10 NİSAN 2020 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 510

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Bayur, “Büyük Şef”in “ibâdet işlerine karışmamayı şiâr edindiğini” iddiâ ediyor

TBMM'de Sahîh Ezân Hâdisesi vesîlesiyle bilhassa Yusuf Hikmet Bayur ile Falih Rıfkı Atay arasında cereyân eden kalem münâkaşasında, Millet Partisi'nin lideri olan birincisinin esâs gāyesinin “Millî Şef” devrini tenkîd ederek halkın teveccühünü kazanmak olduğu müşâhede ediliyor. Onun için, Atay'ın -“İrticâ tehlikesi”ne dikkat çeken- ilk makālesine, Başmuharriri olduğu Kudret gazetesinin 7 Şubat 1949 târihli nüshasındaki makālesiyle cevâb verirken, tenkîdlerinin merkezine, “ıktidârın kötü idâresi”ni koymuştu:

“…Esas mesele, halkın başarısız idareden, kötülüklerden, israflardan ve bunlardan doğan sorumluluklardan bezmiş olması ve bunlar altında ezilmekte bulunmasıdır. Bu, bir çoklarına, bir değişiklik olsun da ne olursa olsun dedirtiyor. Hem komünizm, hem irtica bundan istifadeye çalışıyorlar. Bunun çaresi etrafa dehşet salmak değil, halkı memnun etmektir.

“Komünizm de, tarikatçılık da çekilen sıkıntı ve sefaletlerin arttığı ölçüde tehlikelidirler. İkinci derdin ilâçları arasında hayatı kolaylaştırmaktan sonra en önemli ilâç devletimizin, din ve dünya işlerini gerçekten birbirinden ayırması, Müslüman cemaatini öbür cemaatler durumuna getirmesi, onların ibadet dillerine karışmadığı gibi Müslümanlarınkine de karışmaması, dinî vakıfları cemaatlere bırakması, onun dinî başkanını hükûmet tâyin etmeyip cemaatin seçmesi, dinî öğretimi keza cemaatin düzenlemesi ve hükûmetin bütün bu işlerle tek ilgisinin asayişi bozacak hareketleri önlemekten ibaret kalmasıdır. Bu yönlerle ilgili kanunlar çıkıp yürürlüğe girdikten sonradır ki Türkiye Cumhuriyeti gerçekten laik bir devlet olur. Biz bunun zamanının geldiğine inanıyoruz. […]

Untitled

(Yeni Sabah, 9.2.1949, s. 1)

Yugoslavya Büyük Elçisi (1925 – 1927), Afganistan Büyük Elçisi (1928 – 1931), Riyâset-i Cumhûr Umûmî Kâtibi (20.11.1927 – 4.11.1928; 27.3.1932 – 21.10.1933), Maârif Vekîli (27.10.1933 – 8.7.1934), Üniversitede Kemalist İnkılâb Târihi dersinin ilk hocası, 10 cildlik Türk İnkılâbı Tarihi'nin müellifi, Manisa Meb'ûsu (1935 – 1946; 1954 – 1960), Millet Partisi Müessis Lideri (1948 – 1950)   Prof. Yusuf Hikmet Bayur'un (İstanbul, 1891 – a.y., 6.3.1980) okkalı yalanı: “O, ibadet işlerine karışmamağı şiar edinmişti. Tek gayreti kör taassubu kırmaktı…” Türkiye, bu Kemalist kadroların tahakkümü altındadır…

 

“Maalesef C.H.P. nin tek kaygusu mevkiini muhafazadır. Bu vesayet devrini uzatabilmek için her şeyi göze almıştır. İlh…” (Yeni Sabah, 7.2.1949, s. 3'ten naklen)

Bu meyânda, “Ebedî Şef” devrinden sonra Memleket idâresinin bozulduğunu iddiâ ediyordu…

Atay ise, her iki idârenin birbirinin devâmı olduğunu, böyle bir zıdlaştırmaya gidilemiyeceğini, “Ebedî Şef” devrinde de pek çok yolsuzluk yapıldığını kaydediyor, bununla berâber, Bayur'u bilhassa “Türkçe İbâdet” mes'elesinde tekzîb ederek ve bu husûsda genişçe îzâhat vererek, “Büyük Şef”in, “Dîn İnkılâbı” seferberliğini başlatmadan evvel Dolmabahçe Sarayı'nda yaptırdığı “Türkçe Kur'ân ve Ezân” çalışmalarına bizzât şâhid, hattâ -düzgün Türkçe bakımından- müdâhil olduğunu beyân ediyordu…

Bayur, 9 Şubat 1949 târihli Kudret'te neşrettiği başmakālesinde, yine iki Şef devrini mukayese ederek tartışmada ağırlığı ikinci devrin tenkîdine veriyor:

“…Atatürk devrinin vurgunları, şümul bakımından mahdut ve her hangi bir Avrupa ülkesinde görülebilen şeylerdi. İnönü devrindekiler böyle değildir… […] Kendi devrinde [işlerin] ne derece bozulmuş olduğunu bizzat Bay İsmet İnöü itiraf etmiştir. […] Bugünkü idareyi ak çıkarmak için Atatürk idaresini karalamak gayreti boş bir şeydir…” (Yeni Sabah, 9.2.1949, s. 3)

Müteâkıben, Atay'ın “Millet Partisi'nin din görüşü etrafındaki mütalaalarına cevap vermekte”, cevâbında, Atay'ın şâhidliğini hiç kaale almadığı gibi, o devrin en azından gazetelerinden tâkîb ederek vâkıf olduğu âşikâr hakîkati inkâr etmekte, peşinden de CHP'yi Dîn istismârcılığıyle ithâm etmektedir:

“Atatürk daha yaşasaydı ezanın ve hattâ namazda Kur'anın Türkçe okunmasını mecburî kılacağı yolundaki iddia tamamile indîdir. Hiç bir vakit kendisinden böyle bir şey duymadık. O, ibadet işlerine karışmamağı şiar edinmişti. Tek gayreti kör taassubu kırmaktı.

“Osmanlı devletini sarsan ve geri bırakan yön, ezan veya Kur'anın okunması [okunduğu] dil değil, dinin siyasal bir âlet olarak kullanılması olmuştu.

“Laik geçinen bugünkü Halk Partisi, 1946 danberi dini pek güzel siyasaya âlet etmektedir. Camilerde, Cuma vaazında, vâizler ve bazan da bizzat müftiler, Kur'anın bazı âyetlerini ve ezcümle Nisa sûresinin 57 inci âyeti olan ‘Ey müminler, Allaha itaat edin, Peygambere de itaat edin. İçinizden emir sahibi olanlara da…' diye başlayan âyeti, hükûmete itaat etmeyen muhaliflerin ve onlara uyanların cehennemde yanacakları yolunda tefsir edip durmaktadırlar.

“İşin gerçeği şudur: Halk Partisi, ne demokrasiye, ne milliyetçiliğe, ne laikliğe inanmakta olup tek amacı iktidarda kalmaktır.” (Yeni Sabah, 9.2.1949, s. 3'ten naklen)

İnsan bu seciyede olunca, durmadan kendini nakzeder

Siyâsî ıkbâl için kılıktan kılığa giren Yusuf Hikmet Bayur, 8 Şubat 1949 târihli Kudret'teki mezkûr makālesinde: “Osmanlı devletini sarsan ve geri bırakan yön, ezan veya Kur'anın okunduğu dil değil, dinin siyasal bir âlet olarak kullanılması olmuştu.” diyor… 1968'de neşredilen “İbadet Dili” başlıklı makālesinde ise, bu hükmünü nakzediyor… Makālesinde, Elmalılı Tefsîri'nin “Mukaddime”sini çıkarttırıp yerine Yaltkaya ve İzmirli'nin “Türkçe İbâdet”e fetvâ veren metnini koydurmak için Börekçi ve Akseki'yi nasıl zorladığını, hattâ bunun için Akseki'yi makāmına dâvet edip iknâa çalıştığını, lâkin buna muvaffak olamadığını anlattıktan sonra, bu def'a da şu hükme varıyor:

“Böylece Akseki Hoca, Osmanlı Devleti'ni batırmış olan taassubun yeni bir örneğini vermiştir”… (Tafsîlât, Yeni Söz, 26.2.2019, Tef. No 159'da)

Kezâ, 7 Şubat 1949 târihli başmakālesinde, “İrticâ tehlikesi”ni mübâlâğa etmenin yanlış olduğunu belirtiyor, “Esas mesele, halkın başarısız idareden, kötülüklerden, israflardan ve bunlardan doğan sorumluluklardan bezmiş olması ve bunlar altında ezilmekte bulunmasıdır.” tesbîtinde bulunuyor ve Müslümanların aşırı cereyânlara kapılmamaları için, onlara (İbâdet Hürriyeti, ibâdet dillerine karışılmaması, Cemâat muhtâriyeti, dînî vakıfların cemâatlere bırakılması, dînî öğretimin bizzât Cemâat tarafından tanzîmi gibi) Tabiî Haklarının verilmesi lâzım geldiğini müdâfaa ediyordu… Hâlbuki, 1948-1950 senelerinde müessis Umûmî Reîsi olduğu ve Milliyetçilik ve Müslümanlığa hürmet propagandasıyle siyâset meydanına atılmış bulunan Millet Partisi'nden, 27-29 Haziran 1953 Kongresi'ni müteâkıb, Partinin “Mürteciler” tarafından ele geçirildiği iddiâsıyle istîfâ etmiş, Mahkemede Partinin aleyhinde şâhidlik yapmış, netîce olarak, 27 Ocak 1954'te Partinin feshini têmîn etmiştir… 5 Temmuz 1953'te, İstanbul Müddeiumûmîliğine, “Mürtecilerin gizli faâliyetlerine dâir bir dosya” verdikten sonra yaptığı ve kendisini Partisindeki “İnkılâbcı Hizbin bir unusuru” olarak takdîm ettiği matbûât toplantısında, mezkûr makālesini tamâmen unutmuş olarak, muhtelif tâbirlerle “Mürteciler”e hücûm etmekteydi: “Geri fikirliler”, “Mürteciler”, “Gerilik propagandacıları”, “irticâî mâhiyette propaganda yapanlar”, “geri fikirlere dayanarak oy avcılığı yapanlar”, “yüz yıldan beri Osmanlı İmparatorluğunu ve Doğu Âlemini yıkmış olan an'anelerin müdâfîleri”, “Geriliğe dayanan istibdâd tarafdârları”, “geri kafalılar”, “softa zihniyetliler”, “softalar”, “softa kalabalığı”, “softa rûhlular”, “softa takımı”… Ayrıca: “Atatürk'ün İnkılâblarından vaz geçmek demek, Memleketi eski felâketli devreye, geriye götürmek demektir…” “İrticâî bir zümrenin Meclis'de ekseriyet têmîn etmemesi için, bütün partilerin seçimden evvel birleşerek anlaşmaya varmaları zarûrîdir…” (Fahir Ersin'in haberi, Milliyet, 6.7.1953, ss. 1 ve 7)

 

 

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  771228

-