünü ikāme etmek, “millet bünyesini en derin nesclerine kadar” değiştirerek onu bir başka millete çevirmek, bunu gerçekleştiren  Şef'in, “Türk milletinin bütün karakterlerini nefsinde topladığını”, “Türk Milletiyle aynîleşdiğini” iddiâ etmek… Sonra: Bin senelik Târihî Türk Alfabesini dahi, şu veyâ bu bahâne bir tarafa, hakîkatte, sırf “Şark [yâni Müslüman] kültür camiasından kurtulup Garp kültür camiasına iltihak etmek”, onun bir parçası hâline gelmek gāyesiyle değiştirmek ve hiç hayâ etmeden, bu gāyeyle benimsenen Frenk Alfabesini “Türk Alfabesi” îlân etmek… Velhâsıl, irtikâb edilen kültür jenosidini, “Türkçülük”, “Milliyetçilik” kılıfına sokmak... İşte ancak “Büyük Şef”e müyesser olabilecek bu emsâlsiz “İnkılâb”ın muharrik kuvvetine Kemalizm deniyormuş:

“…Türk İnkılâbı, hakikatte, her yönden Osmanlı rejimine sırt çevirmek ve medeniyet âleminde değerli bir varlık olarak yaşamak kararının verildiği günden başlar. Başındanberi mantıkî ve şuurlu bir yürüyüşle inkişaf eden bu inkılâbın ilk adımı bu karardır. Esbabı mucibesini, istikametini; derinleri ve uzakları gören dehasına borçlu olduğumuz bu kararı, Atatürk, Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basmadan önce İstanbulda vermiş bulunuyordu. […]

“Milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiği büyük tekâmül istidadını bir millî sır gibi vicdanında taşıyarak sıraları geldikçe bütün ictimaî heyete tatbik ettiren Büyük Önder, Dumlupınar zaferinden sonra ve saltanatın ilgasının akabinde bir beyanatında ‘Türkiyenin yenileşme işi daha sonuna varmamıştır' ve Cumhuriyetin ilânından sonra da İzmirdeki bir nutkunda; ‘Atılan adım bundan sonra atılması lâzım gelen adımların başlangıcıdır' demekle büyük Türk İnkılâbının devamına işaret etmişlerdi.

“Bu inkılâp yüksek bir sevk-ı idare ile ictimaî heyetin bütün müesseselerinde gerçekleşti. Bu değişmeler yalnız zahirî ve bir kalıp değiştirme ile tarif edilemez. Mecelle yerine Türk Medenî Kanununun konuluşu bir ictimaî hayat sisteminden başka bir hayat sistemine geçilişi; fesi atıp yerine şapkanın giyilişi bir zihniyetten sıyrılıp başka bir zihniyete intibak edişi ifade eder. Bunun gibi meselâ yeni Türk alfabesi de yalnız okumayı ve yazmayı kolaylaştırmanın bir vasıtası değil, Türk milletinin Şark kültür camiasından kurtulup Garp kültür camiasına iltihakının bir remzidir. […]

“Bütün bir millet bünyesini en derin nesclerine kadar böyle bir ameliyeye maruz bırakmak, büyük bir iştir. Bütün bir dünyanın hayretle gördüğü böyle bir inkılâbı, ancak medeniyeti derin ve engin Türk milleti ile onun bütün karakterlerini nefsinde toplamış Büyük Şef yapabilirdi. […]

“Türk milleti, Atatürk, Türk İnkılâbı birbirlerine o kadar kaynaşmış realitelerdir ki bunlardan herhangi biri mevzuubahis olunca ötekisini hatırlamamak ve görmemek imkânı yoktur. Yine bu sebepledir ki Türk milletinin, bugün, yarını düşünülünce, onu tahrik eden, yaşatan ve ona istikbal hazırlayan muharrik aranılınca bunu bir tek kelime ile bu rejimin içinde buluyoruz: Kemalizm… İlh…” (Ülkü, cild 8, sayı 45, İkinciteşrîn –Kasım- 1936;  M. A. ve K. I. Kansu 2011: 261-264'ten naklen)

Şubat 1966'da, Hayat mecmûasının “Türkiye Nîçin Geri Kaldı?” başlıklı tahkîkatına cevâb veren küçük kardeş Şevket Aziz de, fanatik bir tarafdârı olduğu Kemalist İdeolojinin esâsı hakkında, ağabeyiyle aynı tesbîtte bulunmuştu: 

“…Dünya kültürleri içinde ilerici, hamleci, -kapalı değil- açık tek kültür olan Batı kültürünün benimsenmesini öngören Atatürkçü, yani Kemalist ilkelere sıkı sıkıya bağlanarak […] Batı ile aramızdaki mesafeyi kapatabiliriz…” (Mesut Meyveci'den naklen; 25 Ekim 2018; https://twitter.com/istanbuldeger/status/1055438726485237761; 5.9.2019)

Dîğer tâbirle, topyekûn Frenk Kültürünü benimsiyerek Avrupa Medeniyetine temessül edeceğiz (Nurullah Ataç'ın tâbiriyle, “kendimizi Avrupa Medeniyeti içinde eriteceğiz”), böylece “Muâsır Medeniyet seviyesine ulaşmış”, “Türklüğü (Frenkleşerek) kurtarmış” olacağız! “Münâfık Milliyetçiliği” böyle bir şey…

Ceyhun Âtuf Kansu da, babasının yolunda

Kemalist fanatizm, babadan oğula intikāl ediyor… Nâfi Âtuf Kansu'nun oğlu Dr. Ceyhun Âtuf Kansu da (1919 – 1978), Kemalist şiirlerinden mâadâ, birçok Kemalist mensûr eser têlîf ederek Kemalist Propaganda külliyâtına katkıda bulunuyor: Devrimcinin Takvimi (1962), Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm (1964), Atatürkçü Olmak (1966), Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969), Halk Önderi Atatürk (1972), Cumhuriyet Ağacı (1973)…

“Büyük Terbiyeci” Nâfi Âtuf'a nazaran, Selânikli “Büyük Şef”, “Türk kafalarının güdük çenberini kırıp” onlara Kemalist Târih ve Dil Tezlerini zerketmiş

Nâfi Âtuf Kansu, Muallimlik ve Mekteb Müdürlüğü yaparken, hâliyle, terbiye ilmine (“pédagogie”) de alâka duyuyor. Yukarıda naklettiğimiz tercümeihâlinde, Muallim mecmûasını neşrettiğini görmüştük. Bundan mâadâ, Muallim namzedlerine ders kitabı mâhiyetinde bir Pedagoji Tarihi  hazırlıyor ve 258 s. hacmindeki kitabı, 1929'dan îtibâren, “Millî Eğitim Bakanlığı” tarafından tekrâr tekrâr basılıyor…

Nâfi Âtuf, genç dimâğların terbiyesiyle meşgul olduktan sonra bu faâliyetini kâfî bulmıyarak halkın terbiyesine de heveslenecek ve hem Halkevleri'nin (1933), hem de Ülkü mecmûasının başında (1934) bu işle de iştigal edecektir… Kemalist Rejimin ilk Maârif Vekâleti Müsteşârlığının onun uhdesine verilmesini (1924-1927) ve Maârif Vekâleti Siyâsî Müsteşârlığını da (1937) bu çerçevede değerlendirmek lâzım…

İrfânsız Maârif Vekîli Dr. Reşit Galip, “Büyük Şef”i nâmına, Üniversitenin esâs vazîfesinin Kemalist nesiller yetiştirmek olduğunu îlân etmişti. Şüphesiz, Nâfi Âtuf Kansu'nun da, Maâriften, gençliğin ve halkın terbiyesinden anladığı ilk şey, bundan başkası olamazdı… Onlardan beklenen, evvelemirde, Kemalist İdeolojinin akîde ve iddiâlarını körpe dimâğlara aşılamak ve halkı da, her çeşit baskı yoluyla ve propaganda imkânlarıyle bu istikāmette şartlandırmaktı…

Lâyuhtî “Büyük Şef”, her ne fikir beyân buyuruyorlar ise, o, mutlakā doğru ve tâbi olunması lâzım gelen bir mûciz kelâm idi…

Muhakkak ki Kemalist Târih ve Dil Tezleri de (ki bu ikincisine “Güneş-Dil Teorisi” deniyordu) bu cümledendi… Mâdem ki bunlar en yüce menbâdan sâdır olmuşlardı, birer mûcize hükmündeydiler; yâni fevkalâdelikleriyle bütün İnsanlık Âlemini âciz bırakmışlardı…

Binâenaleyh Kemalist Rejimin gözde propagandacılarından biri olan Nâfi Âtuf Kansu da, bilâtereddüd onlara sâhib çıkacak, onları senâ edecek ve “Türk kafalarının güdük çenberini kıran” “Ebedî Şef”inin bu mûcizevî keşiflerini Anadolu'nun genç-yaşlı bütün dimâğlarına aşılamaya çalışacaktır…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  889593

-