18 ŞUBAT 2020 SALI

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 479

Yesevîzâde Alparslan Yasa

1_141

Kemalizm, kedinin fâreyle oynadığı gibi Müslümanların Dîniyle oynuyor… 3 Şubat 1932'de, “Dînî İnkılâb” yolunda büyük bir tiyatro sahneye konuluyor: “Türkçe Mukābeleler”le”, “Türkçe Kur'ân”la, Kadir Gecesi “ihyâ ediliyor”… İhtifâlin her ânı, hoparlörlerle bütün Câmi civârına duyurulduğu gibi, Devlet Radyosu'yla da bütün memlekete neşrediliyor… Kemalist Rejim, bu büyük tiyatro için -Cumhuriyet'e nazaran- 70 veyâ –Akşam'a nazaran- 40 bin kişiyi Câmide toplamakla iftihâr ediyor… Pekâlâ bu hangi câmidir? Kemalizmin, sâdece üç sene sonra, 1 Şubat 1935'de –aynen “Mustafa Kemâl'in Râdifesi”nin tâbiriyle- “Bizans Müzesi”ne çevirmekle iftihâr ettiği Ayasofya! O Ayasofya ki Fâtih Mehmed Hân'ın ve şehîd-gāzî askerlerinin (Rahmetullâhi aleyhim) ebediyen câmi olarak muhâfaza edilmek üzere Milletimize mukaddes emâneti ve bu Memlekette Müslüman hâkimiyetinin timsâlidir…

***   

Üç sene sonra “Bizans Müzesi”ne tahvîl edilen Ayasofya Câmii'nde, -bütün Memlekette Devlet Radyosu'ndan tâkîb edilen-  güdümlü “Türkçe İbâdet” ihtifâli

Cumhuriyet, Kadir Gecesi sahneye konulan “Türkçe İbâdet” gösterisine fevkalâde ehemmiyet veriyor, sayfalarının geniş bir kısmını bu hâdiseye tahsîs ediyor ve “Türkçe Dînî İhtifâl”i Millete şirin göstermek için nasıl dil dökeceğini şaşırıyor… Biz de, “Öztürkçe İbâdet Vâsıtasıyle Dîn İnkılâbı” projesi hakkında büyük târihî vesîka kıymetini hâiz bu nüshadaki haber ve yorumların tamâmına yakın bir kısmını ıktibâs edeceğiz…

- C, 4 Şubat 1932 / 26 Ramazan 1350, Perşembe, birinci sayfanın boydan boya üst kısmını kaplıyan manşet: “70 Bin Kişinin İştirak Ettiği Dinî Merasim…” Çerçeve içinde, kırmızı yazıyle: “Dün gece Ayasofya Camii şimdiye kadar tarihin kaydetmediği emsalsiz dinî tezahürata sahne oldu…” Alt başlıklar: “Ayasofya'da 40 bin kişi vardı… Camiye sığamıyan 30 bin kişilik bir halk kütlesi meydanları doldurmuştu… Namaz kılınırken secde edilemiyordu, türkçe tekbir, halkı ağlatıyor, amin sadaları asumana yükseliyordu…” Sağ sütûnun tamâmı ve yanındaki iki sütûnun alt kısımlarında Yunus Nadi'nin başmakalesi: “Çok ruhanî Bir Kadir gecesi”… Birinci sayfanın yarısını kaplıyan iki büyük resimli haberin devâmı: “Dün gece Ayasofya camiinde toplanan elli bine yakın kadın, erkek Türk müslümanlar, on üç asırdan beri ilk defa olarak Tanrılarına kendi lisanlarile ibadet ettiler…” “Ulu Tanrı'nın ulu adını, semaları titreten vecd ve huşu ile dolu olarak tekbir ederken her ağızdan çıkan bir tek ses vardı… Bu ses, Türk dünyasından, vicdanlarından kopan en samîmî, en sıcak muhabbetlerile Tanrılarından mağfiret diledi…”

Cumhuriyet, “Dînî İnkılâb”ı Millete makbûl göstermek için ne diller döküyor!

“4. sahîfedeki mâbâdi”nde şu başlıklar var: “Dün gece Ayasofya'da kırk bin kişi vardı… Türkçe okunan Kur'an ve alınan tekbirler halkı heyecanından ağlattı…”

İhtifâlin coşkun tasvîri, “Birinci sayfadan mabait” îkazıyle devâm ediyor:

“Bir ihtiyar annenin gözlerinden çağlıyan, bir genç delikanlının kirpiklerinde titrer gibi parlıyan ve kalp kaynağından kopup gelen, sevinç ve huşu ifade eden yaşlar bütün bu samimî tezahüratın çok kıymetli birer ifadesi idi…

“Ayasofya camii daha gündüzden, saat dörtten itibaren dolmağa başlamıştı. Mihrabın bulunduğu hattan ta son cemaat yerine kadar camiin içinde iğne atsan yere düşmiyecek derecede insan vardı. Kadın, erkek, hep bir arada idi… Herkes birbirine müşfik bir lisan ile muamele ediyor. Yer olmadığı halde çekilerek yer vermeğe çalışıyor. Bu mukaddes gecenin ruhaniyetinden istifade etmek için koşup gelen herkes en ufak hareketlerinde bile büyük bir samimiyet ile meşbu bulunuyordu…

“Yatsı namazı yaklaşmıştı. Ayasofya, artık dışındaki kapılarına varıncaya kadar dolmuştu… Ve bütün kapılar kapanmış, binlerce halk dışarıda kalmıştı. Yalnız camiin içinde kırk bin kişi vardı…

“Dışarıdaki avluda, şadırvanın bulunduğu meydanda da binlerce halk birikmişti. İçeride ve dışarıda olmak üzere yetmiş bin kişi, bu yirmi asırlık ibadetgâhı ihata etmişti…

“Ezan okundu… Otuz tane güzel sesli hafızın iştirak ettiği bir müezzin heyeti ile teravih kılındı; halk o kadar mütekâsif bir halde idi ki, herkes birbirinin arkasına, ayaklarının arasına, hatta neresi rastgelirse secde ediyordu… Bir kısım halk ta ayakta, veya oturduğu halde namaz kılıyordu…

“Teravih biter bitmez camiin içinde emsali görülmemiş bir uğultu başladı… Bu, ne bir nehir uğultusuna, ne bir gök gürlemesine, ne de başka bir şeye benzemiyordu [benziyordu]… Herkes ellerini semaya kaldırmış dua ediyordu… Bu uğultu bir kaç dakika devam etti… Müteakıben otuz güzel sesli hafız hep bir ağızdan tekbir almağa başladılar…

“Tanrı uludur. Tanrı uludur. Tanrıdan başka Tanrı yoktur. Tanrı uludur. Tanrı uludur. Hamd ona mahsustur.”

“Bu türkçe tekbir Ayasofya camiini yerinden sarsıyordu. Halk ta bu seslere iştirak ediyordu. Tekbir hitam buldu. Hafız Yaşar Bey [Okur] tarafından mevlidi şerif okunmağa başlandı. Mevlit on güzel sesli hafız tarafından okundu… Her bahis arasında türkçe tekbir getiriliyordu… Peygamberimizin doğduğunu anlatan mısra okunmağa başlandı: Kırk bin kişi ayağa kalkmıştı… Kırk bin kişi salavat getirdi… Kırk bin kişi türkçe tekbir aldı… Kırk bin kişi heyecan duydu…

“Hafız beylerin lâhutî sesleri, bilhassa Hafız Kemal ve Hafız Bürhan Beylerin bu binlerce senelik Tanrı ibadetgâhını veleleye veren sesleri Ayasofya'nın muazzam kubbesinden etrafa dağılıyor… Bütün kalpleri yeni yeni heyecanlarla dolduruyordu…

“Mevlitten sonra Hafız Yaşar Bey türkçe Kur'ana başladı… Tebareke suresini okudu… Müteakıben Hafız Rıza, Hafız Sevit, Hafız Kemal, Bürhan, Fethi, Turhan Beylerle otuz hafız hep birer birer muhtelif makamlardan türkçe Kur'an okudular. Her sureden sonra türkçe tekbir alınıyordu…

“Ulu Tanrı'm!”, “Ulu Gāzi'miz, ilh…”

“Nihayet saat onda dinî merasim nihayet bulmuştu. Hafız İsmail Hakkı Bey tarafından türkçe çok beliğ bir dua okundu. Bunu müteakıb Hafız Yaşar Bey de gene türkçe bir dua okudu… Duanın sonlarında Hafız Yaşar Bey ‘Millet hâkimiyetinin tecelligâhı olan Türkiye Cumhuriyetini ilelebet payidar eyle Yarabbi! Ulu Gazi'miz Mustafa Kemal Hz.nin vücudünü sıhhatte daim eyle Yarabbi!' diyerek dua ederken gene kırk bin kişi hep bir ağızdan ve candan gönülden ‘âmin!' diyorlardı…

“Dua bitti… Gene hafız beyler türkçe tekbir aldılar… Ve ibadet nihayet buldu…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  185007

-