10 NİSAN 2020 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 511

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Bayur, 1956'da da, Kemalizm nâmına Müslümanlığa hücûm etmişti

Bayur, 1954 ve 1957 Seçimlerinde, DP listesinden müstakil Manisa Millet Vekîli seçilmişti. Mart 1956'da, Meclis'deki bütçe müzâkereleri esnâsında, orta mektebler ile liselere Dîn Dersleri konulması bahis mevzûu olunca, Bayur, bu sefer de, Kemalizm nâmına, bu düşünceye ve bilvesîle Müslümanlığa hücûm etmişti. Ona, Meclis'de, uzun ve müdellel cevâb, Maraş Millet Vekîli, Hukūkçu (Temyiz Mahkemesi Âzâsı, v.s.) Abdullah Aytemiz'den (1883 – 1957) geldi. Rahmetli Aytemiz, nutkunda, Bayur'un iddiâlarını da hülâsa etmekteydi:

“Adnan Menderes, Konya'da verdiği nutukta: ‘- Vicdân Hürriyetine gelince, Türk Milleti Müslümandır, Müslüman kalacaktır ve Müslüman kalmanın münakaşa götürmez bir şartı da Milletin, evlâdına ve gelecek nesillerine Dinini telkin ve o Dinin esas ve kaidelerini öğretmesidir. Bu da mekteplere Din dersi koymadıkça mümkün olmaz ve böyle bir telkin ve imkândan mahrumiyet, Vicdan Hürriyetine uymaz.” demişti…

“(Onun,) Milletin kalbine büyük bir ferahlık ve sevinç veren ve bütün Memlekette, takdirler, tebriklerle karşılanan bu nutkuna karşı en ağır ve sert hücum ve tarizde bulunan Hikmet Bayur oldu.

“Meclis'e verdiği önergede nelerden bahsediyor? Ortaokullara Din Dersi konulması, Atatürk'ün çizdiği kurtarıcı, ışıklı yoldan ayrılmağı gerektirirmiş! Mekteblere Din dersi konması, babanın, çocuklarının bu gibi telkinlerin tesiri altında kalmalarını istememek hakkını ihlâl ve bu hâl (de), Vicdan Hürriyetini çiğnemek demek imiş! Ve İslâmiyetten maksat, namaz, oruç gibi ibadet olup bunlar için de ilk tahsil kâfi gelirmiş! Kelâm denilen efsanevî şeylerle ve İslâmiyetin terviç ve iltizam ettiği esaret ve kölelik ve tecviz eylediği birden ziyade evlenme, yâni dört kadına kadar almak, hırsızların el ve kolunu kesmek gibi mevzulara müteallık dinî bilgilerin mekteplerde okutturulması, çocukların zihinlerini bozacak, teşevvüşe uğratacak ve (onları) tereddütlere düşürecekmiş!

“Hikmet Bayur, Müslümanlığa tevcih ettiği bu gibi tarizlerle İslâmiyetin gayr-i medenî olduğunu anlatmak istemektedir. İlh…” (Sebilürreşad, Mart 1956, IX/216: 250-251)

Atay – Bayur çekişmesinin son raundu

4 Şubat 1949'da TBMM'de Sahîh Ezân Hâdisesi vesîlesiyle –her ikisi de fanatik birer Kemalist olan- Falih Rıfkı Atay ve Yusuf Hikmet Bayur arasında cereyân eden kalem münâkaşasının en câlib-i dikkat vechesi, birinci muharririn, “Türkçe Kur'ân tilâveti, Türkçe Ezân” tatbîkātını doğrudan “Mutlak Şef”in başlattığını -hattâ kendisini şâhid göstererek- beyân etmesine mukābil, ikincisinin –aslında apâşikâr olan- bu vâkıayı inkâra sapmasıdır. Atay, bu hâdiseyi vesîle ittihâz ederek, Ulus gazetesi ekibiyle (Yavuz Abadan, v.s.) berâber, mûtâd vechiyle, “İrticâ”a, “İrticâ temâyülleri”ne şiddetle hücûm etmişti. Bayur'u harekete geçiren asıl sâık ise, “CHP ve Atay'ın bu hâdise karşısındaki çok mübâlâğalı tavrını” tenkîd etmek ve “esâs mes'elenin” iktisâdî refâhı arttıracak bir siyâset tâkîbiyle berâber Müslümanları ferâhlatacak tedbîrlerin alınması lûzûmuna dikkat çekmek sûretiyle, kendisine ve Partisine halkın teveccühünü kazanmaktı…

Bayur'un Atay'ın yaklaşımında rahatsız olduğu mühim bir cihet de, Atay'ın, CHP ile DP'yi bir seviyede tutup Millet Partisi'ni (MP) onlardan ayırmasıdır. Atay, 10 Şubat 1949 târihli Ulus'taki başmakalesinde, bir def'a daha, “Ebedî Şef” ile “Millî Şef” devirlerini zıdlaştırmanın hakîkate muvâfık olmadığını belirttikten sonra, MP bahsiyle alâkalı düşüncesini de  tavzîh ederek aralarındaki kalem münâkaşasına son veriyor:

“25 yıllık Cumhuriyet tarihini, Atatürk'ün ölümiyle sona eren bir fazilet ve bahtiyarlık devri ve ondan sonra başlayan ve devam eden devreyi bir faziletsizlik ve bedbahtlık devri diye ikiye ayırmanın hakikatle hiçbir ilgisi yoktur… Her zaman kötüler ve kötülükler olabilir. Bugün de vardır, yarın da olabilir… Hiç olmazsa eski ve yeni devri yakından tanımış olanlar için tarafsız kalmanın ve ölçülü yazıp konuşmanın daha hayırlı olduğu fikrindeyim. Bu bahiste Bayurun hoşuna gidecek bir polemik ve dedikodu oyununa kapılmak niyetinde değilim… […]

“İç politikada beraber olmak, Halk Partisini ve Demokrat Partiyi nasıl yine karşı karşıya iki parti olmaktan çıkarmazsa, garb medeniyetciliğinde ve milliyetciliği koruma prensiplerinde birleşme de onları vazifelerini yapmaktan alıkoyamaz. Millet Partisinin de ayni dayanışmaya katılabilecek bir tekâmüle uğramasını isteriz.

“İrtica ve bolşeviklikten hangisi iktidarı ele geçirirse bu memlekette demokrasi kalmaz ki partiler kalabilsin.”  (Akşam, 10.2.1949, s. 2 ve Yeni Sabah, 10.2.1949, ss. 1 ve 3'ten naklen)

Sovyet Komünistleri, kendi totaliter rejimlerine “Halk Demokrasisi” diyorlardı… Atay'ın bahsettiği “Demokrasi” de, “Kemalist Demokrasi” olsa gerek… Bütün partiler ve vatandaşlar, ancak (Garb veyâ Frenk Medeniyeti, bir de şahısperestlik dâvâsı güden) Kemalizme îmânlarını ıkrâr ettikden sonradır ki o mihver etrâfında birbirleriyle menfâat ve iktidâr çekişmelerine girebileceklerdir… “İrticâ” tâbiriyle tezyîf edilen ve Bayur gibi Atay'ın nazarında da Bolşeviklikle bir tutulması lâzım gelen Müslümanlığa, yâni Milletimizin bin senelik inanç manzûmesine, hayât tarzına, medeniyet kaynağına ise, Memleketin gidişâtında söz hakkı yok! Hattâ Memleketin bu aslî unsuru, doğrudan kendisiyle alâkalı mes'elelerde dahi Kemalistlerin irâdesine inkıyâd etmek mecbûriyetindedir!

Kemalist “Dîn İnkılâbı” hakkında mühim bir şâhid (ve fâil) daha devrede: “Ezânı ve Tekbîri Türkçeleştiren, başka hiç kimse değil, Atatürk'ün kendisidir!”

Atay, Bayur'la aralarındaki kalem münâkaşasını, 10 Şubat 1949 târihli başmakālesiyle bitirmeden bir gün evvel, mühim bir şâhid (ve fâil) daha münâkaşaya iştirâk ediyor ve Atay'a hitâben kaleme aldığı “Türkçe Ezan ve Tekbire Dair” başlıklı makālesinde, Kemalist “Dîn İnkılâbı”nın bir parçası olan “Türkçe Ezân”ı da, “Türkçe Tekbîr”i de okutanın “Tek Adam”dan başkası olmadığını beyân ediyordu… Bu şâhid, 1913 ve 1917'de Berlin Askerî Ataşesi, 1930'lu senelerde CHP İdâre Hey'eti Âzâsı, 1928-1950'de Bolu Meb'ûsu, 1935-1941'de “Tarih Kurumu Başkanı”, (İtalya Meşrik-ı Âzamı'na tâbi olarak 1907'de İstanbul'da têsîs edilen) Bizansio Risorta Mahfili Âzâsı, Miralay Hasan Cemil Çambel (Çanakkale, Ezine, 1879 – İstanbul, 9.12.1967, Teşvîkıye C., Karacaahmet Mez.) idi. Onun 9 Şubat 1949 târihli Ulus'da neşredilen şahâdetine nazaran, Kemalist Dîn İnkılâbı Seferberliğine evvelâ Dr. Reşit Galip nezâret ediyordu; onun Ankara'ya dönmesi iktizâ edince, “Büyük Şef”, bu işe, Çambel'i mêmur etmiştir:

19subat

Hasan Cemil Çambel ve eşi (“üstadıâzamlardan Remzi Efendi'nin torunu, Sadrâzam İbrâhim Hakkı Paşa'nın kızı”) Ayşe Remziye Hanım'ın vefât îlânları… Ocak – Şubat 1932'de “Büyük Şef” tarafından (Dr. Reşit Galip'den sonra) Kemalist Dîn İnkılâbı Seferberliğine nezârete mêmur edilen Farmason asker, siyâsetçi, müellif ve mütercim Çambel, Mütehakkim Zümrenin bâriz vasıflarına sâhibdi… Têlîf kitaplarından birinin ismi Jüpiter; Atatürk'ün Bir Portresi'dir (1929)… Jüpiter, Roma esâtirinde baş mâbûddur ve Kadîm Yunanlıların Zeus'una tekābül eder… (Nitekim Y. K. Karaosmanoğlu da, “Büyük Şef”ini “Yıldırımlar Saçıcı Zeus”a benzetiyordu… -Yeni Söz, 25.10.2019, Tef. No: 394'e mürâcaât-) Bir dîğer têlîfi de, Attila'dan Atatürk'e'dir (1948)… Almancadan müteaddid edebî tercümeleri bulunuyor… Bunlardan biri, Ateizm militanı Nietsche'den Zarathustra Böyle Konuştu isimli eserdir…

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  061973

-