18 ŞUBAT 2020 SALI

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 486

Yesevîzâde Alparslan Yasa

“Türkçe Kur'ân” olamıyacağını îzâh eden ve bu küstâhlığa “Türkçe Kur'ân mı var behey şaşkın?” şeklinde infiâl gösteren Elmalılı'nın Dr. Atik tarafından gün ışığına çıkarılan el yazması “Mukaddime”sinden, aslında, onda, bu mevzûda, çok daha şedîd ifâdelerin bulunduğu ve Börekçi ve Akseki'nin metne müdâhale ederek bu ifâdeleri çıkardıkları, böylece ondaki infiâli hafîflettikleri anlaşılıyor. Bedîhîdir ki aksi takdîrde “Mukaddime”nin, hattâ bütünüyle Tefsîr'in neşri hiç mümkün olmazdı… 

Elmalılı'nın metninden çıkarılmak zarûretinde kalınan bu ifâdeler, yukarıda matbû nüshadan ıktibâs ettiğimiz pasajın el yazması aslında bulunuyor. Böylece, “Türkçe Kur'ân mı var behey şaşkın?” haykırışının aslında bir beytin ilk mısrâı olduğu ve Elmalılı'nın, kendi hissiyâtına da tercüman olan bu beyti başkasından ıktibâs ettiği öğreniliyor…

El yazması “Mukaddime”nin tâdîl edilmek mecbûriyetinde kalınan pasajını, Dr. Atik'in çalışmasından naklediyoruz (Osmanlı telâffuzuna uygun imlâyle):

“Öylelerini görüyoruz ki Kur'ân'ı anlamıyorlar ve tefsîrlere müfessirlerin têvîlleri karışmıştır diye onları da kāle almak istemiyorlar da eline geçirdiği tercemeleri okumakla Kur'ân'ı tedkîk etmiş olacağını iddiâ ediyor. Düşünmüyor ki okuduğu tercemeye âlim müfessirlerin têvîli değilse câhil mütercimin reyi ve têvîli, hatâsı, noksanı karışmıştır. Cühâlin [? Cühelânın] ileri gidenlerinden bâzılarını da duyuyoruz ki Kur'ân tercemesi demekle dahi iktifâ etmiyor da ‘Türkçe Kur'ân' demeğe kadar gidiyor… Hattâ bundan dolayı meb'ûslardan birisi yazdığı bir manzûmede

‘Türkçe Kur'ân mı var behey şaşkın? / Oynamaktır bu Dîn ü Îmânla!' demiştir.

“Filvâki öyledir. (Türklerin medâr-ı iftihâr olan ulemâsından Fenârî merhûm, ilm-i usûlden otuz üç senede têlîf etmiş olduğu ‘Fusûl-i Bedâyi' nâm eserinde şöyle tasrîh eder: Kur'ân tercemesine Kur'ân demek bir Küfürdür.) Zîrâ: ‘Muhakkak ki Biz, Onu, anlıyasınız diye Arapça bir Kur'ân olarak indirdik!' [hükmü (Yûsuf Sûresi -12-: 2)] mansûstur. [Molla Fenârî (Nisan 1350 – Bursa, 15.3.1431), Yıldırım Bâyezid Hân ve Çelebi Sultan Mehmed devirlerinde Manastır Medresesi Müderrisi ve Bursa Kadısı idi. Bilâhare, II. Murâd tarafından, “Müftü” (bir nevi Şeyhülislâm) tâyîn edilmiştir. Bkz. İ. H. Aydın, “Molla Fenârî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2005, 30/247-248.)

“Düşünmeli ki Kur'ân'ı tefsîr etmek üzere Peygamber'in îrâd buyurduğu Hadîse bile Kur'ân denemez, denirse Küfr olur.

“Hâsılı terceme, Kur'ân'dan mütercimin anlıyabildiği kadar bâzı şeyleri anlatabilirse de hakkıyle anlatamaz. Anlattığı şeyler de Kur'ân hükm ve kıymetini hâiz olamaz…” (Necmi Atik, “Elmalılı'nın ‘Hak Dini Kur'ân Dili' Adlı Tefsiri'nin Mukaddimesi'nin Edisyon Kritiği [tenkîdli neşri]”, İlâhiyât Araştırmaları Dergisi / Journal of Divinity Studies, sayı: 6, Aralık 2016, ss. 99-131, ss. 110-111'den naklen)

Elmalılı merhûmun şu îzâhatını da tâkîben, “Türkçe Kur'ân” tâbirinin, şeytânî bir sûiniyetin mahsûlü, bir hezeyânın tezâhürü, İslâma yöneltilmiş korkunç bir sûikasd teşebbüsünün ifâdesi olduğunu, herhâlde, -Elmalılı merhûmun ifâdesiyle- “Îmânı olanlar da, kendini bilen ehl-i insâf da” kabûl eder…

2) “Uydurma Ezân”ın metni nasıldı?

İlk “Türkçe Kur'ân” tilâvetinden sekiz gün sonra, 30 Ocak 1932 / 22 Ramazan 1350 Cumartesi günü, İstanbul'un Fâtih Câmii'nde, ikindi namazından evvel, Hâfız Rifat Efendi'ye okutulan Uydurma Ezân metni ile bilâhare kabûl ve tâmîm edilen, 18 sene zarfında yine cebren, zulmen okutulan metin birbirinden farklıdır. Bunları, Türkiye'de 1920'li, 30'lu Senelerin Tercüme Faâliyeti isimli kitabımızda mukāyeseli bir cetvel hâlinde takdîm etmiştik. Oradan aynen ıktibâs ediyoruz…

1_145

3) Kemalist Propagandanın “Uydurma Ezân”, “Türkçe Kur'ân”, “Öztürkçe İbâdet” mes'eleleriyle alâkalı tavrı nedir?

Mme. Corinne'in yeğeni ve “Mustafa Kemâl'in Mme. Corinne'e Mektupları”nın -Peyami Safa'dan sonraki- ikinci nâşiri olan Melda Santur Özverim'in Almanya'daki siyâsî faâliyetlerinden bahsederken, Atatürkçü Düşünce Dernekleri'nin Almanya kolunu onun teşkîlâtlandırdığını, bu meyânda, (Türkiye'nin tamâmıyle berâber) Avrupa'nın kısm-ı âzamına, hattâ Amerika'ya kadar yayılan bu fanatik dernekler ile mümâsili başka dernek, fırka ve toplulukların başlıca siyâsî aksiyon rehberinin Mustafa Kemâl'in “Bursa Nutku” olduğunu tesbît etmiştik. “Bursa Nutku”na, 1 Şubat 1933'te, Bursa'nın Ulu Câmi'inde okunan Sahîh Ezânın vesîle olmuş bulunması, bizi, Kemalizmin “Türkçe Ezân ve Kur'ân” ile “Dînî İnkılâb” siyâsetini gözler önüne sermiye götürdü. Bu siyâseti, soru başlıkları ve alt başlıklarla, onun muhtelif cepheleri üzerinde durarak, teşrîhe devâm ediyoruz. Aşağıda, Kemalist Propagandanın bu mes'eleyle alâkalı tavrını tahlîl ederken, 4 Şubat 1949'da, iki kişinin TBMM'de Sahîh Ezân okuması hâdisesine de temâs edeceğiz. Çünki bu hâdise, Kemalist Rejimin hassaten üç mühim şahsıyeti arasında “Türkçe Kur'an”, “Türkçe Ezân”, “Öztürkçe İbâdet Vâsıtasıyle Dîn İnkılâbı” mes'elelerine dâir birkaç gün süren bir kalem münâkaşasına yol açmış, bu münâkaşa da bu sâhada tâkîb edilen siyâseti daha fazla aydınlatmıştır…

Kemalist Propaganda, umûmiyetle olduğu gibi, “Türkçe Kur'ân ve Ezân” bahsinde de  ikiyüzlü bir tavra sâhibdir: Hitâb ettiği kitleye, zamân ve zemîne göre, ya “Türkçe Kur'ân, Ezân, Tekbîr, İbâdet” siyâsetinin Mustafa Kemâl'in bir fikir ve teşebbüsü olduğunu inkâr etmekte, ya da bu vâkıaya iftihârla sâhib çıkmakta, bunların dâvâsını gütmekte, bu çerçevede “Türkçe Ezân”ı mecbûrî kılan kānûnun ilga edilmesini Laiklikden verilmiş bir tâvîz ve Kemalizme büyük bir ihânet olarak göstermekte, bu meyânda, bu teşebbüsü, Mustafa Kemâl'in, iyi niyetle, hattâ “Dîndârlığının” bir tezâhürü olarak başlattığını iddiâ etmektedir…

Kemalist Propagandanın bu ikiyüzlü tavrı, belki en iyi şekilde, 4 Şubat 1949'da, TBMM'de, (o zaman “Ticânî mürîdi” oldukları iddiâ edilen) iki Müslüman tarafından Sahîh Ezân okunması hâdisesini müteâkıb, “Ebedî Şef” devrinin pek çok hâdisesinde fâil veyâ şâhid olarak yer alan Yusuf Hikmet Bayur, Falih Rıfkı Atay ve Hasan Cemil Çambel arasında cereyân eden kalem münâkaşasıyle misâllendirilebilir… Mâmâfih, bu tartışma, mâhûd kesimdeki mûtâd mürâî tavrın ötesinde, “Tek Adam”ın bu vâkıadaki âmir rolünü ve vâkıanın içyüzünü de iyice vuzûha kavuşturuyor…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  588094

-