10 NİSAN 2020 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 519

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Hâfız Âsım Şâkir Bey'in hâtırası: Mustafa Kemâl, Kur'ân, nihâyet, serbest vezinde bir şiirdir! Allâh tarafından vahyedilmiş olamaz! Muhammed'in kendi sözleridir! diyordu

1932 Ocak-Şubat aylarında (1350 Ramazanında) Dolmabahçe'deki “Türkçe İbâdet Vâsıtasıyle Dîn İnkılâbı” çalışmalarının pek mühim bir şâhidi de, Hâfız Âsım Şâkir Efendi'dir (Gören; 1900 - ?). (Hâfız Âsım Bey, 1980'li senelerde hayâttaydı…) Onun hâtıra ve şahâdetini Emekli Vâli, Muharrir, Mütercim ve Tercümeci Ali Kemâlî Aksüt (1884-1962) zaptetmiştir. Sebilürreşad'da neşrettiği bu hâtıranın başına: “Hâdiseyi bana Hâfız Âsım anlattı. Bu yazıyı yazdıktan sonra kendisine okudum. Aynen tasdîk ve têyîd etti.” şeklinde bir kayıd düşmüştür. Hâfız Âsım, “Tek Adam”ın siyâseti ve Cemîl Saîd'in Meâli hakkında bir yorum yaptıktan sonra başından geçeni anlatıyor:

“Gazi Mustafa Kemal, tasarladığı inkılâbları fiil sahasına koymadan önce, daima etrafında bulunanlardan başka kimselerle de istişare eder, asıl maksadını gizliyerek varmak istediği gayenin kâh lehinde, kâh aleyhinde fikir yürütür, ortalığı yoklar, nihayet karârını verirdi.

“Dine müteferri inkılâblarda da böyle yapmıştı. […]

“Kur'ân'ın tercümesi mümkün değildir, cevaz yoktur” kabilinden vuku bulan çeşit çeşit itirazlara rağmen, daha evvel de Kur'ân terceme olunmuştu. Fakat ne garibtir ki bu terceme Fransızcadan yapılmıştı ve ancak bazı meraklılar veya lâubali kimseler elinde dolaşıyordu. Gazinin maksadı, mahdudiyeti kaldırmak, Arabça metin yerine Türkçe sözlü bir Kur'ân koymak, bütün ibadetlerde bunu oku[t]maktı.

“Tarih kitaplarına geçen tafsilâta göre, hâfızları Dolmabahçe sarayına çağırtıp her birine ayrı ayrı “aşır”lar okutması, asıl metnin tilâvetinden sonra tercemenin okunmasını emir ile dinleyenlerin ihtisaslarını anlamak istemesi ve bu tercemeyi tekrar yapması… Hep bu gayeye müteveccih teşebbüslerdi. […]

“Bir gün ona Hâfız Âsım'dan bahsetmişlerdi: Sesi güzel, yüzü güzel, musikiye aşina, genç bir hâfız; Türkçe Kur'ân okumak hususunda pek usta, demişlerdi. […]

“İşte o günün akşamı Dolmabahçe sarayının mükellef bir salonunda, mutad üzere eğlenilirken “din” bahsi açılmış ve tabiatiyle Kur'ân o bahsin en ehemmiyetli faslını teşkil etmişti.

“Gazinin dimağında, tam o sırada, Âsımın hayali bir şimşek gibi parladı. Onu dinlemenin tam zamanıydı. Bu, sitayişi bitmiyen hâfız da bakalım ne diyor ve nasıl okuyordu?... Çok sürmedi, Âsım saraya geldi. Salon yine din bahisleriyle heyecanlar içindeyken, “Kur'ân, nihayet, serbest vezinde bir şiirdir, Allah tarafından vahyedilmiş olamaz. Muhammedin kendi sözleridir…” iddiaları gurur ve istihfafla yükseliyorken, imtihan için çağrılmış olan Asım içeri girmiş ve bu sözleri, istemiyerek, işitmişti.

Mustafa Kemâl, Hâfız Âsım Bey'in, “Türkçe Kur'ân”ı, Kur'ân kabûl etmeyişine öfkeleniyor

“Güzel giyinmişti; girerken usûl ve âdâba, mümkün olduğu kadar, riâyet etmiş, her vechile nazar-ı dikkati üzerine çekmişti.

“Kemal Paşa, genç hâfızı büyük bir nezaketle kabul etti. Bu muamele Âsım için bir teminat yerine geçtiği gibi, yakından tanıdığı Tahsin (Uzer) Beyin orada bulunması ve gülümsiyerek yüzüne bakması da kalbine kuvvet vermişti.

“Oturur oturmaz, Gazi, Âsıma ne iş yaptığını, işinden kaç para kazandığını sordu. Sonra –bir amatör farzetmiş olsa gerek- Kur'ân'ın tercemesi hakkındaki fikrini yokladı. Âsım ihtiyatı elden bırakmıyordu: Kifayetsizliğini ileri sürdü, mütalâa beyanından çekindi. M. Kemal Paşa:

‘- Bir tecrübe edelim' dedi. Âsıma “İsrâ” suresinin Türkçe tercemesini göstererek ilâve etti: ‘- Oku bakalım!'

“Kekelememek, iltizamî bir falso yapıyor zehabını uyandırmamak ve maazallah elim bir âkıbete uğramamak için, Âsım olanca dikkatiyle ve bütün maharetiyle okudu. Mustafa Kemal, hiç şüphe yok, musikiye bayılmıştı, fakat asıl maksadı unutmuş değildi:

‘- Haydi bakalım, dedi, şimdi sen de istediğin sûreyi Arabca olarak oku!'

“O zamana kadar salonlarda mutad olan şekilde oturan genç hâfız, hemen vaziyetini düzelterek koltuğa çıktı ve diz çöktü.

“Bu hareket Mustafa Kemal'in keskin gözünden kaçar mıydı?

‘- Tahsin Bey, dedi, Kur'ânı Türkçe okurken ayaklarını uzatmıştı; şimdi diz çöktü. Anlaşılıyor ki evvelkini Kur'ân telâkki etmiyor.'

“Sözlerinde bir hiddet yahut hayret seziliyordu. Parlayan gözlerini Âsım'a dikmiş, sanki bir suçluyu istintak eder gibi, cevab istiyordu.

“Âsım, ‘Yardımcısıdır doğruların hazret-i Allah' kanaatiyle:

‘- Paşam, dedi, bu bir alışkanlıktır; hareketim düşünülerek yapılmış değil… Fakat, ne yalan söyliyeyim, nokta-i nazarım düşündüğünüzün aynıdır.'

“Bu doğru, dürüst sözler hiddet yahut hayreti tatlılık ve yumuşaklığa kalbetti: Gazi, belki biraz da acıyarak, Âsıma gülümsedi:

‘- Herkes kanaatlerinde hürdür; elverir ki bu kanaatler samimî olsun genç!' dedi.

27SUBAT

Hâfız Âsım Şâkir Gören ve Vâli Ali Kemâlî Aksüt tarafından zaptedilip Sebilürreşad'da (Şubat 1951, IV/96: 328-330) neşredilen Kemalist “Dîn İnkılâbı” ile alâkalı hâtırası… “Türkçe Kur'ân” tâlîmi yaptırılmak üzere çağırıldığı Dolmabahçe Sarayı'nda Mustafa Kemâl'in şu sözleri sarfettiğine şâhid olmuş: “Kur'ân, nihâyet, serbest vezinde bir şiirdir! Allâh tarafından vahyedilmiş olamaz! Muhammed'in kendi sözleridir!”

***   

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  679451

-