10 NİSAN 2020 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 516

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Mustafa Kemâl, Hâfızların önünde Kur'ân-ı Kerîm'i tahkîr ediyordu

“Tekrar bana dönerek: ‘- Sana bir yer göstereyim; orasını oku!' dediler. […]

“Gösterdiği yer, Nisâ Sûresi'nde hürmet-i musâhara âyetinin [23. Âyet] tercümesi idi. Bu âyette, ‘Ve en tecmau beyne'l-uhteyni, illâ mâ kad selef. İnnallâhe kâne gafûren rahîmen' ibâresi şöyle tercüme edilmişti:

‘Vâlidelerinizi, kızlarınızı, hemşirelerinizi, hala ve teyzelerinizi ve birâder veyâ hemşirelerinizin kızlarını, süt ninelerinizi, süt hemşirelerinizi, kadınlarınızın vâlidelerini, taht-ı nikâhınızda bulunmuş kadınların vesâyetinize verilmiş kızlarını taht-ı nikâha almak size harâmdır. Yalnız birlikte yatmadığınız kadınların kızlarını almakta hiçbir günah yoktur. Kendi oğullarınızın zevcelerini ve iki hemşireyi nikâh etmeyiniz! Lâkin bir emr-i vâkî olmuş ise, Allâh Gafûr ve Rahîm'dir.'

“Burada, Atatürk yüksek sesle şöyle dedi: ‘- Konya'ya git, orada karının hemşiresini bilmeden al, sonra da ‘Bir emr-i vâkî oldu; Allâh Gafûr ve Rahîm'dir' de ha! Bu, bir hezeyândır!'

“Bu sözler ve bu anlayış üzerine herkes derin sükûta ve acı bir korkuya düşmüştü. […] Ben ayağa kalkarak: ‘- Atatürk'üm! Burası yanlış tercüme edilmiştir. […] Âyetin asıl tercümesi şöyledir…' diyerek anlatmaya çalıştım […]:

‘- İki hemşireyi bir zamanda nikâhınızda bulundurmayınız. Ancak birini bıraktıktan yahut öldükten sonra ötekini alınız! ‘Bir emr-i vâkî olmuş ise' değil, ‘illâ mâ kad selef', Kur'ân'ın nüzûlünden, yani İslâmiyet'ten önce vâkî olan evlenmeler müstesnadır. Bunlardan dolayı Cenab-ı Hak sizleri muhatab tutmaz. Gafûr ve Rahîm olan Allâh, bu müsaadesiyle bu evsâfta bulunan birçok kadınların kocasız kalmasını müeddî olacak hareketi lûtfen affediyor, demektir' diye de izah ettim.

“ ‘- Yaaa!' diye hayretle yüzüme bakışından da belli idi ki Atatürk bu tercümenin sakat olduğunu bilmiyordu. [?] Bunun üzerine, bu yanlışlığın sebebinin, bu tercümenin Kur'ân'ın aslından değil, Fransızcasından tercüme edilmiş olduğu [?] anlaşıldı ve yarım saat bu tercümenin yanlışlığını münakaşa ettik. İlh…” (Ergin 1943; Cündioğlu 1998: 229-231)

Mustafa Kemâl, Kur'ân-ı Hakîm'e ve İslâma karşı gayzla dolu idi

Bu noktada, bir nebze teemmül edelim!

Mustafa Kemâl, Hâfız Sâdeddîn Bey'e, Hâfızların önünde hücûm etmeyi planladığı bir Âyet meâlini okutuyor… Bu meâl, M. Kemâl'in Kur'ân-ı Kerîm'in bire bir muâdili olarak kabûl ettiği Cemîl Saîd'in “Türkçe Kur'ân”ında bulunuyor. Aslına muvâfık olduğunu düşündüğü Âyet meâli hakkında, pervâsızca, “Bu, bir hezeyândır!” hükmünü veriyor… Onun bu tavrından da, hem Kur'ân-ı Hakîm'e, hem de bir bütün hâlinde Müslümanlığa ne kadar gayzla dolu olduğu belli olmuyor mu?

Bu hâdiseyi, o meclisde bulunan Hâfız Ali Rıza Sağman da rivâyet ediyor. Sağman'ın rivâyetinden, “Mutlak Şef”in, bahis mevzûu Âyeti başka cihetlerden de tenkîd ettiği, Sağman'ın tâbiriyle, ona (ve daha başkalarına) “ilişdiği” anlaşılıyor:

“Atatürk'ün önündeki masa üzerinde Kur'ân tercümesi duruyordu. Bu kitabın ötesine, berisine kâğıttan işâretler konulmuş olması, Kur'ân'ın incelenmekte olduğunu ve bazı yerlerine ilişildiğini gösteriyordu.

“Atatürk o işaretli yerlerden birisini açtı ve okumasını Hâfız Sâdeddîn'e emretti. Nisâ Sûresi'nin hürmet-i musâhara âyeti (23. Âyet) idi. Bu âyette anaların, kızların, kardeşlerin, teyzelerin, halaların erkeklere haram olduğu beyan ediliyordu.

“Atatürk bu âyete ilişti. Yükselmiş, medeniyeti gelişmiş bir âleme, ‘Analarınızı …nız, kızlarınızı …nız' demenin mânâsız olduğunu söylüyor[du]; bilhassa âyetin, ‘Ve en tecmau beyne'l-uhteyni, illâ mâ kad selef' parçasının mânâsı okunduğu zaman, ‘- İki kız kardeşi aynı zamanda …nız, eğer böyle bir şey yaptıysanız, Allah affeder… İşte bu hezeyandır!' dedi.

“Âyetin Türkçesini Hâfız Sâdeddîn okuduğu ve Atatürk'e muhatab o bulunduğu için, itirazlarına cevap vermek cesaretini de o gösterdi ve: ‘- Efendim! Bu, iki [kız] kardeşi aynı zamanda nikâh altında bulundurmayınız; biri ölür veya boşanırsa, o vakit bulundurunuz, demektir.' dediyse de Atatürk kani olmadı ve mesele de o gün bu kadarla kapandı.” (Ergin 1943: 1631-1632; Cündioğlu 1998: 234-235'den naklen)

O, Cemîl Saîd tercümesinin sakat olduğunu “bilmiyor” değildi

Hâfız Sâdeddîn Bey, “Mutlak Şef”in, Cemil Saîd tercümesinin “sakat olduğunu bilmediğini” ifâde ediyorsa da, bu husûsta yanılıyor… Çünki daha evvel de tevsîk ettiğimiz vechiyle, Cemîl Saîd'in Meâli, daha 1924'te piyasaya çıkar çıkmaz, birçok Müslüman kalem erbâbının ağır tenkîdlerine mârûz kalmış ve Diyânet İşleri Reîsi Rifat Börekçi de, onu toptan mahkûm eden bir resmî teblîğ neşretmişti… Binâenaleyh, câmilerde tilâvet için Cemil Saîd Meâlinin intihâbı ancak bir art niyet eseri olabilir…

Cemîl Saîd'in “Türkçe Kur'ân”ı Fransızcadan tercüme edilmiş değildir

Sâdeddîn Kaynak'ın Hâtırât'ına nazaran, “Hürmet-i Musâhara Âyeti”nin (Nisâ: 23) son kısmının Cemîl Saîd Meâlinde yanlış tercüme edilmiş olmasına sebeb, onun, Arapça aslından değil de, Fransızca bir Meâlden tercüme edilmesi imiş… 1 Şubat 1932'de Mustafa Kemâl'in huzûrunda ve müşârünileyhin bahis mevzûu Âyeti tahkîr etmesi üzerine Hâfızlarla berâber yapılan müzâkerede bu kanâate varılmış…

O devirde, en azından Müslüman muharrirler arasında, bu husûsda ittifâk vardı. Biz de bu ittifâka bakarak, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımızda (Ankara: Hitabevi, 2014) aynı tesbîti tekrâr etmiştik. Bilâhare, Türkiye'de 1920'li, 30'lu Senelerde Tercüme Faâliyeti (Nazariye ve Kültürel-İctimâî Tahavvül) ünvânlı eserimizi (Ankara: Kurtuba Yl., 2018) têlîf ederken, bu iddiâyı tahkîk ettik ve onun doğru olmadığını gördük… Cemîl Saîd, Meâlinin “Mukaddime”sinde ifâde ettiği vechiyle, Kur'ân-ı Kerîm'i esâs îtibâriyle Arapça aslından tercüme etmiş, bu meyânda birçok kaynaktan istifâde etmişti; ki bunlardan biri de Kazimirski'nin Fransızca Meâliydi… (İsbâtı, mezkûr kitabımızın 175-179.  sayfalarında…)

2_65 

(Milliyet, 6.2.1932, s. 1)

Hâfız Sâdeddîn Kaynak, “Mutlak Şef”in emriyle, 5 Şubat 1932 / 27 Ramazan 1350 Cumâ Namazında, Süleymâniye Câmii'nde, “baş açık ve fraklı kıyâfetle” minbere çıkıyor ve “hiç arapçasız hutbe okuyor”… Resimde, Hâfız Sâdeddîn Bey, sarıksız, fraklı kıyâfetiyle minberde… Devlet tedhîşiyle sindirilmiş bütün bir Müslüman halkın önünde, Dîn-i Mübîn, pervâsızca maskara ediliyordu…

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  968081

-