8 NİSAN 2020 ÇARŞAMBA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 474

Yesevîzâde Alparslan Yasa

2_58 

Yalan, istismâr ve tedhîş üzerine kurulu Kemalist Propagandanın emrindeki hakîkatsiz matbûât ve siyâsetin “sâdık” temsîlcilerinden biri: Necmeddin Sadık (Sadak)… Ve hakîkatsiz makālelerinden pek ibretâmîz bir nümûne…

*** 

Sadak'ın kavlince, Kemalist “Dîn İnkılâbı”, gûyâ Müslümanlığı têkîd ediyormuş!

“Çünki din denilen itikatlar manzumesi, müminlerin, her ne kadar sırf aklına hitap eden ilmî bir düşünce değil, en kuvvetli hissiyatına taallûk eden sırrî bir mesele olsa da, bu asırda yaşayan medenî bir insan için hiç anlamadığı dilde ibadet etmek, Allahın emirlerini hiç anlamadığı bir lisanda dinlemek tahammülü güç bir hadisedir. Din, meçhulâttan kurtularak, idrâk ve anlayış sahasına girdikçe daha büyük kuvvet kazanır. Dinini, allahın kelâmını anlayan fert, itikadının salâbetinden daha emin olur, ibadetinde daha fazla şevk gösterir. Türkçe kuranın gördüğü rağbet, işte bu sebeplerden ileri geliyor.

“Esasen, kuran, türkçe okunması ile, ne kudsiyetinden, ne tesirinden hiç bir şey kaybetmiyor, bilâkis, şimdiye kadar farkına varmadığımız fazla bir tesir ve tahassüs kabiliyeti kazanıyor.”

Kendi iddiâsını bizzât cerhedecek kadar kıt muhâkemeli bir şahsıyet

Bu Materyalist kalemşör, bir taraftan, kendi gazetesinde (meselâ o müstekreh “Şen Yazılar” sayfasında) Millî Kültür ve Ahlâkı târümâr eden neşriyât yaparken, dîğer taraftan, kendisine pek yakışan Münâfıkça bir muhâkemeyle, “Öztürkçe İbâdet Vâsıtasıyle Dîn İnkılâbı” projesinin gûyâ Müslümanlığı takviye edeceğini iddiâ ediyor… Biraz yukarıda da, yaptığı gûyâ ictimâiyâtça tahlîlin netîcesinde,  “Türkçe kur'ân tilâveti bir emrin, bir kānûnun, sun'î ve idârî karârların netîcesi değil, mûtekıd ve Îmân sâhibi Türk cemâatinin bizzât ve bizâtihî yaptığı ânî bir inkılâbın netîcesidir.” hükmüne varmıştı… Hâlbuki, bir sürü süslü, lâkin kof lâflarla ortaya attığı iddiâsını, makālesinin aşağıdaki son paragraflarında, bizzât tuzla buz ediyor:

“Evvelki gece, Reisicumhur hazretleri nezdinde bulunuyorduk. Gazi Hz. tarafından akşam yemeğine davet buyurulan meşhur hafızlardan bazılarının tilâvet ettikleri Türkçe kuranı dinlemek fırsatına nail oldum. Hafız Zeki beyin genç ve pürüzsüz sesi, hafız Kemal beyin selâtin camilerinin yüksek kubbelerine alışmış gür ve kudretli sadası türkçe kur'an okumak suretile sarayı çınlattığı zaman derin bir huşu içinde mütehassis olmamak imkânı yoktu.

“Türkçe kur'an artık bir emri vâki ve bu mühim inkılâp, -yukarıda söylediğimiz gibi- bir sehli mümtenidir. Türkçe kur'anı dinleyen Büyük İnsana baktım: Türk milletinin kurtulması, ilerlemesi ve yükselmesi için yaptığı bütün eserler, fanîlere mümteni işler değil midir?”

Yunus Nadi, “Türklerde hakîkî Müslümanlığın” Kemalist “Dînî İnkılâb”la başladığını iddiâ ediyor

- C, 28 Kânûnusânî 1932, birinci sayfanın en üstünde bir baştan bir başa altı siyah çizili manşet: “Cumaya Sekiz Hafız Birden Türkçe Kur'an Okuyacak”… Sağ sütûnun tamâmı, Yunus Nadi'nin başmakalesi: “Din kitabımız kendi dilimizde”… Ortada, sağdan dördüncü sütûn: “Türkçe Kur'ana gösterilen alâka”… 

Yunus Nadi, uzun bir başmakāleyle, bir def'a daha, Kemalist “Dînî İnkılâb” üzerinde duruyor… Bin dereden su getirerek, Dînen, Kur'ân-ı Kerîm yerine “Türkçe Kur'ân” okumanın ve bütünüyle Türkçe ibâdet etmenin meşrûiyetini müdâfaa ediyor… Bu çerçevede ulaştığı şu netîce, Kemalist Projenin bütün içyüzünü ifşâ ediyor: “Binaenaleyh mevcut tercümelerin biz Türklere göre aynen Kur'an gibi okunmalarında her hangi bir noksan farzetmeğe imkân yoktur”… Bu hükmünden şu iki mânâ çıkıyor: 1) Elimizdeki Cemîl Saîd tercümesi ve mümâsilleri, Kur'ân'ın aslına muâdil, binâenaleyh onların nazîresidirler… 2) Aslına muâdil olan bu tercümeler, aslının yerine ikāme edileceklerdir; ki başlatılan “Dînî İnkılâb”ın ilk adımı budur…

Makālesinin nihâyetinde ulaştığı netîce, daha doğrusu büyük bir haddini bilmezlik, bir küstâhlık tezâhürü olan ve Münâfıklıkla yoğrulmuş kanâati şudur: “Türk'lerde hakikî islâm dini, bu dinin kendi öz dilimizde tatbik edilmeğe başladığı bugünlerden sonradır ki en makul ve en doğru şeklini almakta bulunuyor”…

Hezeyânnâmesinin tamâmına yakın bir kısmını aşağıya dercediyoruz:

“Din kitabımız kendi dilimizde

“En yüksek derecesinde içtimaî bir hâdise olan dinin en bariz vasfı millî mahiyetinde görülmek lâzım geleceğine şüphe yoktur. Hele dinî akide ve ibadetlerin millî dilde olması kadar tabiî ve hatta zarurî bir şey tasavvur olunamaz.

“Peygamberimiz Arap kavminden olduğu için onun lisanile tebliğ olunan Kur'anın evvelâ Arap dilinde gelmiş bulunması tabiî idi. Tebliğ vasıtası olan zatin dili arapca idi, tebliğ olunan kavim Arap idi. Binnefs Kur'anda bu cihet bir çok vesilelerle sarahaten ifade olunmuştur. İşte tafsilât suresinin 44 üncü ayeti: ‘Eğer Kur'anı yabancı bir lisan ile göndermiş ola idik: (Hiç olmazsa bu kitabın ayatı vazıh olmalı idi. Arap kavmi ecnebi lisanından ne anlar) derlerdi.'

“Bu ayet kat'î olarak şunu ifade eder ki Arap kavmine Arap dilile hitap olunmuştur ve her kavme kendi dilile hitap olunmak lâzımdır. Hakikati halde bunun başka türlüsünü tasavvur etmeğe hatta ihtimal dahi yoktur. Her ne olursa olsun ve her kime olursa olsun ancak manasını anlıyacağı şey teklif olunabilir. Manası anlaşılmıyan her hangi bir aktin hiç bir kıymet ve ehemmiyeti yoktur. Nitekim islâm dininde itikadın esası şudur: ‘Kalp ile anlamak ve kabul etmek, dil ile de ikrar eylemek.' Kalp ile anlayıp kabul etmek için evvelâ mevzuu bahis maddenin bilinmesi lâzımdır, dil ile ikrar ise insanın ancak kendi dilinde yababileceği bir iştir.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  985320

-