1 EKİM 2020 PERŞEMBE

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 505

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Untitled_1

Osman Yüksel Serdengeçti'nin Nisan 1947'den Şubat 1962'ye kadar gayr-i muntazam olarak 33 sayı neşrettiği Serdengeçti mecmûasının ilk sayısı ile 3. sayısı… Nâr-ı beyzâ gibi bir mecmûa… Bir çeyrek asır boyunca ezilmiş, sindirilmiş muztarib Müslüman kitlenin âdetâ bir yanardağ infilâkıyle boşalan öfkesi…

***   

 

 

Köylümüzü istismâr ve ifsâd ettiler

“Bugünkü manzara hepinizin malûmudur. ‘Bu milletin efendisi, köylüdür' sözü, ‘Hâkimiyet milletindir' tekerlemesi gibi sadece ağızlarda kaldı. Köylüyü kalkındırıyoruz diye yapılan beyanatlar, gazete sütunlarını doldurmaktan başka bir işe yaramadı. […] Derhal ve hemen her köyde bir okul yapılacaktı. Kanun üstü bir gayret ve şiddetle köylüler zorla çalıştırıldı. Köylünün arabası satıldı, kağnısı satıldı. Damının yongasına varıncaya kadar soyuldu. Aşağı yukarı her köye köylünün canı ve malı bahasına derme çatma, plansız, mektepten başka her şeye benziyen binalar yapıldı. […] Halbuki yapılan bu okulların bir çoğu şimdiden yıkılmış, bir kısmı da öğretmensiz kalmıştır. […] Sözde köylüyü kalkındırmak için kurulan köy enstitülerinin hazin manzarası hepimizin malûmudur. Bu topraklar üzerinde, bu toprağın insanına yabancı, bilgisiz, fakat her şeyi bilirim iddiasında bulunan, ukalâ, menfî ruhlu, yıkıcı bir nesil yetiştirmek, milletimizin geleneklerini, manevî kıymetlerini çiğneterek mevcut mülk nizamını alt üst etmek gayesini güttüler. [Hasan] Âli ve [Hakkı] Tonguç babaların dedikleri olsaydı, Türkiye belki de bugün Sovyetler Birliği'nin bir cumhuriyeti olacaktı.

“Bugün köyümüz ve köylümüz her bakımdan geridir. Üstelik yeni yeni iptilâlara tutulmuştur. Köy bakkallarında tuz yoktur, şeker yoktur, fakat içki vardır! İçkisiz düğün dernek olmaz! Saf ve temiz bildiğimiz köylümüz de gün geçtikçe bozuluyor. Mütegallibe dediğiniz eski köy ağaları, fıkarayı korurlar, düşeni kaldırırlardı. Köy ve kasabanın iktisadî hayatında nâzım vazifesini görürlerdi. Halbuki şimdi yeni zenginler, hacı ağalar, Anadolu'nun emeğini, alın terini, İstanbul'un bilmem hangi çalgılı kahvesinde, hangi barında, bir kumar masasının başında, bir fahişenin koynunda bir gecede birkaç köyü birden harcayıveriyorlar…”(Serdengeçti, Mart 1948, yıl 1, sayı 4, ss. 4-5)

“Neler, neler yapmadılar!..

“Bu günün en medenî, en mütekâmil milletleri hep geçmişlerini saya saya, mazilerini tetkik ede ede ilerlemişler, kökten sürmüşlerdir. Halbuki bunlar, her şeyi inkâr ettiler. Eski nesille yeni nesil arasına nifaklar soktular. Babalarla çocukları birbirine düşman yaptılar. Dilimizi dahi bozdular. Kadınlara rastgele, birden bire geniş hürriyetler verdiler. Böylece cemiyetin nüvesi olan aile müessesesini tâ kökünden sarstılar. Komünizmin gelişeceği zemini kendi elleriyle hazırladılar.

“Onlar, mazisinden bîhaber, istikbâline karşı lâkayd, âilesiz, gailesiz, yalnız kendilerini alkışlıyan, kendilerine tapan bir gençlik yetiştirmek istediler. Ezel ve ebediyeti kucaklıyan, dîğergâmlığa, sevgiye, aşka, fedâ-i nefse dayanan yüksek bir hayat felsefesi yerine, dar, mahdut, hodbîn, muvakkat, 24 saatlik bir dünya görüşü getirdiler.

“Rûhumuzu söndürdüler!”

“Ruhların kaynaştığı, vicdanların tatmin bulduğu büyük iman merkezlerini kapattılar. Kanunlar çıkararak toplantıları yasak ettiler. Cemaatleri dağıttılar. Bunun yerine iradelerin gevşediği, sevkitabiîlerin işlediği yerler, sinemalar, tiyatrolar, meyhaneler, randevu evleri, stadyumlar açtılar. Gençliğimizin galeyanını, heyecanını, aşkını bu bataklıklara akıttılar. Ruhumuzu söndürdüler. Bizi ölmeden evvel öldürdüler.

“Bugün onların eseri, gözü gönlü, ızdırap ve sefaletler içinde çırpınan Anadolu'da Ahmetlerin, Mehmetlerin, Ayşelerin, Fatmaların göz yaşlarında değil, sinemada, sinema perdelerinde, onların sahte pozlarında, makyajlı yüzlerinde, yalancı gözyaşlarında olan bir gençlik vardır. Çoğu tahsil çağında bulunan 10.000 lerce genç, gece gündüz, durmadan ve bıkmadan vatan ve millet için heyecanlanacakları, fikir münakaşaları yapacakları yerde, kendilerinden geçercesine Galatasaray-Fenerbahçe münakaşası yapmaktadır. Ve yine on binlerce genç insan, yerleri gökleri titretircesine stadyumlarda ‘gol' diye bağırıyorlar. Bu yerleri, gökleri titreten sonsuz enerji menbaları, bu heyecan ve galeyanlar, bir mefkûre üzerine teksîf edilse, alimallah yeri göğü zapteder! Bu hep bir ağızdan ‘gol' diyen ses, ‘ol' dese, bu gün Türkiye bir cennet olurdu.

“Ne yazıktır ki enerjilerimiz, heyecanlarımız bir topun arkasında yuvarlanıyor, kaldırımlarda tükeniyor, sinemalarda bitiyor.

“Onlar halkı ve halk çocuklarını sevmediler. Onlar bir türlü dürüst ve samimî olmadılar.”

“Bizi idare edenler bu durumdan memnundurlar. Çünkü gençlik ciddî meseleler, memleket meseleleri üzerinde durursa, rahatlarından, mevkilerinden olabilirler. Bu iktidarsız iktidar düşkünlerinin her zaman, her yerde baş vurdukları usullerden biri de budur. Yani ya gençliği böyle imansızlaştırıp onları boşluklara atmak, boş şeylerle meşgul etmek yahut da onları ‘Size inanıyoruz, size güveniyoruz' diye pöhpöhleyip kendilerine bende etmek, icabında bu gençliği mevkilerini muhafaza ve müdafaa için kanun üstü bir kuvvet olarak kullanmak.

“Bizimkiler birincisinde tamamen, ikincisinde kısmen muvaffak olmuşlardır.

“Fakat her şeye rağmen onlar millete ve gençliğe kendilerini sevdirememişlerdir.

“Her yerde ve her şeyde, gazetelerde, kitaplarda, nutuklarda kendilerini bir ilâh gibi takdim etmelerine rağmen, mahallelere, caddelere, sokaklara kendi isimlerini vermelerine rağmen, milletimizin ve gençliğimizin gönlünde yer alamamışlardır. Şöhretlerini sokaktan alan bu adamlar, ne yaparlarsa yapsınlar, yine sokakta kalmıya mecburdurlar. Sevilmenin şartı, sevmektir. Onlar halkı ve halk çocuklarını sevmediler. Onlar bir türlü dürüst ve samimî olmadılar. Kendi prensiplerini dahi istismar ettiler. 6 oku 6 direk haline getirdiler. Onunla apartmanlar kurdular. Milleti ve dertlerini unuttular…” (Serdengeçti, 1948, yıl 2, sayı 5, ss. 3-4)

“İmansızlar Saltanatı

“Hep biliriz: Laiklik bidayette CHP umdelerinden biri idi. Sonradan taraftarlarının gayretiyle anayasaya ithal edildi ve putperestlerin ‘tabu', dokunulmazları arasına karıştı. Bu suretle din ve iman düşmanlarının elinde eğilmez, kırılmaz bir kılınç haline getirildi.

“Hakîkî Millî Mücâdele kahramanları, Selâniklilerin hışmına uğradılar”

“ ‘Mîsâk-ı Millî Rûhu' ve onun mümessilleri, Birinci Büyük Millet Meclisindeki millî mücadele kahramanları, Anadolu'nun öz evlâtları, İttihat ve Terakki komitecilerinin, Selânik Dönmelerinin hışmına uğradılar. Atıldılar, asıldılar, kesildiler… Nice nice ahlâk, fazilet timsali insanlar, meçhul şahıslar tarafından gece yataklarından alınarak yine meçhul bir semte götürüldüler… Darağaçlarında can verdiler.

“Dahiliye Vekilinden, Şark yaylalarındaki bir çobanın bir keçisini dahi soran hakperest halkçı Anadolu çocukları, ‘Biz padişahları başımızdan niçin attık? Şimdi onların yerine paşalar mı geçmek istiyor?' diye kükreyen Hüseyin Avni'ler, fazilet timsali Mehmed Âkif'ler, kayıtsız şartsız milletin hâkimiyetini temsil eden civanmert insanlar Meclisten tard olundular.

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  544954

-