10 NİSAN 2020 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 518

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Mûsıkîli olmıyan alelâde bir nesri makāmla okutmaktaki art niyet ne?

Bu tesbîtimizi têyîd eden birçok vâkıadan biri de, Cemil Saîd'in hem mânâ îtibâriyle kusûrlu, hem de alelâde bir nesirden başka bir şey olmıyan, demek istediğimiz mûsıkîli olmıyan metnini makāmla okutması, tilâvet ettirmesidir… Acabâ bununla şu mesajı mı vermek istiyordu: Kur'ân'ın dinliyen üzerindeki têsîri, onun tilâvet edilmesidir; yoksa kendinde bir fevkalâdelik yoktur; nitekim tercümesi de makāmla okunduğunda aynı netîce elde edilir…

Onun bu muhtemel art niyetine mukābil, Hâfız Sâdeddîn Kaynak, Kitâbullâh'ın aslı ile Mustafa Kemâl'in onun yerine ikāme ettirmek istediği “Türkçe Kur'ân” arasında, mûsıkî cihetinden de mevcûd olan farkı pek güzel îzâh ediyor:

“Sıra, ‘Türkçe Kur'ân' tecrübelerine gelmişti. Atatürk'ün arzusu, Kur'ân'ın Türkçesinin de aslı gibi makām ve lahn ile okunması merkezinde idi. Fakat bu bir türlü olmuyordu. Çünkü tercüme nesirdi. Bununla beraber, iyi bir nesir de değildi. Kur'ân'ın edâya gelmesi, lahn ile okunmaya uyması Arap dilinin medler, gunneler, idgamler ve bunlara benzer hususiyetleri oluşundan başka, bir de Kur'ân'ın kendisine has olan nefes alma için secaventleri, seci ve kafiyeye benzeyen, fakat seci ve kafiye olmayan; şiire benzeyen, fakat şiir olmayan; nesre benzeyen, fakat nesir olmayan; sözün kısası, her şeyiyle, her haliyle metni gibi okunmasının da bir mucize oluşundan ileri geliyordu. Türkçe tercümesinde bu vasıfların hiçbiri yoktu ve bir türlü olmuyordu, olamıyordu.

“Türkçe, hitabet dili olarak çok kuvvetli idi. Bununla beraber, Türkçe'de makamla bir nesri okumak çok acaip bir şey oluyordu. Daha ilk başlanışında ben bu işin iyi bir sona eremeyeceğini anlamıştım. İlh…” (Ergin 1943: 1633; Cündioğlu 1998: 213'ten naklen)

 

26subat

 

 (Le Koran; traduction nouvelle faite sur le texte arabe; par M. Kasimirski, Interprète de la Légation Française en Perse; nouvelle édition entièrement revue et corrigée, augmentée de notes, commentaires et d'un index; Paris: Charpentier, Libraire-Éditeur, 1865, XXXIV+533 p., in-80)

Leh asıllı Fransız şarkıyâtçısı Albert Kazimirski de Biberstein'ın (1808 – 22.6.1887) kabrindeki büstü, Fransızca Kur'ân-ı Kerîm Meâlinin 1865 baskısı ve Meâlin, Nisâ Sûresinin 23. (Kazimirski'de 27.) Âyetinin Meâlinin ve onunla alâkalı iki hâşiyenin bulunduğu sayfa… (Bu şarkıyâtçının ismi, hem “Kasimirski”, hem de “Kazimirski” şeklinde yazılıyor…)

*** 

 

Mevlid'i de saz takımı refâkatinde okuttu

Sâdeddîn Kaynak'ın -Kemalist Propagandanın başlıca kalemşörlerinden Sadi Borak'ın yukarıda mezkûr Atatürk ve Din isimli kitabında münderic bulunan- bir başka hâtırasından, “Zındık Şâir”in, rejimin bir beslemesi olduğunu ve “Mutlak Şef”in, 1931'de, Çankaya Köşkü'nde, Kaynak'a, kendileri işret sofrasında yiyip içerken, saz takımı refâkatinde Mevlid okutturduğunu öğreniyoruz… Mâlûm, Kemalist “Dîn İnkılâbı” ikmâl edilebilmiş olsaydı, câmiler havralaştırılacak, yâni sandalye veyâ sıralarda, mûsıkî refâkatinde ve Kemalist Uydurma Dille ibâdet edilecekti… Falih Rıfkı'nın îlân ettiği gibi, “Kemalizm, Ahkâm Âyetlerini ilgā ettiğine” ve bu çerçevede içkiyi helâl kıldığına göre, bu vâkıada olduğu gibi, câmilerde bu Kemalist tarzı “ibâdet”, bir taraftan kafalar çekilirken nîçin icrâ edilmesin?

Hâfız Sâdeddîn Bey anlatıyor:

“1931 tarihinde bestelediğim ‘Yıllarca Elim Kalbimin Üstünde Eğildim' şarkısının notasını bastırmış, Ankara'ya giderek Atatürk'e de göndermiştim. O gece beni Çankaya'ya çağırdılar. Yanında, Celâl Bayar, Ruşen Eşref, Falih Rıfkı, Ali Kılıç, Salih Bozok, Nuri Conker ve Afet İnan vardı. Saz takımı da, hazır vaziyette her zamanki yerindeydi. […]

“Yenilip içilirken Atatürk İsmet Paşa'ya:

‘- Bu akşam sana iki sürprizim var, dedi; evvelâ güzel, çok güzel şarkı. Bir de şiir.'

“Şarkının benim olduğunu söyledikten sonra şiiri Ruşen Eşref Beye okuttu. Sakarya ile Taymis nehirlerini manâlı şekilde konuşturan şiir için İnönü'ye:

‘- Bil bakalım, dedi; bu şiir kimindir?'

‘- Behçet Kemal'in.'

“Behçet Kemal, o sırada Atatürk tarafından Londra'ya tahsile gönderilmişti.

“Bu bahis kapanınca, Celâl Bayar bir Mevlut okumamı arzu ettiler. Atatürk de: ‘Sazla beraber oku! Bakalım nasıl olacak?' dedi ve okuyacağım makamları dikkatle takip etmeleri için saza da emir verdi. Saba makamından okumaya başladım. Sonra birçok makamları dolaştım.

“Bu, bizde sazla okunan ilk Mevluttu. Gerçi Mısır'da hâlâ sazla okunur ama bizde görülmemişti.” (Borak 1996: 74-75)

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  414190

-