20 OCAK 2020 PAZARTESİ

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 436

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Laikliğin alternatifi, Vicdân Hürriyetidir

Buraya kadar verdiğimiz mevsûk îzâhatla, Laikliğin veyâ Laik Düşüncenin esâsının, uhrevî hayâtı ve Hâlik'ı yok farzederek, (Müslümanlık gibi İlâhî Kaynaklı olmak iddiâsındaki dînleri de peşînen bâtıl, İnsanlığa muzir ve bu sebeble kendilerinden istifâde edilmesi bahis mevzûu olamıyacak inanç manzûmeleri kabûl ederek) teşrî faâliyetinde bulunmak, memleket mes'elelerinde ve iktidâr yarışında münhasıran bu esâsı şiâr edinmiş siyâsî ve sâir teşekküllere söz hakkı tanımak olduğunu tesbît etmiş bulunuyoruz. Farmasonluğun ve Beynelmilel Siyonizmin bütün dünyâda böyle bir Laiklik telâkkîsinin bayrakdârlığını yaptığını, kendi neşriyâtlarından biliyoruz. (Muhtelif münteşir çalışmalarımızda da bu tesbîtimizin vesîkaları münderic bulunmakla berâber, bunların kısm-ı âzamına, derli toplu bir şekilde, şu kitabımızdan ulaşılabilir: Yesevîzâde, Laisizm; İlme Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti, İstanbul: Hakîkati Arayış Neşriyâtı, Zaman Dağıtım, 1986, 24 cm, 219 s. Kitabın Millî Kütüphâne'de iki nüshası mevcûddur.)

Muhakkak ki Laiklik telâkkîsinin dînlere hiç hayât hakkı tanımıyan (Komünizm gibi) en şedîd yorumları veyâ onları vicdânlara ve mâbedlere hapsetmekle ve zâil olmalarını zamâna bırakmakla iktifâ eden biraz daha mülâyim, biraz daha müsâmahakâr çeşidleri vardır. Mâmâfih, dînlere karşı müsâmaha derecesi ne olursa olsun, bizzât Laik Düşencenin esâsı, dünyevîlikdir, insanoğlunun İlâhî Teblîği hiç kaale almadan ferdî veyâ ictimâî hayâtını tanzîm etmiye muktedir, daha doğrusu, bunun daha mûteber bir yol olduğuna duyulan inançtır.

“Laik” ve “Laiklik”in Fransızların en îtibârlı lûgatleri olan Le Petit Robert'deki şu târiflerinden dahi (ki bunlar, bu mes'elede, en umûmî, en fazla kabûl görmüş târiflerdir) yukarıdaki tesbîtilerimiz kolaylıkla istidlâl edilebilir:

“Laik: Hiçbir dînî mensûbiyeti bulunmıyan (veyâ tersinden söylersek, her çeşit dînî mensûbiyetten –inançtan, mezhebden- âzâde olan -müstağnî olan da denebilir- veyâhud her çeşit dînî inançtan müstakil olan) (“Laïc, laïque: Qui est indépendant de toute confession religieuse”; État laïque: Lâdînî veyâ dînî mensûbiyeti olmıyan Devlet”; “Enseignement laïque: Lâdînî tedrîsât, öğretim; dînle münâsebeti olmıyan tedrîsât”; zıddı: “Enseignement confessionnel: Dînî tedrîsât”);

“Laiklik: Siyâsî cem'iyet ile dînî cem'iyetin ayrılığı esâsı –umdesi-; öyle ki mütekābilen, Devlet dîne, dîn de Devlete aslâ müdâhil olmaz” (“Laïcité: Principe de séparation de la société civile et de la société religieuse, l'État n'exerçant aucun pouvoir religieux et les Églises aucun pouvoir politique”)

Binâenaleyh Müslümanlık, en müsâmahakâr hâliyle dahi Laikliği benimsiyemez, tasvîb edemez; aksi hâl, kendini inkâr olurdu…

Buna mukābil, İslâm, laik, yâni dünyevî, yâni materyalist felsefeyi benimsemiş insanlara hayât hakkı tanıyabilir ve iktidâr yarışına katılmalarını kabûl edebilir… Yeter ki bu zihniyette olan insanlar, totaliter ve şiddetçi (siyâsî iktidâr olmak için şiddeti, darbeci veyâ ihtilâlci faâliyetleri meşrû bir vâsıta olarak gören) bir düşünce tarzına sâhib olmasınlar; bilakis Müslümanların kendileriyle müsâvî vatandaşlık haklarına sâhib olduklarına kānî, -halkın ekseriyetinin rızâsını kazanmak ve herkesin Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerini gözetmek şartıyle- hükûmet olabileceklerine râzı bulunsunlar…

Yine bu mülâhazalar muvâcehesinde, Laikliğin, İnsan Haklarına muhâlif olduğu meydandadır: Bâhusûs Vicdân ve İfâde Hürriyetleri ile Cumhûrî Hükûmet umdesine…

Zîrâ Laiklik umdesi, yukarıda da tasrîh ve îzâh ettiğimiz vechiyle, münhasıran dünyevî ideoloji, felsefe veyâ siyâsî cereyânlara teşrî faâliyetinde ve memleket idâresinde iştirâk ve birbirleriyle yarış hakkı tanıyor… Peki, nîçin? Umûmiyetle, bu kāidenin esbâbımûcibesi olarak, dîn kavgalarına mânî olmak endîşesi gösteriliyor… Hâlbuki, şu son iki asır zarfında dahi, İnsanlık, dünyevî ideolojilerin kavgalarından hiç de daha az zarâr görmüş değil!

Zâten beşer tasavvuru olan ideolojiler, felsefeler, siyâsî cereyanlar da, geniş mânâda birer dîndirler… Mâmâfih, dünyevî dînler…

Son iki asrın on milyonlarca insanın ölümüne ve memleketlerin harâbeye dönmesine sebeb olan ideolojik-siyâsî mücâdelelerine dikkat edilirse, bu felâketlerin, esâs îtibâriyle, totaliter, hodbîn, şoven, ırkçı veyâ zümreci siyâsî hareketlerin eseri olduğu görülür. Hem memleketimize, hem dünyâya sulh ve tesânüdün hâkim olmasını istiyorsak, asıl bu çeşit ideolojilerle mücâdele etmeli ve onların önünü kesmiye çalışmalıyız…

Binâenaleyh dîn kavgalarına mânî olmak gibi bir esbâbımûcibeye istinâden uhrevî (semâvî, v.s.) dînlerin iktidâr mücâdelesine ve teşrî faâliyetine iştirâklerine mânî olmak mâkūl değildir…

Umûmî kāide olarak, bir insan, inancı neyse, ona göre yaşamıya çalışır. Bu hayât tarzı, başkalarına zarâr vermiyorsa, onu yasaklamak, büyük zulümdür.

Her siyâsî hareket, hakka müstenid olduğu inancıyle, iktidâra geçip kendi hükûmet programını tatbîk etmek emelindedir. Dünyevî bir felsefeden kaynaklanan bir siyâsî harekete meşrûiyet tanıyıp dînî bir inançtan kaynaklanan bir siyâsî hareketi gayr-i meşrû addetmek, Materyalist Zihniyetin insanlara cebren ve hîleyle kendisini dayatması, herkesi Materyalist olmıya icbâr etmesi demekdir. Dînî inanç mensûbları, böyle bir zulme boyun eğerlerse, bu teslimiyetçi tavır, bir müddet sonra kendilerinin veyâ kendilerinden sonraki nesillerin inançlarını kaybetmeleriyle netîcelenecekdir. Zîrâ îmân ve amel, başa baş yürür, birbirlerini takviye ederler; birindeki zaaf, dîğerinde de zaafa sebebiyet verir; mütemâdiyen amelsiz kalan îmân, bir müddet sonra zevâle mahkûm olur… Hem zâten, ictimâî hayât içinde bilfiil yaşanmıyan bir inancın varlığı ile yokluğu birdir…

Binâenaleyh Laik Zihniyet, riyâkârca tâbiyelerle herkesi Materyalist olmıya zorluyor, herkesin kendi hür irâdesiyle inacını seçmesine imkân tanımıyor, hâsılı Vicdân Hürriyetini ihlâl ediyor demekdir…

Hâlbuki, bir cem'iyette, Laikliğe alternatif olarak, tam tekmîl Vicdân Hürriyetinin tanınması, o cem'iyette gerginlikleri, çatışmaları asgarî seviyeye indirir ve farklı inanç sâhiblerinin sulh, hattâ dostluk içinde bir arada yaşamasına imkân verir.

Bir memlekette, husûsen Vicdân Hürriyetinin muktezâsı olarak, İnsan Haklarını (1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyânnâmesi'ni) tanımıyan veyâ ihlâl eden, ihtilâlci, şiddetçi, cinsî sapıklık ve sâir ahlâksızlıklar tarafdârı ideolojiler, felsefeler, siyâsî hareketler hâric, bütün dînî veyâ dünyevî mâhiyetteki siyâsî hareketlere iktidâr için yarışma ve ekseriyetin rızâsını kazanarak –Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerini ihlâl etmeden, ekalliyette kalan toplulukların haklarına tecâvüz etmeden- hükûmet olma imkânı tanınmışsa, orada cumhûrî (“démocratiqe”) nizâm hâkim demekdir… 

İşte başta Vicdân Hürriyeti olmak üzere bütün İnsan Haklarının Devletin têmînâtı altında olduğu hakîkaten cumhûrî bir nizâmda, Müslümanlar da, kendi hüviyetleriyle siyâset yapacak, halkın ekseriyetinin rızâsını kazanarak hükûmet olabilecek, Îmânlarından aldıkları ilhâmla bütün Milletin, hattâ bütün İnsanlığın maslahatına olacak teşrî faâliyetlerinde bulunabileceklerdir…

Ne var ki Laikliğe alternatif olan ve esâs îtibâriyle Vicdân Hürriyetine istinâd eden böyle bir nizâmın têsîs edilebilmesi için ilk şart, Kemalizmin tahakkümüne son verilmesi, Kemalist Totaliter Rejimin tasfiye edilmesidir…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  094642

-