20 HAZİRAN 2018 ÇARŞAMBA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL'İN İSMİ NÎÇİN LOCA MATRİKÜLÜNDE YOK? -35

Yesevîzâde Alparslan Yasa

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

 

Dünden devam

 

Maşalığın netîcesi: Tarblusgarb'in ve On İki Ada'nın işgali

Bütün “demokratik”, “insâniyetçi”, Masonluk yatağı Avrupa memleketleri gibi sömürge peşinde koşturan İtalya, hiçbir hak-hukuk ve insâniyet endîşesine kapılmadan, 1911'de, aç kurtlar gibi Osmanlı'nın Trablusgarb eyâletine saldırdı. Sömürgecilere bir müddet mukavemet edildiyse de, netîce mağlûbiyet oldu ve (Emanuele Carasso'nun da Murahhas sıfatıyle iştirâk ettiği) 1912'deki Uşi Muâhedesiyle sâdece Trablusgarb değil, Anadolu'nun tabiî uzantısı olan ve aslâ vazgeçilemiyecek On İki Ada da sömürgecilere terkedildi. Bu mağlûbiyet Balkanlar'daki dîğer aç kurtların da iştâhını kabarttı ve aynı hırsla, bu sefer onlar da saldırdı ve –hâlâ dâvâsı güdülmiyen- tam bir Türk jenosidi yaşandı. Bosna-Hersek, Bulgaristan, derken, Anadolu kadar vatanımız olan bütün Balkanlar gitti… Bunları, 1. Cihân Harbinin hesapsız insan ve toprak kayıbları, Ermeni komitacı ve ırkçılarının icrâ ettiği 2. Türk jenosidi ve Anadolu'nun işgali felâketleri tâkîb etti…

Bütün felâketlerin anası, menhûs 23 Temmuz 1908 ihtilâliydi. O meş'ûm, o kara, kapkara gün, sonun başlangıcıydı. O ândan îtibâren bütün felâketlerin çorap söküğü gibi birbirini kovalayacağı, her iz'ân sâhibi için gün gibi âşikârdı. Çünki Siyonist Emperyalizminin ve müttefîklerinin mayaladığı ve “saat saat idâre ettiği” o mel'ûn İhtilâl, meşrûiyetin yok edilişi, ictimâî nizâmın mesnedsiz bırakılışı, bütün memleketin adım adım kargaşaya yuvarlanışı demekti. Ayrıca bu “komitacı ordu”dan artık hayır gelmezdi. Çünki daha evvel “Kemalizm, İsrâil'in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?” başlıklı araştırma makalemizde îzâh ettiğimiz gibi: “Herhâlde bir orduyu çökertmek için, ona ihtilâlcilik ve siyâsî hizibcilik hastalığını bulaştırmaktan daha müessir bir yol olamazdı”. (Yeni Söz, 29 Aralık 2017, s. 4)

Sonrasında, Millet, “Anadolu Milleti”,  bıçak kemiğe dayanıp tamâmen yok olma noktasına gelince, hayât hakkını isbât etmek için şâha kalktı, bütün varlığıyle seferber oldu ve kudretini “damarlarındaki asîl kandan” değil, hâlâ yıkamadıkları Îmânından, Müslümanlığından aldı… Ne ki insan kılıklı şeytanların hîleleri nâmahdûddur ve her lâhza tetikte olmayınca, tuzağına düşmek kolaydır. Nitekim öyle oldu ve Çanakkale'deki gibi, evvelemirde İslâmî Îmânın zaferi olan bir muvaffakıyet, gözbağcı bir propagandayla, Müslümanlığı tepelemek için bir silâh olarak kullanıldı, kullanılmaya devâm ediyor…

Tekrâr başa dönelim. 1908, peşinden İttihâdcıların 31 Mart tertîbi ve 27 Nisan 1909'da çok alçakça hazırlanmış bir “Siyonist Fetvâsı”yle Cennetmekân Hünkârı tahtından devirmeleri… Bütün bu hâdiselerde, arslan payı, birinci derecede Siyonist Emperyalizmine, ikinci derecede İtalya Meşrik-ı Âzamı'na ve onun uzantısı olan Macedonia Risorta'ya, bir de, bu berikinin yavrusu olan Veritas'a âiddi. Senelerce Masonlara ve her cinsden ihtilâlciye, komitacıya, tedhîşçiye, Allâh'sıza boşuna yatırım yapmamışlardı ya! Öyleyse şimdi parsayı toplamanın vaktiydi…

Böylece İtalyan Emperyalizmi Trablusgarb'a saldırıyor… Mel'ûn İhtilâli müteâkib, zâten Bosna-Hersek'i Avusturya kapmış (6 Ekim 1908), Bulgaristan'daki Türklere pervâsızca jenosid yapan Bulgar Komitacıları da istiklâl îlân etmişlerdir (3 Ekim 1908). Şimdi bir de Trablusgarb elden gidiyor… Bu kahredici vazıyet karşısında durmadan îtibâr kaybeden İTK Masonları, İtalyan Birâderlerine mürâcaat edip bunun (kâğıt üzerindeki) Masonî Hukuku ihlâl ettiğini ileri sürerek İtalya Meşrik-ı Âzamı'nın İtalyan Hükûmeti nezdinde müdâhil olmasını ve onu bu sömürgeci tecâvüzden vazgeçirmesini ricâ ediyorlar. Aldıkları cevâb, Masonluğun içyüzünü, hakîkatte kime, neye hizmet ettiğini göstermesi bakımından fevkalâde ibretâmîzdir. O esnâda, Roma Belediye Reîsi olan Ernesto Nathan, İtalyan siyâsî hayâtının pek nüfûzlu bir sîmâsıdır ve Türkiye'deki İtalyan Masonluğunu ihtilâli hazırlamak için uyandırmak üzere 1900 güzünde İstanbul'a gönderdiği muâvini Ettore Ferrari de Üstâd-ı Âzamdır. Verilen cevâbda, kısaca ifâde etmek gerekirse, Grande Oriente d'Italia, Trablusgarb'in İtalya'nın hakkı olduğunu, binâenaleyh bu tecâvüzü durdurmak için hiçbir müdâhalede bulunmıyacaklarını ifâde ediyor, hattâ, İttihâdcı Masonlar, İtalya'nın “haklı dâvâsı” uğrunda işbaşındaki “Şark (Osmanlı) Hükûmetine” isyân etmedikleri için onları suçlu çıkarıyor:

“…Meşrik-ı Âzam'ın resmî belgeleri arasında bulunan (ve onun tarafından) İtalyan Biraderlerinden ‘Türkiye'nin saygınlığını ve onurunu kurtaracak' bir çözüm yolu bulmalarını talep eden Selânik Meşrik'ına (verilen) yanıt (şudur):

“Mason ve İtalyan olarak, ülkenizi ezen istibdadın yıkılışını ve yeniden gençleşen Türkiye'ye bir özgürlük, ilerleme ve barış dönemi vaat eden yeni siyasal düzenin, mason ailesinin de etkin çabalarıyla yerleşmesini coşkuyla selâmlamıştık. […] Uluslararası siyasette giderek belirginleşen yeni çözüm yolları ile bizim meşru ve barışçı çıkarlarımız karşısında Osmanlı yetkililerin takındıkları katı tutum, İtalyan hükûmetini, eski Trablusgarp sorununu yeniden gözden geçirmeye yöneltiyordu: Tüm İtalya kaçınılmaz karar anının gelip çattığını hissediyordu. […] Diplomatik girişimler başarısızlığa uğrayınca savaş ilân edildi ve başladı. […] Eğer Osmanlı locaları ve özellikle de sizinki sonradan silahlı bir çatışmaya dönüşen anlaşmazlığın ilk aşamasında Şark hükümetine başkaldırsalardı, bir yandan İtalyan çıkarlarını kollarken diğer yandan Birlik'in insancıl özlemlerine yanıt verebilecek bir çözüm yolu bulmaya çalışırdık: Bugün, olayların ulaştığı bu aşamada, herhangi bir müdahalede bulunmamız olanaksızdır.” (Iacovella / Altınova 2005: 51)

Macedonia Risorta İTK'sı, bu mektuptaki “Hükûmete isyân” tavsıyesini (veyâ tâlimâtını) yerine getirmekte gecikmiyecek, 23 Ocak 1913'te, Enver ve Talât'ların kumandasındaki 30-40 kişilik bir eşkıyâ gürûhuyla Bâb-ı Âlî Hükûmetini toplantı hâlindeyken basacaklar, Îtilâfçıların Sadrâzam yapmak istedikleri Dâhiliye Nâzırı Nâzım Paşa ile Yâveri Kıbrıslı Tevfîk Bey'i öldürüp Sadrâzam Kâmil Paşa'yı cebren istîfâ ettirecekler ve İttihâdcı Mahmûd Şevket Paşa'yı Sadârete geçireceklerdir… (Meydan-Larousse'dan.)

Devlet-i Aliye'yi, adım adım işte böyle izmihlâle sürüklediler…

Emanuele Carasso 

Gerek “Kemalizm, İsrâil'in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?” başlıklı bir evvelki araştırma makalemizde, gerekse işbu makalede, Carasso (telaffuzu: Kârasso)'nun, Macedonia Risorta İTK'sının ve İttihâdcı İhtilâlinin beyni, perde-arkasındaki hakîkî lideri olduğunu gördük. Bittabi Avukat Carasso, kuvvetini sâdece kendinden değil, temsîl ettiği Siyonist Emperyalizminden ve onunla tesânüd hâlindeki Beynelmilel Masonluktan alıyordu. Masonlukta öne çıkan Büyük Localar da, birinci derecede İtalya, ikinci derecede Fransa Meşrik-ı Âzamları idi.

Emanuele Carasso (1862-1934) hakkında zikredeceğimiz ilk şâyân-ı îtimâd kaynak, Stella Salem'in “Portraits of Famous Jewish Lawyers and Jurists in Greece (Yunanistan'ın Meşhûr Yahûdi Avukat ve Hukukçularının Portreleri)” başlıklı makalesi olacak, müteâkiben, ondan öğrendiklerimize, muhtelif kaynaklardan topladığımız başka bilgileri ilâve edeceğiz. Muhtemelen (yine 20. asır Türkiye târihinde büyük bir têsîr icrâ etmiş olan) Avukat Emmanuel Salem (Metr –“Maître”- Salem)'in soyundan bir hanım tarafından têlîf edilmiş olan mezkûr makale, Milletlerarası Yahûdi Avukat ve Hukukçular Derneği'nin nâşiriefkârı Justice (Adâlet) mecmûasının Bahar 1999 târihli “Remember Salonika (Selânik'i Hatırla)” fevkalaâde nüshasının 14 ilâ 21. sayfalarında intişâr etmiştir. (http://www.intjewishlawyers.org/main/ files/Special%20Issue%20Salonika%20spring1999.pdf; 19.12.2017) 17. sayfada, Metr Salem uzunca, Carasso ise muhtasaran tanıtılıyor:

“Emmanuel [Fransızca imlâya göre yazılmıştır] Carasso (1862-1934), Selânik'de doğmuştur. Bir avukat ve Devlet adamıydı. Selânik Üniversitesi'nde Cezâ Hukuku dersleri vermiştir. Jön Türk hareketine katıldı ve 1908'de Selânik Meb'ûsu seçildi. Meclis-i Meb'ûsan'ın 240 Âzâsından altısı, Selânik'i temsîl etmekteydi. Hükûmette yer alma teklîfini kabûl etmemiştir. 1909'da Abdülhamîd'e hâl'ini teblîğ eden Hey'et içinde yer almıştı. 1910'daki Ticâret Vekîlliği teklîfini de geri çevirmiştir. İtalya ile Türkiye arasındaki 1912 Harbi sonrasında sûlh muâhedesini müzâkere eden Hey'ette o da vardı. Yaptığı hizmetlere karşılık olarak kendisine Almanya'ya ihrâcat yapma müsâadesi verildi ve bundan büyük kâr sağladı. Selânik'e Beynelmilel Şehir Statüsü Kazandırma Hey'etine de dâhildi. 1923'te Kemâl Atatürk'ün iktidâra gelmesinden sonra gözden düştü. İtalya'ya ilticâ etti ve orada öldü.”

Carasso'ya dâir bir başka mühim kaynak, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nde 2015 senesinde Zeynep Uçak tarafından hazırlanan Emanuel Karasu ve Faaliyetleri isimli mêzûniyet tezidir. Bu tez, 2016'da, Libra Kitap Yayınevi tarafından Selanik Mebusu Emanuel Karasu; Hayatı ve Siyasî Faaliyetleri ismiyle 145 sayfalık kitap hâlinde basılmıştır. Kitaptan birkaç sayfa haftalık Şalom gazetesi tarafından iktibâs edilerek 27 Nisan ve 4 Mayıs 2016 târihli nüshalarında neşredilmiştir. Bu sayfalara İnternet üzerinden ulaştık (http://www.salom.com.tr/haber-99038-emanuel_karasu_1.html; 27.11.2017). Carasso hakkında sempatik bir potre çizen kitabın nasıl bir nokta-i nazarla hazırlandığı şu iki cümlesinden anlaşılabilir: “Özellikle İslamcı görüşteki yazarlar Karasu'yu ve faaliyetlerini, kendi ideolojilerince olumsuz bir şekilde algılayıp yorumladılar. Fakat bu yorumlar, yaşadığı dönemin etkin isimlerinden olan ve çok yönlü kişiliğiyle dikkat çeken Karasu'yu ve faaliyetlerini doğru değerlendirmekten oldukça uzak kaldı.”

Zeynep Uçak'ın derlediği bilgilere göre, âilesi, (Selânik Yahûdi ve Sabataîlerinin kısm-ı âzamı gibi) İspanya asıllıdır (Sefaraddır); Osmanlı Müslümanlarının Engizisyon zulmünden kurtardığı Yahûdilerdendir. “Babıâli Hukuk Müşâvirliği yazısına göre, Karasu'nun dedesi David Karaso, kendisini, İspanya vatandaşı olarak kaydettirmiştir.” “Karasu'nun doğumunda ailesi İspanyol vatandaşıdır.  1908 sonbaharında, meclis seçimlerinden hemen önce kuşkusuz milletvekili seçilebilmeyi mümkün kılmak amacıyla, Karasu İspanyol vatandaşlığını terk edip, Osmanlı vatandaşlığına geçmiş”, bundan sonra, 1908 ilâ 1918 senelerinde on sene Selânik ve İstanbul Meb'ûsluğu yapmıştır.

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

  1. Değerli bilgileriniz içinde ayrıca teşekkürler hocam. Sağolun varolun.

  2. Daha doğrusu, Cumhuriyetin kuruluşundan Menderesin göreve gelene kadar ki devri öyle görüyor.. Orkun dergisinde.. değinirseniz memnun olurum. Teşekkürler..

  3. Hocam, https://www.google.com.tr/amp/belgelerlegercektarih.com/2018/02/10/nihal-atsiz-sultan-ii-abdulhamid-ve-m-kemal-hakkinda-ne-dedi/amp/Bu linkte, Orkun dergisinde ATSIZ, M.Kemal'in devrine diktatörlük ve gayrimeşru diyor.. doğrumudur acaba bu. ATSIZ gerçekten öyle söylemişmidir. (Ki öyle gözüküyor) İlerki yazılarınızda buna değinirseniz memnun oluruz. Teşekkürler..

Yorum Yaz

  592285

-