4 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

MÜTTEFİK KUVVETLER ÇANAKKALE’DEN NEDEN VE NASIL ÇEKİLDİLER?

Hüseyin Yağmur

8 Ocak 1916 günü Osmanlı ordusunun Çanakkale direnişini kıramayan Müttefik Kuvvetler yenilgiye uğrayarak Gelibolu yarımadasından çekilmeye başladılar.

Esasen çıkacak bir büyük savaşta Çanakkale Boğazının kapatılması, Osmanlı Devletine o günlerde Almanlar tarafından bir ödev olarak verilmişti. Dönemin İttihatçı yöneticileri bir gizli anlaşmayla Osmanlı askerini adeta para karşılığında Almanya'ya satmışlardı. Alman Kurmay Başkanı Won Kress Berlin'e giderken Osmanlı Başkumandanlık Vekaletinden Alman Karargahı Umumiye Reisi General von Falkenhayn'a hitaben bir  muhtıra götürdü. 31 Ağustos tarihli bu muhtıranın bazı bölümleri şöyle idi:

 1) 100 bin kişilik iyi ve kafi derecede techiz edilmiş kıtaat. Aşağı Mısırın fethi için bu  kuvvetin 50 bin kişi ile daha takviyesi.

 2) Almanya'nın vermekte olduğu paranın ihtiyacı tamamen temin edecek miktara iblağı.

 6) Şubat sonuna kadar 25 milyon mark. Ondan sonra her ay düzenli olarak 10 milyon markın yardım olarak verilmesi (Erden,2003:199).

 ‘Yardım alan emir de alır' kuralı gereğince Almanlar İttihatçılara markları verirken üç de önemli  görev ve emir verirler. Almanların Osmanlı ordusuna verdiği emirler tanıdıktır. Ordu Kurmay Başkanı von Frankenberg Deutsche Wehr Dergisinin  Mayıs sayısında bu ödevleri şöyle açıklamıştır: Alman Başkumandanlığı 1.Dünya Savaşı'nda Türkiye'ye üç ödev vermişti. Çanakkale Boğazı'nı kapatmak, Kafkasya'ya taarruz, Kanal'a taarruz (Erden,2003:29).

 Osmanlı Devleti'ni petrol ve savaş planlarının bir taşeronu olarak kullanan Almanların Türkler ile irtibatı duygusal değil fiziki bir yakınlıktan ibarettir. Dönemin çeşitli şahitleri bu anlamda ayrıntıları hatıra ve kayıtlarında paylaşmaktadırlar: Münevver Ayaşlı, Kudüs İngilizlerin eline geçtiği gün, Dostumuz(!)Avusturya tarafında yaşananları şöyle anlatır: Müttefikimiz olan Katolik Avusturya Kudüs'ün İngilizlerin eline geçmesi münasebetiyle şenlik yapıyor, mumlar yakıyor,Viyana'da şenlik çanları çalınıyordu  (Ayaşlı,2003:54).

 O günlerde Almanya fırsat buldukça  adeta düşmanımız gibi davranmaya devam ediyordu. Cemil Filmer'in naklettiğine göre; Kudüs'te büyük bir karışıklık vardı. Kentin düşmesi an meselesiydi ve  kent tahliye edilmekteydi. Alman konvoyları yolu doldurmuştu. Ancak ne bir yaralı, ne bir asker alıyorlardı. Düşmanca bir tutum sayılacak derecede sadece kendilerini düşünüyorlardı. Kamyonların üzerinde kuş kafesleri, yiyecek, türlü eşyalar gidiyordu da, yaralıları almıyorlardı (Koçak,2012:127.)

 18 Mart 1918 günü yaşanan zafer ile savaşın kaderi değişmiş oldu. Netice olarak İngiliz ve Fransız Donanması'nın bir günde toplam kaybı 4 değil 10 ile 12 gemiydi. Bu sebepten, en yakın zamanda yeni bir harekatın tekrarı düşünülemezdi. Hasar gören takriben 8 gemiydi. Harbin neticesinde Türklerin kaybına gelince; iki ağır ve bazı ona menzilli toplar kullanılmaz hale gelmiş, birkaç subay ile 50 asker şehit olmuş ve 70 ya da 80 asker de yaralanmıştı.

Savaşa takriben yarım milyon asker katılmıştı. Zayiatın % 10'unu ölenler, % 40'nı yaralı, hasta ve kayıplar teşkil ediyordu. Şu halde asker kaybı, savaşa katılan askerlerin tamamının %50'sini oluşturuyordu.

Çanakkale Savaşlarında Osmanlı Ordusu son derece zayıf vaziyette iken düşman, son derece güçlü savaş teknolojilerine sahipti.Hal böyle iken Osmanlı Ordusunun düşmana karşı saldırıları son derece zayıf  kalmaktaydı.Esasen Osmanlı Ordusu'nun savaş etme yeteneği mevcut değildi. Bu yüzden düşmana karşı yapılan bütün saldırılar şaşırtıcı derecede ‘etkisiz saldırı'  kabilindendi.

 Selahattin Adil Paşa bu vaziyeti Hatıralarında şöyle anlatır: Çanakkale'de cephenin en büyük eksiği top cephanesinin sınırlı oluşu idi. Vehip Paşa günde dört mermiden fazla harcayan batarya kumandanını sigaya çekiyordu  (Sarıbay,1982:269).

  (…)Herkes, Türklerin açtığı tüfek ateşlerinin çok etkisiz olduğuna şahit olmuştu.Türkler süngülerle çarpışmak için dört gözle bekliyordu (Ewıng,2012:94).

 Düşman 900 kiloluk mermilerle savaşıyordu.General Pomiankowski, durumu şöyle özetlemektedir:Türkler, bütün savaş boyunca top cephanesi kıtlığı çekerken düşman tarafında cephane bolluğu vardır.Bundan dolayı mermi ve şarapnel dökme demirden imal ediliyordu. Bunlar bir infilak anında çok küçük parçalar halinde dağılıyordu. Pek çoğu canlı hedefleri bile anında öldürecek kadar tesirli değildi (Pomiankowski,1997:116).    

Çanakkale Savaşları sırasında Osmanlı Ordusu'ndaki yüksek ölüm miktarı analiz edilmesi gereken bir başka konudur. Çanakkale Savaşında şehit ve gazileriyle büyük destanlar yaşanırken bu yokluk ve yoksulluktan dolayı Çanakkale Cephesinde Osmanlı Askeri yüksek oranda can kaybına uğrar.Bazen bir çatışma anında 10 bin Türk askeri birden şehit olmaktadır.

 Güneş de bu durumu savaşa katılan bir Osmanlı subayının hatıralarından  şöyle anlatmaktadır:(…)Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerini (Anzak) kesin bir şekilde Arıburnu'ndan atmak icin başlatılan bu taarruz hazin bir şekilde neticelendi. 19 Mayıs 1915 gecesi saat 03.30'da başlayan taarruz öğlen resmen bittiğinde Türk tarafının toplam zayiatı 10.000 kişiye yaklaşmıştı. 19 Mayıs taarruzu öncesi durumu fark eden Anzaklar iyi bir savunma hattı kurmuşlardı. 42.000 kişilik Türk birlikleri yaklaşık 13.000 Anzak askeri karşısında bir başarı elde edememiş, taarruzlar 10.00'dan itibaren 5. Ordu Genel Karargahı tarafından durdurulmak zorunda kalındığında zayiat 3.369'u şehit, 5.967'si de yaralı olmak üzere toplam 9.487 kişi olmuştu (Güneş,2014:16).

 Çanakkale Savaşında yaşanan kahramanca direniş fazlasıyla anlatılmakta ne varki savaşın askeri boyutu nedense pek irdelenmemektedir. Binbaşı Ali Fuat Erden, ortaya bu anlamda bir iddia atar:Çanakkale Savaşında Gelibolu yarımadasının sahilleri düşman bir kuvvetin çıkarmasına uygun değildi.Oradaki kuvvetlerimiz de az olmadığından doğrudan doğruya sahili savunmamız  gerekirdi. Böyle yapılmayıp sahil kuvvetli tutulmamış ve düşman karaya çıktıktan sonra karşı taarruzla denize dökülmesi fikri yönünde hareket edilmiş idi ki bu strateji  doğru değildi (Erden,2003:139).

 Çanakkale Cephesinde tartışılmayan bir başka konu da düşmanın yaklaşık iki yıl savaştıktan sonra hiç zayiat vermeden ve Osmanlı Ordusunun haberi olmadan kolayca çekilip kaçabilmesidir.  İngiliz ordusundaki rahip subay Ewing bu durumu şöyle anlatmaktadır Harekat,gece karanlığında Türklerin ruhu bile duymadan sürdürülüyordu. Bir ay süren tahliye esnasında sadece bir kişi yaralandı, bazıları da mermilerden kopan parçalardan hafif şekilde zarar gördü.Hiç bir askerimiz canından olmadı. Birkaç, gün içinde Gökçeada'dan da ayrıldık (Ewıng,2012:168). 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  778607

-