18 ŞUBAT 2020 SALI

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 481

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Yunus Nadi'nin “Dînî İnkılâb” hakkında 3. Makālesi

Yunus Nadi'nin “Türkçe İbâdet”i müdâfaa eden üçüncü makālesi ile karşı karşıyayız… Bir kerre daha, “Türkçe Kur'ân”ın, Arapça aslının bire bir mukābili olduğunu, binâenaleyh aslının yerine Türkçesini ikāme etmekte ve ibâdeti de tercümeyle yapmakta hiçbir mahzûr olamıyacağını iddiâ ediyor: “Arapça aslının türkçe ifadesinden ibaret olunca Kur'an ayetlerinin türkçe olarak okunmasında en ufak bir mahzur tasavvur olunmak şöyle dursun, ilh…” Ayrıca, “Türkçe Tekbîr”in cemâate Arapçasından daha fazla têsîr ettiğini ileri sürüyor… Bununla da, “Türkçe Kur'ân”ın, aslının tam mukābili olmanın ötesinde, hattâ ondan üstün olduğunu îmâ ettiği anlaşılıyor… (Târih istismârcısı ve Kemalist “Dîn İnkılâbı” propagandacısı Farmason gazeteci Cemal Kutay'ın da böyle bir iddiâsı olduğunu daha evvel tevsîk etmiştik…)

“Çok ruhanî bir Kadir gecesi

“Bu ramazan ayında din kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'in türkçe olarak okunmasına başlandı. Bu, Türklerin İslâm dinini kabul etmelerindenberi ilk defa yapılan bir şey değildir. Bilakis o gün bugün camilerde Kur'anın ayetleri vâızlar tarafından türkçeye tercüme edildiği gibi din kitabımız çok eski zamandanberi defalarla türkçeye tercüme olunmuş ve hatta bu tercümelerden biri gene çok eski zamandanberi arapça musafın [Mushaf'ın] kenarına basılmıştır da. Şimdi yapılan işin yeniliği Kur'anın türkçede dahi aşir olarak okunmasıdır. Arapça aslının türkçe ifadesinden ibaret olunca Kur'an ayetlerinin türkçe olarak okunmasında en ufak bir mahzur tasavvur olunmak şöyle dursun, insanlara itikatlarının vicdanî idraklerini de temin eden bir vaziyet olması itibarile bilâkis biz Türklere göre din namına güzelliklerin kâffesini ve iyiliklerin en yüksek derecesini kendisinde toplıyan bir iştir.

“Dün akşam mübarek Kadir Gecesi olması hasebile bir kaç gündenberi bu seneki ramazan ayı yeniliğinin azamî tezahürleri ile tes'it edilmesine hazırlanılıyordu. Biz Ayasofya camiinde binlerce ve binlerce kişilik çok kesif bir halkın münacatlarını takip edebildik. Kıymetli hafızlar Süleyman Çelebi merhumun beş yüz bu kadar yıllık türkçe mevlidini okuyarak türkçe tekbirlerle o büyük mabedin kubbesini büyük ve ruhanî bir gulgule ile inim inim inlettiler. Her şeyden evvel Süleyman Çelebi'nin beş yüz yıllık mevlidi, din ayinlerinin kendi öz Türk dilimizde dahi pekâlâ yapılabileceğinin en parlak bir şaheserini teşkil eder.

“Besmeleyi tercüme etmekte müşkülât çekenlere türkçe mevlidin şu ilk beytini dikkatle okumalarını tavsiye ederiz: Allah adın zikredelim evvelâ / Vacip oldur cümle işte her kula… Bu beytin beş yüz sene evvel yazılmış olduğunu düşünmek Türk'ün din ve iman bahsinde kendi öz dilini kullanmağa adeta ezelden hem âşık, hem muktedir olduğunu görmeğe kifayet eder. İslâm peygamberinin âşıkı olan Süleyman Çelebi zamanında Türk'lerin kendi dinlerini kendi dillerinde terennüm etmek için bizim zamanımızdan çok ileride bulunduklarını da kabul etmek lâzım geliyor. 

“Arayış çok mükemmeldir, itikat sağlam olduğu kadar onu ifade eden öz dil dahi çok pişkindir. O kadar ki Süleyman Çelebi'nin mevlidi yalnız dinî olmak itibarile değil, edebiyat noktasından dahi Türk'ün kuvvetli eserlerinden biri sayılmak lâzımdır. Vahdaniyetin arapça ifadesi olan Lâ ilâhe illâllah'ın türkçesi nedir? Bunu Süleyman Çelebi'nin mevlidinde şöyle bir mısra ile adeta işlenmiş bir pırlanta halinde görüyoruz: Birdir ol kim andan artık Tanrı yok… Mısraı vezin zaruretiyle araya karışan (kîm) kelimesinden tecrît ederseniz tamamen vicdandan doğma bir Türk tevhidi ile karşı karşıya bulunursunuz.

“Dün gece mevlidin muhtelif parçaları arasında türkçe tekbirler ortalığı hakikaten lâhutî bir uğultu ile doldurduğu kadar mümin kalpleri gaşyedecek manevî ve mehip tesirlerle dalgalanıyordu. Tekbirin türkçe ifadesinde azamî muvaffakıyet vardır: Tanrı uludur, Tanrı uludur. Tanrıdan başka Tanrı yoktur. Tanrı uludur, Tanrı uludur. Hamd ona mahsustur. Makam arapçasının ayni olduğu halde müessiriyet türkçesinde daha fazladır. Çünkü onu söyliyenler ne söylediklerini bilerek söylüyorlar, dinliyenler de ne söylendiğinin farkında olarak dinliyorlar. İlh…”

1_142

(Akşam, 25.1.1932, s. 1) 

Devletle aynîleşmiş Parti ve güdümlü matbûât, bir ağızdan, halkın, câmilerde “Türkçe Kur'ân” tilâvet edilmesinden ve “Türkçe Ezân” okutulmasından “pâyânsız memnûniyet” duyduğunu iddiâ ediyorlar…

***  

 

 

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  215091

-