20 EYLÜL 2018 PERŞEMBE

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL'İN İSMİ NÎÇİN LOCA MATRİKÜLÜNDE YOK? -34

Yesevîzâde Alparslan Yasa

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

 

Dünden devam

 

Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak ise (1958: 38-39), Mason evrâk hazînesindeki araştırmalarına ilâveten, bu Locanın bizzât tanıştığı bâzı müntesiblerinden naklen de, İTK'nın ve İttihâdcı İhtilâlinin Macedonia Risorta ve (ondan doğmuş olan) Veritas gibi Locaların eseri olduğunu büyük bir iftihârla kaydediyor:

“Selânikteki Makedonya Rizorta ve Veritas localarının İttihat ve Terakki Cemiyetinin gelişmesinde ve Meşrutiyetin ilânının temin edilmesinde de mühim rolleri olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu localardan büyük bir kuvvet almıştır. O zamanlar bu loclara gerekli vasıfları haiz görülen kimseler kabul edilir ve Mahfilde iyice tecrübe edildikten sonra İttihat ve Terakki Cemiyetine geçirilirdi.

“İttihat ve Terakki Cemiyetinin o zamanki bazı muhaberelerinin bu localar vasıtasiyle yapıldığı, birçok mühim hususlara bu localarda karar verildiği, buralarının hürriyet ve meşrutiyet için çalışan genç ve münevver Türklerin bir müzakere ve mülâkat mahalli olduğu, bütün memleket meselelerinin tam bir serbestî ve vuzuh içinde buralarda müzakere ve münakaşa edildiği ve bu suretle Masonluğun İttihat ve Terakkiyi desteklediği ve istibdat idaresine karşı yapılan mücadeleye hizmet ettiği, bu localara mensup olduğunu demin söylediğim kardeşlerin bir çokları tarafından bana iftiharla anlatılmıştır.”

Bu mevzûda konuşmaya yukarıdaki müelliflerden çok daha selâhiyetdâr bir şahsıyetin, İtalya Meşrik-ı Âzamı'nın 1900'lerdeki Üstâd-ı Âzamı Ettore Ferrari'nin (yukarıda bahsettiğimiz) “La Massoneria italiana e la rivoluzione turco” başlıklı konferansındaki îzâhatı, onlarınkinden daha da vâzıhtır:

“(5 Liberal Türk, Macedonia Risorta Locası'nda) Jön Türkler topluluğunun ajitasyon örgütünün ilk grubunu kurdular. […] Devrimci cemiyetin işleyişi, yabancı masonların çalışması tarafından korunduğu için, başarılı şekilde sürüyordu. Cemiyet üyeleri, güvenlik içinde toplanıp durum değerlendirmesi yapabilecekleri bir yere sahip olmadıkları için, Macedonia Risorta Locası'nın Bekleme Odası, merkezleri olmuştu. O fevkalâde devrim eserinin orada hazırlanıp saat saat yönetildiğini söyleyebiliriz.” (Iacovella 2005: 38'den naklen)

Mustafa Kemâl de İttihâdcı Komitası'nın lider kadrosundaydı

Kâzım Nâmi, İttihâd ve Terakkî Komitası'nın Umûmî Merkezine (teşkîlâtın en üst uzvu olan İdâre Hey'etine), bilâhare Mustafa Kemâl'in de dâhil edildiğini yazıyor:

“Cemâl Paşanın (Osmanlı Hürriyet Cemiyeti) ne alındığı gece ben de orada idim. [Cemâl Paşa, Veritas Locası'na intisâb etmişti. (Apak 1958: 38)] Gösterdiği gayret, ettiği hizmet yüzünden (İttihat ve Terakki Cemiyeti) nin umumî merkezine de alınmıştı. O vakit Talât, Rahmi, İsmail Canbolet, Erzurum cephesinde şehit düşmüş olan Leskofçalı Faik Paşa, Manyasizade Refik bey, Erkânıharp Hafız Hakka gibi arkadaşların bu merkezde çalıştıklarını öğrenmiştim. Çünkü ilkin Talât, Rahmi, İsmail Canbolet'ten teşkil ettiğimiz (Heyeti Âliye) ile alâkamızı kesmiştik. Manyasizade Refik Beyin, Cemiyete alındıktan sonra Umumî Merkeze getirildiğini öğrenmiştim. Meşrutiyetin ilânına yakın, Şam'dan Kolağalığına terfi edilerek [ettirilerek] Üçüncü Orduya memur edilen Mustafa Kemâl'in de bu Merkeze alındığını hatıralarından öğrendim.” (Kâzım Nâmi 1957: 73-74)

Kimin kimi kullandığı tartışma götürür mü?

Kâzım Nâmi, İkinci İTK'nın kuruluşunda, Masonluğun, daha açıkçası, Macedonia Risorta'nın rolünden hiç bahsetmiyor, Masonluğa kaçamak bir tavırla temâs ediyor ve bizi safdil yerine koyup şu iz'ân dışı iddiâsına inanmamızı bekliyor: İtalyan Masonluğu onları kullanmıyormuş da, “kalbleri hürriyet ve vatan aşkıyla çarpan” onlar (s. 9) İtalyan Masonlarını kullanıyor, onları kendi “ulvî, millî” dâvâlarına hizmet ettiriyorlarmış:

“Önceleri, Mason locası, toplantılarımızı gizlemeğe vesile oluyordu; fakat bu toplantılarda daha çok idareyi tenkid ediyor, şayet bizi dinleyenler olursa, onları bu tenkidlere iştirak ettiriyorduk. Bu suretle Türk olmayan masonlar arasında da kendimize sempati sağlayarak, icabında onlardan yararlanıp yararlanmıyacağımızı anlamaya çalışıyorduk.” (Kâzım Nâmi 1957: 14)

Zâten Kâzım Nâmi, kitabı boyunca, gûyâ “Hürriyet” nâmına Abdülhamîd Hân'ı devirmek için işledikleri çok alçakça cinâyetleri, Orduyu nasıl bir fitne-fesâd ocağı hâline getirip zaafa uğrattıklarını, Balkan Harbinde müşâhede edildiği üzere onu savşamaz hâle düşürdüklerini, o meş'ûm ihtilâlci faâliyetleriyle koca bir İmparatorluğu adım adım felâkete sürüklediklerini, Devletin temelini oyduklarını, kahrolası Avrupacılık propagandalarıyle Millî Kültürü tahrîb ederek Müslüman Milletini mesnedsiz bıraktıklarını mâsûmâne bir edâyla, sanki bir kır eğlencesinden bahsediyormuşçasına hikâye ediyor… Meselâ:

“…Fedailikten maksat, […] icabında, Cemiyetin vatan haini saydığı, ölümüne karar verdiği kimseleri öteki dünyaya göndermekti…” (s. 21)

“Siyami adında bir evvel mülâzim arkadaşımız, rıhtım üzerinde hafiyelik eden Yakup adında bir binbaşıyı öldürmek kastiyle yaraladı. Tutulmadan kaçtı; yaralayanın kim olduğu anlaşılmadı.

“Bir gün, on sekizinci nişancı taburunda bir nefer, galiba kaymakam rütbesinde bir zabiti, kışla meydanında mavzeriyle yaraladı.

“O sırada Manastır'da da böyle bir hâdise oldu. Orada Osman Rifat Paşa adında Ordu Kumandan Vekili, bütün zabitleri topçu kışlasına toplamış; onlara nasihat vermek istemişti. Zabitler içinde topçu mülâzimi Salim rövelverini çekerek Osman Rifat Paşaya ateş etmişti. Paşa yaralanmadı, fakat Salim de yakalanmadı.

“İşte bir yandan böyle ayrı ayrı kasıt hâdiseleri, bir yandan da dağa çıkan çetelerimizin artması İstanbul'u telâşa düşürdü.” (s. 27)

“İstanbul, Makedonya dağlarına yayılan İttihatçı çeteleri ortadan kaldırmak üzere Metroviçe'de on sekizinci fırka kumandanı birinci ferik [“Orgeneral”] Şemsi Paşayı memur etti. Bir gün Şemsi Paşa trenle Selânik'e çıkageldi. […] İki gün geçmedi, Manastır'dan bütün İttihatçıları sevindirici bir haber aldık: Şemsi Paşa, Manastır telgrafhanesinden çıkarken genç bir zabitin attığı kurşunla ölmüştü. Bir iki gün sonra da bu zabitin Atıf adında bir piyade mülâzimi olduğunu, Şemsi Paşayı öldürüp kaçarken, paşanın muhafızları tarafından atılan kurşunlarla yaralandığını, bununla beraber yine kaçıp saklanmağa muvaffak olduğunu öğrendik. Bu mülâzim, bundan birkaç yıl önce Allah'ın rahmetine kavuşan, Eski Çanakkale Milletvekili Atıf idi.” (ss. 27-28)

Sabataî-Mason Münâfıklığı böyle tezâhür ediyor olsa gerek!

Masonluk, Avrupa'nın içimizdeki beşinci kolu mudur?

Aşağıdaki satırlar Üstâd Mason Tamer Ayan'a âiddir. Bize, Masonluğun hangi vasatta sür'atle geliştiğini îzâh ediyor. Sivrisineklerin bataklıkta gelişmesi gibi… 1878 Berlin Muâhedesi, Balkanlar'da Osmanlı'yı pek vahîm derecede zaafa uğratıyor. Gûyâ “ıslâhat” adı altında, Emperyalist Devletler, Balkanlar'ı murâkabeleri altına alıyor, fitne-fesâd saçıyor, “Balkanlaşma”yı hazırlıyorlar. Masonluk da onların himâyesinde neşvünemâ buluyor ve onlarla işbirliği yapıyor. Dîğer tâbirle, açıkça Emperyalist Devletlerin beşinci kolu olarak faâliyet gösteriyor. Öyleyse bugün de Avrupalıdan daha Avrupacı olan Farmasonluk hakkında ne düşünmeli?

“Selânik, gerek konumu, gerekse nüfus coğrafyasının sağladığı Batılı kültür yapısı nedeniyle, Masonluk için çok bereketli bir tarladır. […]

“Selânik'in, Masonluğun gelişmesi için, bir özelliği de, 1878 Berlin Antlaşması'na göre büyük devletlerin Rumeli ve Makedonya için kurdukları bölgesel reform komitesinin veya bir anlamda müfettişlik teşkilâtının ilgi ve çalışma alanı içinde yer almasıdır. Bu nedenle, bölgede İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya (Avusturya-Macaristan) vb. devletlerin etkinliği ve kurdukları komisyonlarda özellikle etnik toplum içinde onların haklarını ve hukuklarını korumak amacıyla yaptıkları gözlemler, denetlemeler ve rekabet boyutunda etkileme çalışmaları, özellikle Selânik'te etkin bir Batılı baskı unsuru olarak, devletin siyasal denetim ve yaptırım gücünü yabancılar ve ilgili azınlıklar lehinde bir ölçüde sınırlamıştır. […]

“Reform komitelerinin genel olarak Rumeli ve özel olarak Selânik'te sağladığı bu rahat ortam, çeşitli Batılı ülkelerin obediyanslarına bağlı Mason Localarının çok daha etkin olarak çalışmalarını sağladığı ve Avrupa Locaları ile temas imkânları verdiği gibi; aynı zamanda, ülkenin büyük bir kısmında göz açtırmayan fikrî sansürü de büyük ölçüde gevşetmiştir.

“Bu bakımdan, Selânik'teki masonik aktivitenin ve buna bağlı olarak İttihat ve Terakki'nin siyasal çalışmalarının gelişmesi ve yayılmasının en önemli sebeplerinden biri, 1878 Berlin Muahedesi'nin sonucu sayılabilecek rahat ortam ve atmosferdir. Nitekim bu sayede, sivil ve askerî tabanı ve destekçileri genellikle liberal düşünceli aydınlardan oluşan İttihat ve Terakki, Masonlukla rahat kaynaşmış; Mason Localarındaki liberal düşünce örgüte daha fazla yansımış ve savunduğu Batılılaşma görüşü nedeniyle, gerek Selânik burjuvazisinden ve gerekse uluslararası kamuoyundan, Masonluk camiasının yardımıyla, gerekli desteği sağlamıştır.

“Selânik'teki Localarda, masonik çalışmaların yanında, İstanbul'daki rejimin karşıtı siyasal görüşmeler ve hatta azınlıklar meseleleri dahil siyasal tartışmalar da yapılmıştır. Siyasetin yoğun olarak bulaştığı bu gibi Localar, yönetimin yabancılara tanıdığı kapitülasyonların imtiyazları[ndan] ve haklarından yararlanarak, İstanbul'dan uzak olmanın da sağladığı rahatlık, kontrolsüzlük ve konsolosluklar tarafından korunma güvencesi nedeniyle, masonik örtü altındaki siyasal çalışmalarını sürdürmüş ve Selânik'te filizlenen Jön Türk devrimini beslemişlerdir. (Ayan 2008: 123-124)

İşte böyle, Balkanlar'da Milletimizi kahreden hâl, Masonluğun inkişâfı için büyük bir fırsat, bir bahtiyârlık vesîlesi oluyor… Menfâatlerimiz bu derece birbirine zıddır!

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  601366

-