20 OCAK 2020 PAZARTESİ

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 434

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Kemalist Şefler, Türklerin Müslümanlığına hayıflanıyorlar

Şükrü Kaya, “eğer Türkün yolu başka yerlerden geçseydi ve orta asırlardaki zamanlarda kendi bildiği, kendi yaptığı kānûnlarla idâre etseydi, Devlet ve Millet idâresini mistik ve dogmatik esâslara bağlamasaydı, ilk zamanlarda ve Osmanlıların ilk devirlerinde olduğu gibi kendini kendi kānûnları ile ve usûlleri ile idâre etseydi, bugünki bulunduğundan daha çok ileri ve geniş olur ve Medeniyete daha çok hizmet ederdi.” şeklinde  bir kanâatle, Türklerin, “orta asırlarda”, yâni Orta-Çağ'da, “mistik ve dogmatik esâslarla” Milleti idâre eden Müslümanlıkla şereflenmiş olmalarına pek çok hayıflanıyor… Hâlbuki Câhiliyet Türklerinin gûyâ “Laik kanûnları”, İlâhî Şerîat'ten üstünmüş… Bunu bir de, İslâmî hukūk faâliyetinde mümtâz bir mevkıleri olan Türklere söylüyor! (Bu husûsda tafsîlât için Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımızın “Tercüme Hukūk Zilleti” başlıklı 14. Faslına –ss. 509/534- mürâcaât edilebilir…)

Onun, Kemalistliğinin îcâbı olan şedîd İslâm düşmanlığının bir tezâhürü olarak ortaya attığı bu iddiâ, târihî hakîkatlere uymaz… Türklerin ancak Müslümanlığı kabûl edip muhteşem İslâm Medeniyetine ortak olduktan sonradır ki târihde büyük rol oynadıkları ve İnsanlığa faydalı bir unsur hâline geldikleri müsellemdir… Bilakis, Müslümanlık şerefine nâil olamıyan Câhiliyet Türkleri ise, târihde ehmmiyete şâyân bir rol oynamadıkları gibi, millî hüviyetlerini de muhâfaza edememişler, kısm-ı âzamıyle târihden silinip gitmişlerdir…

Elbette, İnsanlık târihini gûyâ “Türklerle” başlatan ve bütün büyük medeniyetlerin “Türkler” tarafından kurulduğunu, bütün kültür dillerinin anasının “Türkçe” olduğunu iddiâ edecek kadar sapıtıp saçmalıyan bir ideolojinin bu hakîkatleri kabûl etmesi beklenemez! Yazık ki bir asırdır Anadolu Milletini bu deli saçması ideolojiyle afyonlamıya devâm ediyorlar!

1_106 

33 Dereceli Farmason Kemalist Devlet adamı Şükrü Kaya'nın vefât haberi… En mühim husûsiyetleri Münâfıklıktır: Hayâtları boyunca ve bilhassa siyâsî iktidârın imkânları ellerindeyken İslâmla kıyasıya harbeder, Materyalist olduklarını îlân ederler; her nefs gibi onlar da ölümü tadınca, mertçe bir Ateist mezarlığına defnedilmek yerine, cenâzeleri câmiden (vâkıa Şişli Câmii'nden) kaldırılır ve bir Müslüman mezarlığına (mâmâfih belki de Zincirlikuyu'nun Sabataî Mezarlığı kısmına) defnedilirler…

***  

“Gayr-i mer'î menbâ ve vâsıtalar”

Şükrü Kaya'nın îzâhatında, mânâsına bir çırpıda nüfûz edilemiyen “gayr-i mes'ûllerin ve gayr-i mer'î menbâ ve vâsıtaların yaptıkları kanûnlar” şeklinde bir ibâre de geçiyor…

Burada asıl şaşırtıcı olan tâbir “gayr-i mer'î”dir. “Mer'î ve mer'iyet” tâbirleri umûmiyetle kanûnlar için kullanılıyor. “Gayr-i mer'î kanûnlar”, el'ân cârî olmıyan, tatbîkātta bulunmıyan kanûnlar demekdir. Lâkin bu ibârede bu mânâ uygun düşmüyor. Hâlbuki dilimizde, Osmanlı harfleriyle imlâsı farklı, telâffuzu aynı ikinci bir “mer'î” kelimesi daha var: Birinci kelime (re)'den sonra (ayn)'la yazıldığı hâlde, ikincisi (hemze) ile yazılıyor ve “ru'yet = görmek” ile aynı cezirden türemiş bulunuyor; bu cezrine muvâfık olarak mânâsı da, “gözle görülebilen” demek… Binâenaleyh “gayr-i mer'î”, gözle görülemiyen, gaybî olan demek…

Şükrü Kaya'nın nutkundaki cümle şöyleydi:

“Türk Milletinin son asırlarda gördüğü felâketlerin, çektiği sıkıntıların sebebleri, aslı birtakım gayr-i mes'ûllerin ve gayr-i mer'î menbâ ve vâsıtaların yaptıkları kanûnların altında zebûn olarak iş görmek mecbûriyetinde kalmasıdır.”

İnsanlarla münâsebetleri nokta-i nazarından “gayr-i mes'ûl ve gayr-i mer'î” olan kimdir? Açıktır ki bu, Allâh-ü Teâlâ'dır…

Şu îzâhata nazaran, Şükrü Kaya, “Türklerin son asırlarda gördükleri felâketlerin”, Allâh'ın Kanûnlarına boyun eğmiş, onun boyunduruğu altında ezilmiş bir hâlde bulunmalarından mütevellid olduğunu iddiâ ediyor… Îzâhatına nazaran, bu tavrın alternatifi, “her türlü âhiret (mâverâ-yı dünyâ) endîşesinden kurtulmuş olarak, ilâhî (lâhutî) hayâlleri hiç kaale almadan [Allâh nâmevcûd olduğuna göre, Allâh'a atfedilen kanûnlar da beşerî hayâlât, beşer tahayyülü uydurmalardır], bütün bunlardan âzâde (berî) olarak” Laik, yâni Dînsiz kanûnlar yapmaktır:

“Mâdemki târihte Deterministiz, mâdemki icrââtta Pragmatik Maddiyetciyiz, o hâlde kendi kānûnlarımızı kendimiz yapmalıyız! Kendi cemaatimizi mâverâ-yı dünyâya taallûk eden her türlü endîşelerden, her türlü lâhutî [ilâhî] hayâllerden müberrâ olarak, kanûnlarımızı bu günün îcâblarını, maddî zarûretlerini göz önünde tutarak yapmalıyız! Memleketin maddî hayâtı ancak bu sûretle kurtulur.

Velhâsıl, Laik, Kemalist Zihniyetin, Ateizm ve Dînsizlikle aynîleşdiği ve İslâma karşı gayzla dolu olduğu, Şükrü Kaya'nın bu sözüyle de sübût buluyor…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  692729

-