1 EKİM 2020 PERŞEMBE

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 506

Yesevîzâde Alparslan Yasa

14subat

(http://katalog.idp.org.tr/sayilar/1458/4-cilt-39-sayi; 22.1.2020)

“Hakîkati tercîh edin! Atavizmi bırakın! Milleti isimlere, resimlere taptırmayın!”

Kemal Fedai Coşkuner'in aylık Fedai; Allaha,Vatana ve Hürriyete mecmûasının Şubat 1967 târihli 39. sayısının kapak mevzûu, Farmason Süleyman Demirel'in Adalet Partisi'nden ihrâc edilen Osman Yüksel Serdengeçti idi: “Kırıldı, fakat eğilmedi…” Aynı sayının 3. ve 4. sayfalarında Antalya Millet Vekîli Osman Yüksel Serdengeçi'nin “A.P. ve Milliyetçiler” başlıklı makalesi bulunuyor: “…Apaçık Vahy-i İlâhîyi inkâr eden, ‘Biz ilhâmımızı gökten, gaipten almadık!' diyen, Ramazanda Bolşeviklerle kadeh tokuşturan bu adamı, A.P.'nin Genel Başkanını ve yine Ramazanda kasden domuz sucuğu yiyen Genel Başkan Yardımcısını, bütün bunları bile bile, hem de Müslümanlık adına tutmaktadırlar… […] A.P. emanete ihanet ediyor, aldığı oyların istikametinde yürümüyordu. Biz işin içinde, suyun başında idik. Bütün bu olup bitenleri millete aktarıyorduk. Artık benim de defterimin dürülmesi zamanı gelmişti. Nitekim dürdüler. […] Kiralık kalemler kırılacak, satılık vicdanlar bit pazarına düşecek, namaz-niyaz tüccarları, riyakârlar Allah'ın gazabına uğrayacaklardır!”

***  

 

 

“Meb'ûs değil, mahpuslar”

“Artık bundan sonra B.M. Meclisinin çatısı altında toplananlar, halkın vekili değil, Ankara'dakilerin vekili idi. Meb'us değil, mahpustular.

“Millî mücadeleyi başaran Birinci Büyük millet Meclisinin tarihi, zabıtları ciltler tutar. Ondan sonra toplanan Meclislerin tarihini bir tek cümlede toplamak kabil! Bravo sesleri… Alkışlar, oy birliği ile kararlar… Hangi kanunu milletin tasvibine sunarak çıkardılar?!.

“Hangi kanun milletin gerçek mümessilleri olan adamların elinden geçti?!.

“Duâlarımıza bile karıştılar! Irzımızı pâyimâl ettiler!”

“Laiklik ve kıyafet inkılâbı perdesi arkasında yapmadık rezalet bırakmadılar!. Allah'ımızla aramıza dahi girdiler. Dualarımıza, rüyalarımıza bile karıştılar. Ellerinden gelse kalblerimizin atışına da karışacaklar, onu da kontrolleri altına alacaklardı. Kadınlarımızın, kızlarımızın örtülerini, sokak ortalarında zorla, cebren yırttılar.

“Irzımızı, namusumuzu pâyimal ettiler!.

“Ankara caddelerinde şunun bunun karısını zorla, cebren otomobiline alarak, Bakanlık otomobilini seyyar bir kârhane [kerhâne] gibi kullanan ırz ve namus düşmanı bir vekilin, Dahiliye Vekilinin gönderdiği genç inkılâpçı idare adamları (!), başlarından aldıkları ilhamla, vilâyetlerde, kazalarda, nahiyelerde aynı şenî hareketleri yapıyorlar, milletin namusu ile oynuyorlardı.

“Oğlum, ne günlere kaldık? Biz ırzımız için savaşmadık mı?”

“Hiç unutmam: Bizim kazada da buna benzer hâdiseler olmuştu.

“Genç bir kaymakam, kadınların, kızların çarşaflarını kendi eliyle yırtmağabaşlamıştı. Bir gün yine sokak arasında genç bir kızın örtüsünü aç bir köpek gibi paramparça etmiş, kızcağıza:

“ ‘- Bak, bütün güzelliğin meydana çıktı!' diye sulanmıştı.

“Sonradan zıpırın ne hovardameşrep bir adam olduğu anlaşıldı… Hainin kaldırmak istediği örtü, tesettür değil, başka şeydi!..

“Bunları gören bir ihtiyar kadın: “Oğlum, ne günlere kaldık? Ben seferberlikte iki oğlumu cepheye neden göndermiştim? Irzımız, namusumuz için değil mi?” diyor ve ağlıyordu.

“Her fedâkârlığa râzıyız! Yeter ki ırzımıza saldırmasınlar!”

“Diğer orta yaşlı bir adam da, Kafkas'ta, Çanakkale'de, Millî Mücadelede aldığı yaraları göstererek:

“ ‘- Her şeye razıyız! İsterlerse canımızı da veririz! Ambarımızda 4 kile zahîrem var; onu da alsınlar! Fakat ırzımıza, namusumuza saldırmasınlar, dinimize imanımıza karışmasınlar!' diyordu.

“Biz, Anadolu'nun bağrı yanık çocukları, Mehmedciğin vatanını çiğnetmeyiz!”

“Gazi ve şehitler ocağı Anadolu'nun kara bağrına, onun harîm-i ismetine uzanan bu hoyrat eller kırılmalıydı. Kırılmadı!. Çünkü herkes sindirilmişti. Bir müdahale eden olsa, mürteci, irtica hortluyor, yaygaraları basılır, bu bahane ile ne kadar maneviyat adamı varsa meçhul insanlar tarafından bir semt-i meçhule sürülürdü. Asrî kadın, medenî kadın, modernlik gibi 20 inci asrın sihirli kelimelerinin arkasına sığınan, imanlarını Paris sokaklarında satan bir sürü dalkavuk gazeteci de bu hareketleri desteklerdi.

“Karargâhlarını Bâbıâli'de kuran bu İttihat ve Terakki artıkları, bu saray döküntüleri, bu paşazadeler, bu tatlı su frenkleri Anadolu'nun derdiyle zerre kadar alâkadar olmadılar. Biz, Anadolu'nun bağrı yanık  çocukları, sesimizin olanca kuvvetile haykırıyoruz ve diyoruz ki:

“Bu topraklar üzerinde, Selânik Dönmelerine, İttihat ve Terakki artıklarına, paşazâdelere, Farmasonlara, Komünistlere, şuradan buradan gelme adamlara hakk-ı hayat yoktur!.

“Mukaddesler aşkına, din aşkına, ırz ve namus aşkına can veren Mahmetçiğin vatanını imansızlara, vicdansızlara, hırs ve mevki düşkünlerine, parti canbazlarına, karaborsacılara, ırz ve namus düşmanlarına çiğnetmeyiz!..

Her fırsatta “İrticâ” yaygarası!

“Bugün yukarıda zikrettiğimiz ikrah edilecek ifrat devirleri geçmekle beraber, bilhassa iktidar partisinde din, iman, mukaddesat, fazilet düşmanlığı alabildiğine gitmektedir.

 “Bir parti kurulmuş, ‘Biz vicdanlarda kanun korkusunun yerine Allah korkusunu getireceğiz' mi demiş? Hemen ‘Ulus' un başında delege [Hüseyin Cahit] Yalçın, feryadı basar: ‘31 Mart hortluyor!.. Yetişin, irtica var!..' Ne oluyor?!. Ne oluyoruz?!. Allah'tan korkmıyan bu adamlar, Allah diyenlerden, Allah'a inananlardan neden korkuyorlar acaba?!. […]

[TBMM'de 4 Şubat 1949'da Sahîh Ezân okununca:]

“Patron [H. C.] Yalçın, eli altındaki CHP'nin hırdavat depoları [?], toplu iğneler [Farmason muharrir ve mütercim Nurettin Artam], menteşeler [?] hep bir ağızdan bağırıyorlar: ‘İrtica var!.. Yeni bir Menemen hâdisesi!..' Bu bahane ile, memlekette ne kadar namuslu adam varsa, tıpkı Menemen hâdisesinde olduğu gibi, toplansın; doğru darağacına!..

“Bu adamlar bunu istiyorlar. Kan istiyorlar!.. Baş istiyorlar!..

“Halbuki bu hâdiseler cereyan ederken, Bolşevik ajanları memleketin her tarafında harıl harıl çalışıyor. […]

“Bunlar tehlike olmuyor da, Mecliste iki zavallının ezan okuması mı vatan ve millet için tehlike oluyor?. Bakıyoruz, bütün gazetelerin baş yazarlarından tutun da, kuyruk yazarlarına varıncaya kadar, bu ezan hâdisesinden bahsediyorlar.

“Yazık!.. Yazık!.. Çok yazık!..

“Nihayet ezancılar mahkemeye veriliyor. Mahkûm oluyorlar. […]

“Bu vatanı Dîn ve îmân gayreti mi kurtardı, yoksa CHP'nin altı oku mu?”

“Hâlâ bu adamlar kara kuvvetten bahsediyorlar!..

“Bu adamlar, Millî Mücadele günlerini bizlerden daha iyi hatırlarlar. Yüzümüzü ak çıkaran kuvvet, bugün kara kuvvet dedikleri kuvvettir. Din ve iman kuvvetidir. Bu, Mehmetçiğin sesi, cephelerin sesi, şehitlerin sesi, gazilerin sesidir.

“Bakışlarını Büyük Millet Meclisine çevirsinler! Âyetlerle, Hadîslerle Meclis tavanlarının çınladığı günleri hatırlasınlar! Hacı Bayram Camiinde Hacı Bayram-ı Veli'nin yeşil sancağı altında okunan mevlûtları, Mustafa Kemal ile beraber döktükleri gözyaşlarını bir düşünsünler!

“Müraîliği, dalkavukluğu, imansızlığı bırakalım! Kör ve nankör olmıyalım! Milletimizin istiklâlini, istikbâlini düşünüyorsak, hakikî tehlikenin nerede olduğunu, nereden geleceğini bilelim! İmansızlar saltanatını devam ettirmek isteyen bu efendilere samimiyetle şunu soruyoruz:

“Hangi mürteci vatanı satılığa çıkardı? Hangi mürteci fabrikaları, binaları, silâh depolarını ateşe verdi?

“Bu vatanı ve bu milleti Dîn ve Îmân gayreti mi kurtardı, [yoksa] CHP'nin altı oku mu?” (Serdengeçti, Mayıs 1949, yıl 3, sayı 6, ss. 3-4)

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  785474

-