8 NİSAN 2020 ÇARŞAMBA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 475

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Mechûl bir İngiliz, Y. Nadi'ye delîl oluyor…

“Bu satırların muharriri Londra'da islâm dinini kabul etmiş muteber bir İngiliz gördü, ve kendisile konuştu. Bu adam islâm dinini tercih etmek için Kur'anın ingilizceye tercümesini okumuştu ve ibadetlerini de ingilizce olarak yapıyordu. Bu İngilizin islâmlığında şüpheye mahal var mıdır ve ibadetlerini ingilizceye tercüme olunmuş islâm kitapları üzerinden yapmasında her hangi bir noksan tasavvuruna imkân tasavvur olunabilir mi? Hayır.

“Kur'an rusçaya varıncaya kadar bütün dünyanın lisanlarına tercüme olunmuştur, ve bu tercümeler hep itina ile yapılmıştır. Kur'an gibi bir kitap tabiî itina ile tercüme olunacak bir kitaptır. Bizim din kitabımız olan bu kitap türkçemize dahi çoktanberi ayni itina ve ihtimam ile tercüme edilmiştir. Nitekim bu tercümelerin daha mükemmel olmak üzere yenileri de yapılabilir. Fakat bütün bu tercümeler arasındaki fark, yalnız türkçe itibarile iyi, daha iyi ve daha iyi ifade etmek hususuna münhasır kalacaktır. İfade tarzından sarfı nazar olunursa mana hepsinde tamamen aynidir. Kat'iyyetle söyleriz ki, biz elimizin altında bulunan mevcut tercümelerin kâffesini tetkik ve mukayese ettik, ve mana itibarile cümlesini esasa sadık bulduk.

1_137

Mustafa Kemâl, Zekeriya Sertel ve Nebîzâde Hamdi (A. Hamdi Ülkümen)'le berâber Cumhûriyet gazetesinin müessisi, sâhibi, başmuharriri, 19 dereceli Farmason Yunus Nadi (Abalıoğlu) âileden biri gibiydi… Resimde soldaki hanım Makbule Hanım, sağdaki Âfet Hanım'dır. Oturanlar, solda “Büyük Şef”, onun solunda Yunus Nadi…

***  

Kur'ân yerine tercümesini ikāme

“Binaenaleyh mevcut tercümelerin biz Türklere göre aynen Kur'an gibi okunmalarında her hangi bir noksan farzetmeğe imkân yoktur.

“Bundan daha mühim olan mes'ele itikatlarımıza taalluk eden dinî işlerimizin dahi Türk milleti arasında kendi öz dili olan türkçe ile yapılması mes'elesidir.

“Binnefs Kur'anın kendi zımnî emri itikat ve ibadetin dahi her milletin kendi dilinde yapılması esasındadır, ve tabiî en makul ve hatta bizce zarurî olan vaziyet te bundan ibarettir. Ancak bu suretledir ki Türkler dinlerine bilerek sahip olabilecekler ve onu içtimaî olduğu kadar cidden vicdanî ve ruhanî bir müessese haline koymuş bulunacaklardır.

“Süleyman Çelebi'nin beş yüz yıllık mevlidini hâlâ ve bilâistisna hepimiz büyük bir zevk ile dinleriz. Sebebi onun kendi dilimizde kendi anlayışlarımıza mutabık olarak yazılmış bulunmasıdır.

Kemalizmle “Hakîkî Müslümanlık” devri!

“O halde bu bahiste noksan olan yegâne şeyin biz Türklerin ibadetlerimizi kendi öz dilimizde yapmamakta olmamızdan ibaret bulunduğunu çok kolay anlarız. İçtimaî bir müessese olan dinin felsefesi dahi ancak onun bütün an'anesile kendi anladığı dilde millete mal edilmesile tahassul edebilir.

“Bütün bu hakikatlere istinaden kat'î bir cesaretle şunu söyliyeceğiz: Türklerde hakikî islâm dini, bu dinin kendi öz dilimizde tatbik edilmeğe başladığı bugünlerden sonradır ki en makul ve en doğru şeklini almakta bulunuyor. Bu iddia bizim uzun külfetler ihtiyar ederek ispatına çalışmağa mecbur olmıyacağımız kadar açık bir hakikattir…”

“Dînî İnkılâb”ın Memlekete sür'atle yayılması için çok müessir bir vâsıta: Devlet Radyosu

“Öz dilimizle Kur'ân okunması”nın halka benimsetilmesi için büyük gayret sarfedilmeye devâm ediyor… Gazeteler, her gün bu istikāmette neşriyât yapıyor… Devlet Radyosu sâyesinde “Dînî İnkılâb”ın halka kolaylıkla mâl edilebileceği fikri ortaya atılıyor…

- A, 29 Kânûnusânî 1932 / 20 Ramazan 1350, Cuma, birinci sayfanın sağ tarafında, ortadan aşağıya kadar, iki sütûn üzerine resimli haber (devâmı 2. sayfada): “Sultan Ahmet camii erkenden dolmağa başladı… Bugün diğer altı büyük camide de Türkçe kur'an tilâvet edilecek…” Devâmı: 

“Halk arasında Türkçe kur'ana gösterilen alâka ve rağbet gittikçe artıyor. Dün de Türkçe Kur'an okunan camilerde büyük bir kalabalık vardı. Halk öz dilimizde Kur'an okunmasını büyük bir haz ile takip etmektedir. İlh…”

İkinci sayfadaki bir başka haberden, “Dînî İnkılâb”ın sür'atle bütün Memlekete yayılmaya çalışıldığı anlaşılıyor:

“İzmir'de de Türkçe kur'an başladı. İlh…”

Gazetenin fıkra muharriri Vâ-Nû, 3. sayfada, “Akşamdan Akşama… Radyodan İstifade Edemiyoruz” başlığı altında, başlatılan “Dînî İnkılâb”ın Devlet Radyosu ile bütün halka kolaylıkla mâl edilebileceği fikrini işliyor:

“Teceddüt sahasında attığımız adımların radyo neşriyatı ile halk arasında yer ettirilmesinden daha kolay ne vardır. Meselâ şu günlerde Türkçe kur'an dinlemek için halk biri birini kırarak camilere akın ediyor… […]

“Öyle ise, Türkçe kur'an okumak ve ilerde zuhur edecek günün meselelerini takip etmek için radyodan niçin istifade etmemeli?

“Her halde, bugünkü şeklinde, radyo gibi mühim bir vasıtadan kat'iyyen istifade edemiyoruz…”

O günün şartlarında, Radyonun ne kadar müessir bir propaganda vâsıtası olduğundan elbette resmî ricâl de gāfil değildi. Nitekim, 3 Şubat 1932 / 25 Ramazan 1350, Çarşamba, Kadir Gecesi vesîlesiyle Ayasofya Câmii'nde yapılan “Türkçe Kur'ân”, “Türkçe İbâdet” ihtifâli, hem ilk def'a Câmie takılan hoparlörlerle Câmi civârına duyurulmuş, hem de Devlet radyosu ile bütün Memlekete neşredilmiştir…

- C, 29 Kânûnusânî 1932, birinci sayfanın sağ alt tarafında, iki sütûnluk resimli haber: “6 camide türkçe Kur'an… Bugün şehrin bütün camilerinde türkçe Kur'an okunacak…”

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  169214

-