24 MAYIS 2018 PERŞEMBE

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL'İN İSMİ NÎÇİN LOCA MATRİKÜLÜNDE YOK? -7

Yesevîzâde Alparslan Yasa

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

 

***

Dikkat edilirse, bu beyânâtta, Kemalizm-Masonluk tezâdı bahis mevzûu olmadığı gibi, bilakis Masonluk, bütün emellerini Kemalist Rejim tahakkuk ettirmekte olduğu için sahneden çekildiğini beyân etmektedir… Hâlâ buna “kapatmak”, “Mason düşmanlığı” falan demek, ne büyük gaflettir!

Bu haber üzerine, 14 Ekim 1935 târihli Cumhuriyet ve 15 Ekim 1935 târihli Tan gazetelerinde, Masonluk ve “Locaların kapatılması” hakkında uzunca birer yorum neşredilmiştir. Bunlardan Cumhuriyet'in “umûmî üslûp ve edası bakımından Masonluğu bilen bir kalemden çıkmış gibi görünen” (Apak 1958: 166) yorumunda şu gibi ifâdeler yer alıyor:

“Bu teşkilâtın kaldırılmasını icab ettiren sebep, son fırka proğramında kökü dışarıda bulunan teşekküllerin memleketimizde yer bulamıyacağına dair olan kayıttır. Mamafih Masonlar kendi köklerinin dışarda olmadığını, konfederasyon halinde idare edilen Masonluğun burada serbest, müstakil ve milliyetçi olduğunu söylüyorlardı. Esasen son zamanlarda yapılan muhtelif neşriyatta da görüldüğü üzere, Masonluk memleketimizde bir sır olmaktan çıkmıştı. Zira Masonluk daha ziyade laiklik ve eskiliğe karşı aleyhdarlık ve müntesibleri arasında tesanüd ve mütekabil yardımlar fikrini güden bir müessese olup koyu taassuba aleyhdarlığından dolayı hattâ dinsizlik veya milliyetsizlik isnadı altında bile bulunuyordu. Türkiyede ulusâl bir Maşrık-ı Âzamın teşekkülü tarihi (30) seneyi mütecaviz değildir. […]

“Türkiye Masonlarının adedi birkaç bin olup memleketimizin her sahada ileri gelen şahsiyetlerinden birçokları bu mahfillere devam etmekte idiler.” (Apak 1958: 164-166 ve Tunaşar 2005: 43-44'ten naklen) [Bir ihtâr: Cumhûriyet gazetesinin yorumunda geçen “ulusâl” kelimesinin altını çizerek bu imlâya dikkat çekmek istedik. Kelimenin sonundaki nisbet bildiren –âl türetmeliği –l'yi ince okutacak bir imlâyla yazılmıştır. Çünki müteaddid şekilleriyle (-sAl, -Il, -Ul, -l ) nisbet eki olarak kullanılan bu –âl uydurma türetmeliği, Kemalist Uydurma Dilde, muhtemelen 1935'den îtibâren, Fransızca (national, social, causal, final, fiscal, doctoral, doctrinal gibi kelimelerdeki) yine ince okunan –al'in ithâliyle kullanılmaya başlamıştır. Buradaki misâl (elimizdeki birçok benzerlerine ilâveten) ekin Fransızcadan ithâl olduğuna dâir âşikâr bir delîldir. Kemalist Uydurmacılar, kraldan daha kralcı bir tavırla, bu ekle, bir de, Târihî Türkçemizdeki “mâlî” mukabili olarak, Fransızcada bulunmıyan “finansal” (Fransızcada “financier” –yaklaşık telâffuzu: finansiye-, İngilizcede “financial” –yaklaşık telâffuzu: faynenşıl-] kelimesini uydurmuşlardır. ]

Londra Obediyansına tâbî Büyük Loca'nın sitesinde, bir kanûn çıkarılmasına meydan verilmeden ve usûlüne muvâfık resmî bir muâmele olmadan, Locaların, kendi ihtiyârlarıyle “kapandıklarını” îlân etmeleri tâlîmâtının kaynağının doğrudan “Tek Adam” olduğu kaydediliyor:

“1935 yılında Türk Yükseltme Cemiyeti adı altında dernek statüsünde çalışan Türkiye Büyük Locası kendi çalışmalarını bizzat kendisi tatil etmiştir. Ülkede oluşan siyasal ve sosyal ortam göz önüne alınarak, Türk Ocakları, Kadınları Himaye Cemiyeti, Muallimler Derneği, İzcilik Teşkilatı gibi kuruluşlar yasayla kapatılmış ve parti denetimi altına alınmıştır. Atatürk, aynı zamanda Mason olan dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile görüşür ve ondan Masonların üst düzey yöneticilerine genel durumu açıklamasını ve yasaya gerek olmadan kendi kendilerini tatil etmeleri mesajını iletmesini ister. Sonunda 10 Ekim 1935 günü Mason yöneticileri tarafından imzalanmış bildirge Anadolu Ajansı tarafından yayınlanır…” (http://web.archive.org/web/20060425132405/http:/mason.org.tr/turkiye.htm) (21.1.2018)

Filhakîka, Tamer Ayan'ın da îzâh ettiği gibi, Totaliter Rejim îcâbı, o devirde, “Tek Adam”ın bilgisi ve tasvîbi olmaksızın böyle bir mizansen tatbîk edilemezdi:

“Yazara [Tamer Ayan'a] göre, Masonluğun artık bir şekilde çalışmasına son verilmesi kararı hemen hemen kesindir. Çünkü Masonluğa karşı girişilen tasarı ve eylemlerle başlayan olumsuz gelişmeler çok yoğunlaşmıştır. Ancak, devlet ve hükümet kademesindeki Masonların olumlu etkileri ve girişimleriyle, Masonluğun pasifizasyonu için uygulanacak işlemler, Masonluğun zarar görmeden, yani yasa ile kapatılmadan faaliyetini tatil etmesine yönelik bir senaryoya dönüştürülmüş ve öyle gerçekleştirilmiştir.

“Acaba bunu başta Şükrü Kaya olmak üzere, diğer Masonlar mı düşünmüştür? Yoksa, çözümü bizzat Atatürk bulmuş da, Şükrü Kaya vasıtası ile eyleme mi koymuştur? Bunun kesin cevabı şimdiye kadar verilememiştir.

“Yazar göre, ikinci alternatifin daha doğru olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Atatürk'ün, Ebedî Şef ve Ulu Önder olarak her şeyin başında ve üstünde tek yetkili olduğu bir dönemde, onun izni ve hatta teşviki olmaksızın, Bakanın kendi kendine böylesi bir Masonluğu koruyucu tasarrufta bulunması çok zor, hatta mümkün olmayacak bir cesaret işidir. Bu çözümü Şükrü Kaya akıl etmiş ve önermiş olsa bile, mutlaka Atatürk'ün en azından onayı vardır. Yoksa partideki, hükümetteki ve Millet Meclisi'ndeki siyasal olarak etkin ve güçlü Masonluk düşmanları, İçişleri Bakanı'nın bu çözümüne göz yummazlar ve kendisinden bunun hesabını sorarlardı. Fakat böyle bir şey olmamıştır. Masonlar kendiliğinden tatile girmesine girdi; ama neden yasayla kökünden kapatılıp da kesin çözüme gidilmedi ve neden Masonlardan yasal hesap sorulmadı bile denilememiştir. Olanla yetinilmiştir.” (Ayan 2008: 317-318)

 11_1

(http://web.archive.org/web/20060425132405/http:/mason.org.tr/turkiye.htm) (21.1.2018)

 

44

Londra Obediyansına tâbî Masonların İnternet sitesinde, Türkiye Masonluğunun muhtasar târihinin yer aldığı sayfada, “Atatürk'ün Cumhuriyetçi kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir. […] 1935 yılında günün politik şartları nedeni ile Masonluk, faaliyetlerini durdurmayı uygun gördü. Bu tarihte Meclis Başkanı Kâzım Özalp, 6 bakan ve 60'tan fazla milletvekili Mason'du.” tesbîtinde bulunuluyor ve “kapanış” mizanseninin kaynağının da –sağ kolu 330 Şükrü Kaya vâsıtasıyle- bizzât “Tek Adam” olduğu ifâde ediliyor…

Localar “Millî Şef”in teşvîkiyle tekrâr faâliyete geçti

Mason kaynaklarına istinâden buraya kadar îzâh ettiğimiz gibi, Türkiye Masonluğu, 1935'de, birtakım dâhilî, hâricî ve bünyevî sebeblerle, Hükûmetle muvâzaalı olarak ve sâdece kısmen “hâl-i nevm”e geçmişti. Bu meyânda, senelerdir, daha sağlıklı bir yapıyla tekrâr faâliyete geçmek için hazırlık yapmaktaydı. 1948'de şartlar olgunlaşmış bulunduğu için, artık Mâvî Localar da, 5 Şubat 1948'de İstanbul Vâliliğine verilen beyânnâmeyi müteâkib, Türkiye Mason Derneği ünvânıyle tekrâr resmen faâliyete geçti. Tamer Ayan, bunda, doğrudan İsmet İnönü'nün rolünün bulunduğunu ifâde ediyor:

“Yukarıda açıklandığı gibi, daha 1939 yılından itibaren Yüksek Şûra ve birtakım Masonlar, gayri resmi masonik toplantılar yapmalarına ve hatta Sembolik Masonluk çalışmalarını başlatmak amacıyla üç de Loca kurmalarına rağmen, şartların ve özellikle yasanın uygun olmaması nedeniyle dernekleşememişlerdir. Ancak 1946 yılında, mevcut masonik potansiyelin niteliksel ve sayısal yönden yeterli olmasının yanında, kabul edilen yeni yasanın (5 Haziran 1946 tarihli Cemiyetler Kanununun) da resmen faaliyete geçilmesine olanak sağlamasından dolayı artık ‘uyanış' için harekete geçilmesinin zamanı gelmiştir. Marş düğmesine basılmasının çok önemli bir gerekçesi de, 1948 yılında, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'e kabulü sürecinde öngörülen demokratik ortamın bir kanıtı olarak Masonluğun da yeniden faaliyete geçirilmesi yönünde yapılan telkinler doğrultusunda Millî Şef İsmet İnönü ve hükümet tarafından yakılan yeşil ışık ve hatta istektir.” (Ayan 2008: 386)

Muvâzaalı  ve zâhiren “kapandıkları” için mallarını dahi geri aldılar

İki Mason Derneğinden birisi (Türk Yükseltme Cem'iyeti - Türkiye Büyük Meşrikı) dahi resmen fesholunmadığı, sâdece faâliyetine (zâhiren) ara verilmiş bulunduğu için, bilâhare, bu Cem'iyet nâmına adlî mercîlere mürâcaat edilmiş ve birkaç sene süren dâvâlar netîcesinde, 1935'de muvâzaalı olarak Halkevlerine “bağışlanmış” bulunan bütün Cem'iyet malları istirdâd edilmiştir:

“Tatile girmeden önce Türkiye Büyük Locası'nın tüzel kişiliğini temsil etmekte olan, 1929'da kurulmuş Türk Yükseltme Cemiyeti de, Başkan Muhiddin Osman Omay'ın, Aralık 1935 tarihli [târihinde] faaliyetini durdurmuş olmasına rağmen, hukukî varlığını korumaktadır. Ama eskinin devamı olmak arzu edilmediğinden, hukuken mevcut derneğin faaliyete sokulmasının yerine, yeni bir dernek kurulmuştur. Yani, 1948 yılından itibaren Türkiye Büyük Locası'nın tüzel kişiliğini taşıyan, biri eski pasif Türk Yükseltme Cemiyeti ve diğeri yeni aktif Türkiye Mason Derneği olmak üzere iki tüzel kuruluş vardır. Nitekim Türk Masonlarının taşınmaz mallarını geri almalarına ilişkin davalar, hukukî kolaylık sağlaması amacıyla, tatilden önceki Türk Yükseltme Cemiyeti adı yeniden alınarak yürütülmüş ve kazanılmıştır.” (Ayan 2008: 388-389. Ayrıca Apak 1958: 178)

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  393226

-