18 ŞUBAT 2020 SALI

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 484

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Kur'ân'ın tercümesi, aslının yerini tutabilir mi?

Bu husûsta, birkaç tashîh ve ilâveyle, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımızda (2014: 164-165) yazdıklarımızı ıktibâs etmekle yetineceğiz: 

Tercüme ilmi çerçevesinde uzun senelerdir yürüttüğümüz araştırmalarımızda ulaştığımız en mühim netîcelerden birisi şu oldu: İdeal tercüme, yâni hem mânâ (“sens”), hem têsîr (“effet”) bakımından aslının tıpatıp kopyası olan bir tercüme mümkün değildir ve metin, objektif üslûptan uzaklaşıp sübjektif bir üslûba yöneldiği ve san'atli, dîğer tâbirle edebî bir hüviyet kazandığı nisbette, tercüme (hedef) metne, mümkün mertebe, kaynak metindekiyle aynı mânâ ve aynı têsîri (ki bunlar sahîh tercümenin başlıca iki şartıdır) verebilmek için, mütercimin de o nisbette serbest davranması (“harfiyen temâyülle tercüme” değil, “serbest temâyüllü tercüme” yapması), metni üzerinde o nisbette tasarrufta bulunması, binâenaleyh ifâde şekilleri bakımından aslından o nisbette farklı bir metin inşâ etmesi iktizâ etmektedir… Bunun mânâsı, tercüme metinde mütercimin payının o derecede artması, metne o derecede kendi damgasını basmasıdır… (Bu vâkıa, tesbît ettiğimiz ve ilk def'a Fransızca Doktora Tezimizde serdettiğimiz birçok tercüme kanûnundan biridir…)

Tabiî, bu mâhiyetteki tercüme kayıp ve kazançları sâdece mütercimin şahsıyetinden ileri gelmez; bunda, her biri dîğerinden müstakil olan iki kapalı dil sisteminin (tercüme edilen ve tercüme eden diller) birinden dîğerine geçerken, tercüme eden dilin husûsiyetleri ve o dili konuşan insanların kültür farklılığı da rol oynar. Bu çerçevede, tercüme bir edebî eser, sâdece müellifine değil, aynı zamânda, mütercime de âid demekdir. Dîğer tâbirle, mütercim, tercüme eserde, müellife ortaktır… Hangi oranda? Ona katkısı oranında… Ki bu, aslâ sıfır olamaz… Bilhassa şiir tercümelerinde müşâhede edildiği vechiyle, oran %50 ve daha fazlasına ulaştı mı, mütercim, eserin ortak müellifi olur…

Bizâtihî Kur'ân-ı Kerîm dahi İlâhî Kelâmın beşer diline (Arapçaya) –Bizzât Allâh-ü Teâlâ veyâ Vahiy meleği Cebrâil Aleyhisselâm tarafından yapılmış- bir tercümesi gibi düşünülebilir ve bu nokta-i nazardan, o bile, İlâhî Kelâmın ideal bir tercümesi telâkkî edilmiyebilir… Demek istediğimiz, İlâhî Kelâm, beşer dilinin dar kalıplarına döküldüğü ânda, bir dereceye kadar beşerîleşmiş demekdir. Bu vâkıaya rağmen Onun ilâhî vasfı hâiz olması, şeklinin, üslûbunun, muhtevâsının bütünüyle ve doğrudan doğruya Rabb'imiz'e âid bulunmasıdır… (Rahmetli Elmalılı ve Rifat Börekçi'nin Dîn İnkılâbcısı, irfânsız Maârif Vekîli Prof. Yusuf Hikmet Bayur'a cevâb verirken îzâh ettikleri gibi, Kur'ân-ı Kerîm, hem lâfız –Nazm-ı Münzel-, hem mânâdır; daha doğrusu, nazmı esâs olup mânâsı bu nazımdan doğar; binâenaleyh namaz –okunan Sûreler îtibâriyle- ancak bu Arapça Nazm ile yapılırsa, sahîh olur… -Bkz. Yeni Söz, 27.2.2019, Tef. No: 160-)

Demek ki, Arapça olarak inzâl olmuş bulunan Kur'ân-ı Hakîm, bir başka dile tercüme edildiği zaman, evvel emirde, aslî nazmını tamâmen, bu nazımdan doğan mânâ ve têsîrini ise kısmen kaybetmiş demektir. Sâniyen, artık mütercimin, tercüme eden dilin ve o dili konuşanların kültürünün izlerini taşımaktadır. Yâni, ister istemez, aslından bir hayli uzaklaşmıştır… Elmalılı merhûmun, “meâl” tâbirini, Kurân-ı Kerîm'in mânâ ve güzelliğinin bir başka dilde aslının ancak çok altında ifâde edilebilmesi şeklinde târîf etmesi, bu sebebledir.

Bu îzâhattan çıkan netîce, bütün edebî eserler için de bahis mevzûu olduğu gibi, Kur'ân tercümesinin, aslının yerini tutamıyacağı, onun yerine ikāme edilemiyeceğidir... (Bu mümkün olsaydı, Kur'ân'ın tercümesi, aslının nazîresi olurdu…) Binâenaleyh tercüme edebî eser (ve hele Kur'ân-ı Kerîm) mutlakā aslından az-çok farklı bir eserdir…

“Türkçe Kur'ân” diye bir şey olabilir mi?

“Türkçe Kur'ân” demek, aslının Türkçede bire bir mukābili olan Kur'ân demekdir… Dîğer tâbirle, Kur'ân'ın Türkçedeki nazîresi…

Hâlbuki böyle bir şey muhâldir… Beşer eseri herhangi bir edebî eserin dahi bir başka dilde bir kopyası inşâ edilemezken, bu, Kitâbullâh için nasıl mümkün olabilir?

Üstelik, Miralay Cemîl Saîd Dikel'in Kur'ân-ı Mübîn yerine ikāme edilmek istenen “Türkçe Kur'ân”ı mânâ îtibâriyle dahi pek kusûrlu, bozuk bir Meâldir…

Kur'ân tercümeleri ne için ve nasıl okunmalıdır?

Kur'ân-ı Hakîm, bütün İnsanlık Âlemi için İlâhî Rehberdir. İnsanlar, binlerce farklı dil konuştuklarına göre, Kur'ân-ı Kerîm'i kendilerine rehber yapabilmek için, elbetteki onun tercümelerine mürâcaât edeceklerdir… Tercümelerden istifâde esâs îtibâriyle mânâ cihetiyle olacaktır. Aslındaki nazımdan, üslûbdan doğan têsîr ve bir kısım mânâlar tercümelerde bulunmıyacaktır. Tercümenin, okur üzerindeki têsîri, daha ziyâde mânâdan doğan têsîr olacaktır…

Dîğer taraftan, bütün Kur'ân tercümeleri noksan ve kusûrlu olduğundan, tek bir tercümeyle iktifâ edilmemesi, şâyân-ı îtimâd birkaç tercümenin mukāyeseli olarak okunması lâzım gelir. Hâlbuki bu usûl dahi kâfî değildir… Tercümelerin –yine şâyân-ı îtimâd- birkaç Tefsîrle tamâmlanması şarttır… Bâzı husûslarda, ayrıca, fıkıh, siyer, târih, coğrafya kitaplarına, ictimâiyâttan felekiyâta kadar muhtelif müsbet ilim eserlerine, hattâ felsefî eserlere mürâcaat etmek, daha ziyâde kıt bilgilerin mahsûlü olan sathî tefsîrleri aşıp mânâyı derinlemesine kavrıyabilmek için elzem oluyor…

İkinci dillerden, bâhusûs Fransızca ve İngilizceden yapılan Kur'ân tercümelerinin kıymeti nedir?

Doğrudan doğruya aslından yapılan tercüme bile, aslından bir hayli inhirâf etmiş, başkalaşmış bir metin olunca, ikinci, üçüncü dillerden yapılan tercümeler, aslından kat-be-kat uzaklaşmış demektir. Binâenaleyh bu metinlere îtibâr etmek doğru olmaz…

Hâlbuki günümüzde, meselâ rahmetli Prof. Dr. Muhammed Hamîdullah'ın Fransızca Kur'ân Meâli, bu dilden tercüme edilip onun tarafından yapılmış Türkçe Kur'ân Meâli gibi takdîm ediliyor… Kezâ Muhammed Esed'in İngilizceden tercüme edilen Meâli… Yâhud Elmalılı M. Hamdi Yazır'ın Kemalist Uydurma Dile tercüme edilen Meâli; ki birkaç farklı tercümesi bulunuyor… Bunu yapanların meşhûr isimleri istismâr ederek para ve şöhret kazandıkları meydandadır… Bakalım, Allâh'a bunun hesâbını nasıl verecekler? Sonra, bu seciyedeki insanların Meâllerine îtimâd edilebilir mi?

Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın Türkçeye tercümesinde riâyet edilmesi lâzım gelen başlıca kāideler neler olabilir?

Bir kerre, Kur'ân-ı Azîmüşşân, aslâ ve kat'â Kemalist Uydurma Dile tercüme edilmemeli, hattâ Türkçe bir Meâl bütün uydurma kelimelerden ârî bulunmalıdır… Aksi tavır, Kitâbullâh'a hakārettir… (Resmî Dildeki uydurma kelimelerin, tasnîf edilmiş listeleri için –kısaca- Türkçenin Istılâh Mes'elesi isimli kitabımıza mürâcaât edilebilir…)

Sâniyen, edebî eserler için şart olduğu hâlde, “serbest temâyüllü tercüme” yapılmamalı, onun yerine “harfiyen temâyüllü tercüme” stratejisi tercîh edilmelidir… Böylece, tercümede mânâ esâs olacak, Kur'ân'ın üslûbu verilmiye çalışılmıyacaktır… Bu sûretle (yukarıdaki nazarî îzâhatımıza muvâfık olarak) tercümede mütercim ile hedef dil ve kültürün payı asgarîye indirilmiye çalışılacaktır…

Sâlisen, Tercüme dâimâ mensûr olmalı, aslâ manzûm olmamalıdır… Manzûm metin, Kur'ân'ın tahrîfen tercümesi demektir. Böyle bir metin, sahîh tercümeden çok uzaktır; mütercimin, Kur'ân benzeri bir kitap têlîf etmiye teşebbüs etmesi demekdir…

Râbian, metinde en küçük bir ifâde kusûru bulunmamalı, Türkçe, bütün kelime zenginliği, bütün ifâde kudreti ile kullanılmalıdır. Ayrıca, Kitâbullâh'da kullanılan kelimeler Türkçeye geçmişse ve aynı mânâya geliyorsa, mümkün mertebe, o kelimeler kullanılmalıdır…

Hâmisen, tercüme metne, kat'î sûrette elzem olmadıkça, parantez içinde ilâveler yaparak müdâhale edilmemeli; metin olabildiğince harfiyen bir karşılık olmalıdır… Buna mukābil, metnin hâricinde bir yerde göstererek, bol bol hâşiye kullanılmalı, tercümenin kifâyetsiz kaldığı mânâlar veyâ mümkün olan farklı karşılıklar bunlarla îzâh edilmelidir…

Sâdisen, Meâl, kat'iyen sırf tercüme metinden ibâret olmamalı, anlaşılmayı ve doğru tefsîri kolaylaştıracak hâşiyeler, îzâhlar bulunmalı, bunlar, her sayfada, metinden ayrı olarak münâsib bir yere dercolunmalı, çok kısa olarak, Âyet-i Celîleden istinbât olunan Fıkhî Hükümlere, Âyetin Müsbet İlimlerle alâkasına, v.s. işâret edilmeli, mâmâfih bunlar, Tefsîr hacmine de ulaşmamalı…

Sâbian, Meâlin başında bir “Medhâl” makālesi yer almalı, bunda, Kur'ân-ı Mübîn'in târihi, bünyesi, husûsiyetleri, beli başlı mevzûları îzâh edilmeli, okur, Kitab'ı kavramıya hazırlanmalıdır…

Sâminen, Meâlin sonunda mufassal bir “Fihrist” münderic bulunmalı, bununla, metin içinde, aranan bütün mefhûmlara, mevzûlara, has isimlere kolayca ulaşılabilmelidir…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  067100

-