Hüseyin Yağmur

MUSTAFA KEMAL PAŞA, SOFYA’DA TEŞKİLAT-I MAHSUSA ADINA MI BULUNDU?

Hüseyin Yağmur

Yeni devlet kurmuş liderlerin ülkelerinde ortak bir gelenek vardır: Resmi tarih, liderin ilkeleri doğrultusunda, zayıf yönler gizlenerek, güçlü yönler abartılarak, masalsı bir gerçeklikte yazılır ve anlatılır.

Mesela çoğumuz, Atatürk'ün bir üvey kardeşi olduğunu bilmez. Halbuki annesi Zübeyde Hanım eşini kaybettikten sonra yeniden evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur.

Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya'da anlattığına göre Atatürk, bir tüccarın vaatlerine inanarak onunla ortak bir ticari yatırıma girmiş ancak aldatıldığını çok geç anlamıştır.

Bu yüzden güçlü ve karizmatik liderlerin hayatlarındaki birçok nokta ya karanlıkta bırakılır ya da bir süslü kelime oyunu ile geçiştirilir.

Atatürk'ün hayatında süslü bir kelime ile geçiştirilen bir önemli nokta da Sofya'daki ateşe militer yani askeri ateşe olarak görev yaptığı günlerdir.

Nedense Atatürk'ün hayatının bu bölümü resmi tarihçiler tarafından ayrıntılı bir şekilde anlatılmamaktadır.

Halbuki Atatürk'ün buradaki hayatı ve yaptıkları dikkatle incelendiğinde ‘Atatürk'ün istihbarat faaliyeti yapmak üzere' Sofya'da bulunduğu izlenimi edinilmektedir. Atatürk'ün Sofya'da askeri ataşe olarak bulunduğu bu günlerde Sofya'da bulunan Büyükelçimiz Ali Fethi Okyar'ın da bir Teşkilatı Mahsusa üyesi olması bu tezimizi güçlendirmektedir.

Yakın tarihi anlatan resmi olmayan kaynaklarda bu anlamda bazı bilgiler vardır. O bilgilere Atatürk merkezli olarak kronolojik sırayla göz atalım:

(…) 23 Ocak 1913'de İttihatçılar, Sadrazam Kamil Paşayı bir darbeyle sadaretten uzaklaştırarak yerine Mahmut Şevket Paşayı getirirler. Bu olay Babıâli baskını olarak bilinmektedir. Bir ay sonra, Edirne Bulgarların eline geçer. 30 Nisan'da Mustafa Kemal Sadrazam ve aynı zamanda harbiye nazırı olan Mahmut Şevket Paşayı ziyaret eder.

(…) Mustafa Kemal, 27 Ekim'de Sofya'ya ateşe militer olarak atanır.

(…) Mustafa Kemal Kasım başında Sofya'ya gelmiş, kısa sürede Harbiye nezaretine bir rapor sunduktan sonra 16 Kasım'da Madam Corinne ile yazışmış. Ardından Genel Kurmaya bir rapor ve tekrar Madam Corinne ile yazışma… 23 Ocakta Madam Hilda ile özel dostluk ve iki gün sonra tekrar Madam Corinne ile yazışma… Atatürk,25 Ocak tarihli mektubundan sonra 10 Şubatta Harbiye nezaretine yazdığı mektubunda maddi bakımdan çok güç durumda olduğunu zikretmektedir.

Üç gün sonra 13 Şubatta yeni bir rapor gönderen Mustafa Kemal, üç gün sonra 16 Şubatta Harbiye nezaretine gönderdiği yeni mektubunda para talebini yineliyordu: “Burada sosyal yaşamımın da bilgi toplamama pek büyük bir etkisi olduğunu açıklamak gereksizdir.

Şimdiye kadar ödeneklerimin gönderilmesindeki düzensizlik, herhangi bir otelin üçüncü katında bir odaya bağlı kalmaya ve gerekenlerle gerektiği gibi ilişkide bulunmaya engel olmaktadır. Bu nedenle önceki isteklerimin göz önüne alınması uygun olur.”

(…) Mustafa Kemal, 1 Martta yarbaylığa yükselecek, 6 Martta Genel Kurmaya, Balkan devletlerinin siyasi durumu ile ilgili bir rapor gönderecek.

(…) Mustafa Kemal, Sofya'da Askeri kulüpteki kıyafet balosuna yeniçeri kıyafeti ile katılacak ve büyük ilgi toplayacaktır. Bu balodan 14 gün sonra 26 Mayıs 1914'de tekrar Madam Corinne ile yazışır. 14 Temmuzda tekrar para ister ve “Bilgi toplamada para harcama zorunludur. Önemli fırsatların ortaya çıkması halinde gereği kadar paranın yanımda bulunmamış olması ile bu fırsat kaçırılacaktır” der.

Atatürk'ün yazışmalarından açıkça anlaşılacağı üzere istihbarat toplamak amacıyla Sofya'da bulunmakta bu işi hakkıyla yerine getirebilmesi için  ise yetkililerden para talebinde bulunmaktadır.

Nitekim bu geleneğin devamı olarak yıllar sonra dönemin gazetecisi Ali Naci Karacan benzeri bir görevle İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Sofya'ya gönderilir. Talimatı veren Sofya eski ateşe militeri Atatürk'tür.

Ali Naci Karacan'ın hatıralarından  o satırlara da bakalım:

(…) İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tane tane konuştu: Hükümet bugünlerde Balkan politikasına ağırlık verdi, sen de görüyorsun. Bir Balkan Birliği sağlamak istiyoruz. Atina'da, burada toplantılar yapılıyor. Başarılabilirse Gazi'nin eseri olacak. Son derece önem veriyor bu Birliğe. Bizim yeni devletimizin sıcak karnı olarak Balkanları görüyor Gazi. Düne kadar aynı çatı altında yaşadığımız bu milletler, heyecanlı yapılarıyla her zaman kolayca tahrik edilebilirler. Bizim uzun bir süre dış huzura ihtiyacımız var, sen de biliyorsun, içeride bunca dertle uğraşırken bir de başımıza gelecek dış belalara uğramayalım, diyoruz. Yani Gazi'nin fikri, bu söylediklerim.”

Ali Naci dayanamadı: “Anladık. Peki, benden beklenen nedir?”

Şükrü Kaya, uzak masalardan birisine başıyla selam yolladı: “Anlatıyorum işte... Tarafsız, güvenilir bir gözle olup bitenleri içeriden görecek ve normal yoldan Ajansa haberler göndererek Balkan gerçeğini bize aksettireceksin. Sen tecrübeli bir gazetecisin. Sempatiksin. Girginsin. Kolay dost ediniyorsun. Gittiğin yerlerde iyi haber kaynakları bulacak kabiliyettesin. Yapacağın işi sefaretlerimiz, diğer haber alma servislerimiz yapamazlar. Bambaşka bir hizmet bekleniyor senden ve sen yapabilirsin.”

Yakın tarih araştırmacıları bu konunun üzerine giderek daha ayrıntılı bilgi edinebilirler diye düşünüyorum.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  034951

-