5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

NAKŞİBENDİLER VE SEKÜLER REJİM

Hüseyin Yağmur

Kurtuluş Savaşı ve Nakşibendiler

 Tarihçi Prof. Dr. Cemil Koçak, Nakşibendi'lerin Kurtuluş Savaşında ne kadar aktif bir rol  oynadıklarını şöyle anlatıyor: Ruhani isimler bu mücadele önemli yer tutuyorlardı. (Nakşibendi şeyhi Fevzi Efendi, Halvetiyye şeyhleri Abdullah Sabri Aytaç, Yahya Galib Kargı Bey, Nakşi Özbekler Tekkesi şeyhi Mehmed Ata Efendi, Bir Kadiriye Dergahı olan Hatuniyye Tekkesi şeyhi Sadedin Ceylan Efendi,Nakşi Şeyhi Şerafeddin Dağıstani, Hacı Bektaş Veli Dergahının Nakşi şeyhi Hacı Hasan Efendi..) Savaşa katılanların hepsi bir din savaşına katıldığını ‘gavurlara' karşı bir İslam mücadelesine katıldığını bilerek katılıyorlardı (Koçak,2011).

Kemalist Yazar Hikmet Bila da bu anlamda şu tesbiti yapıyor: Hacıbayram Camii'nde toplanıp dua eden şeyhlerin bir kısmı mebus olarak yeni kurulan Meclis'te vazife almış bulunuyordu. Erzincanlı Nakşi Şeyhi Hacı Fevzi Efendi bunlardan sadece biriydi. (Bila,1999:22).

İşte o günlerde Üsküdar'daki Nakşibendi Özbekler Tekkesi Şeyhi Ata Efendi tarihi bir role imza attı. İsmet İnönü de dahil olmak üzere, birçok Kuvayı Milliye'cinin Anadolu'ya geçmesi için bir gizli karargâh vazifesi icra eden Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi ve onun uzak görüşlü vatansever Şeyhi Ataullah Efendi de resmî tarihin hatırlamak istemediği kahramanlardandır. Şeyh Atâ'nın asıl hizmeti, Anadolu'ya geçecek kişileri tekkede ağırlaması idi: Feyzi Çakmak, İsmet İnönü, Mehmet Âkif, Halide Edip, Adnan Bey.. Hep Özbekler Tekkesi'nde misafir edilerek, münasip tarzda Anadolu'ya kaçırılmışlardı.

İşgal ordusu askerlerinin terör estirdiği o günün İstanbul'unda bu dergah bir cesaret abidesi gibi işgalin karşısına dikilmiş, Anadolu'ya giden kahramanlara kucak açmıştı. Dergâhın kapısında gelenleri elinde fenerle bir derviş karşılıyor, sonra da onları içeri buyur ediyordu. Adıvar Ailesi dergâha geldiğinde içeride 4 adet mebus bulunuyordu. Celâlettin Arif Bey bir gün, Miralay İsmet Bey de iki gün önce Dergâh'tan hareketle Anadolu'ya geçmişlerdi (Adıvar,1999: 76).

Menemen Tertibi ve Büyük Tasfiye

1925'te İstiklâl Mahkemeleri ile başlayan tasfiye rüzgârı bir süre sonra Nakşîbendileri de içine alır.1930'da özellikle Nakşîler aleyhinde kampanyalar başlar.

Serbest Fırka'nın belediye başkanlığını kazandığı otuz civarındaki merkezden biri olan ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın esasen hedefinde olan ilçe bu tertip için pilot ilçe seçilmişti.

Rejim tarafından hedef nokta seçilen merkezlerden biri de devrin tasavvuf ulemasından “Şeyh Esad Erbili ve onun etrafındaki vasıflı sevgi halesiydi. Bu hâlenin içinde ‘Mahmut Muhtar Paşa gibi devlet adamları,  milletvekilleri, eski büyükelçiler, emekli profesörler  mevcuttu ” (Wett,1993:226).

Devrin ABD Ankara Büyükelçisi'nin kayıtları tertibe projektör tutan çarpıcı tespitlerden müteşekkildir. Grew, ‘Bir takım uyuşturucu kullanmış şahısların önlerine çıkan Kubilay isimli şahsı öldürerek İnkılaplara karşı nutuk attıklarını; hükümet yanlısı gazetelerin Kubilay'ın başının kesilip kanının içildiğini uydurduklarını, İsmet Paşa hükümetinin bu hãdiseyi devrimleri yerleştirmek için kullandığını' Yeni Türkiye isimli eserinde zikretmektedir.

Nitekim yakın zaman önce yayınlanan Genelkurmay Arşiv belgelerinde de hãdisenin faillerinin “bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplânan şahıslar olduğu, bunlardan Mehmet isimli olanın kendisini mehdi ilan ettiği” (Milliyet:2007). belirtilmektedir.

İzmir'e çok yakın mesafede bulunan Menemen kasabası SCF''nın belediye seçimini kazandığı yerlerdendir. Serbest Fırka'ya rey veren Menemen halkı Cumhuriyet Halk Fırkası heyetini de yuhalamıştır. Menemen'deki hadise, irtica kılığı altında ortaya çıkan ayak takımından esrarkeş bir kaç kişinin (altı kişi, ikisi çocuk yaşta) Menemen'de meydana getirdiği bir hadise olarak görünmektedir ( Doğan M.2014:371).

Bu sefer hedef, bütün baskılara rağmen pasif tarzda müessiriyetini devam  ettiren tarikatlar ve bilhassa Nakşibendi tarikatı ve onun şeyh ve müntesipleri olmuştur. Sultan Reşad devrinde Şeyhü'l-meşayih seçilen Nakşî Şeyhi Esad Erdebilî hadiseye hiç bir şekilde dahli olmamasına rağmen İstanbul'dan getirilmiştir. Bu sırada yaşı 90'a yakındır. Bu vesile ile Menemen'i hiç görmemiş, hadiseyle alâkası olmayan şahıslar ülkenin uzak yerlerinden apar topar vaka mahalline getirilmiş, mahkemeye sevk edilmiş ve nihayet idam olunmuşlardır. İdama mahkûm edilen Şeyh Esad Erdebilî, bir iddiaya göre, yaşı dolayısıyla idam edilemeyeceğinden, hastahanede iğne ile öldürtülmüştür ( Doğan M.2014:374).

Şeyh Esad Erbili Menemen olayında ise bir numaralı suçlu olarak gösterilir. 23 Aralık 1930'da tutuklanır, Menemen'e sevk edilir. İdam talebiyle yargılanır fakat o sırada yaşı 90'ı geçtiği için yürümekte bile zorlanıyordur. Cezası müebbede çevrilir. Oğlu Ali Efendi ise idam edilir. Üremi tedavisi için Menemen'e askerî hastaneye gönderilir. Tedavisi devam ederken 4 Mart gecesinde damar içi enjeksiyon ile zehirlenir. Cenazesi ailesine verilmez.

Türkiye'nin Vicdanı Olarak Nakşibendiler

Corona virüsü salgını münasebetiyle süreci başarıyla yöneten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca vesilesiyle Nakşibendilik tekrar gündeme geldi. Bir medya kaynağının haberine göre Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Nakşibendi imiş.

Tarih boyunca Nakşibendiler zor günlerin, zor zamanların adamları oldular. Sultan saraylarında yer veya görev alarak mutlu ve konforlu hayatlar sürmek yerine, Saray dışındaki dergahlarında kamil insan yetiştirme ve işler iyice kötüye gittiğinde yönetim ile ilgili kanaatlerini söylemeyi tercih ettiler.

Ülkemizin işgalde olduğu o zor günlerde Kurtuluş Savaşı'na öncülük eden Nakşibendi şeyhleri 1930'da Menemen Tertibi'nin ardından yaşadıkları büyük kıyımdan sonra kabuklarına çekilerek kendi iç devinimlerini devam ettirdiler.

14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin ikitidara gelmesinin ardından mevcut sağ muhafazakar iktidara angaje olmak yerine mesafeli bir bakışla duruşlarını sürdürdüler.

1970'lerden itibaren Nakşibendi Gümüşhanevi yolunun meşayıhı, çok partili siyasi hayatın içerisinde bir muhalif söylemin sahibi olarak ve ‘kendi olarak, kendi kalarak' yeni bir tavır ile ortaya çıktılar.

Nakşibendiler yaklaşık 5 yıldır iktidarda bulunan sağcı muhafazakar Adalet Partisi'nin iktidar nimetlerinden yararlanmak yerine, Şeriatin hakikatlerini söylemeyi tercih eden bir muhalif söyleme destek vermeyi tercih ettiler.

Serezli Şeyh Hasip Efendi (1863-1949) ve Kazanlı Şeyh Abdülaziz Efendi'nin (1895-1952) talebeleri Prof.Dr. Necmettin Erbakan ve onun etrafında yer alan dergah arkadaşları Milli Nizam Partisi (1970-1971) ile birlikte siyasete yön veren kişiler olarak tarih sahnesindeki yerlerini aldılar.

Milli Nizam Partisi'nin 12 Mart 1971 Darbesinin ardından kapatılmasından sonra Mehmet Zahid Efendi (1897-1980) ile birlikte bu süreç devam etti.

Mehmet Zahid Efendi'nin bir başka talebesi Turgut Özal, 12 Eylül 1980 Darbesinden sonra yeni bir vizyon ve solukla kitlelerin karşısına çıktı. Özal, bütün Türkiye'ye kucak açan bir söylemle ortaya yeni bir vizyon koydu.

Turgut Özal'dan önce Erbakan, ancak Başbakan yardımcılığı ile devletin zirvesinde kendisine yer açabilmişti. Turgut Özal Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaparak ‘Seküler rejimin Devletini, Milletin Devletine çevirme' gayreti içerisinde yer aldı.  

Mehmet Zahid Efendi'den sonra bayrağı devralan Mahmud Esad Coşan Hocaefendi (1938-2001) müceddidi bir yaklaşımla dergahın siyasi ilişkileri başta olmak üzere bütün faaliyetlerini gözden geçirmiş, siyasete artık iyice  tekel haline getirilmiş dar bir kalıptan bakmayı redderek, Refah, ANAP ve BBP'nin doğrularını destekleme zaviyesinden bakma yaklaşımını gündeme getirmiştir.

Devletin, mutlu ve imtiyazlı seküler bir azınlığın tekelinden alınarak, miletin devleti haline getirilmesi süreci 28 Şubat 1997 Darbesinden sonra nihayetinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından taçlandırılmıştır.

Bu tarihi süreçte de çeşitli meşreplerden tüm Nakşibendiler devletin yeniden inşasında ve millet lehine ihyasında aktif rol almışlardır.

(Aslında bu yaşanan sosyolojik bir vakıadır. Her dönem bir aşkın söylemden feyzini alan kişiler Türkiye'yi yönetmişlerdir. Bu  kişiler,bazan  Ataist,(Atalar dinine bağlı) bazan Ateist,bazan Marksist,bazan Gandist olmşlardır.Her türlü ‘ist' devlet yönetimine gelecek de bu toprakların yerli ve milli çocukları iktidara gelmeyecek mi? )

Şüphesiz kötü örnekler ve istisnalar olmakla birlikte; Nakşibendiler'in genel özellikleri dikkat çekicidir.

Sivil kanaat önderleri olarak; Destek verdikleri devlet yöneticilerini emirleri altına alma ihtirasına kapılmazlar. Destek verdikleri devlet yöneticilerinin emirleri altına girmeyi de tercih etmezler.

Bulundukları görevler sırasında ‘emir ve talimatla' hareket etmezler. Kur'an ve Peygamberin sünnetinden edindikleri ‘terbiye' ile hareket ederler.

Nakşibendiler, tıpkı Kafkas Kartalı Şeyh Şamil gibi, özgür ve özgün ruhlu bireylerdir. Birilerinin emir ve talimatı doğrultusunda ‘kurşun asker' olmazlar. Analizci ve sorgulayıcılardır. Bedir Savaşı sırasında Peygamberimiz konaklama  yerini tesbit edince  “Ya Resullallah! Bu senin kararın mı yoksa sana bu konuda Allah'tan  bir  vahiy mi geldi? sahabe duruşunun mirasçılarıdırlar.

Her Nakşibendi, bulunduğu kurumda ‘bir Yalnız Kurt gibi' hakikatin takipçisidir. Dönemin vicdanı, kurumların pusulasıdır.

Her Nakşibendi, Ebu Zerr el-Gıfari Hazretlerinin günümüzdeki takipçisidir. İktidar nimetinin ve kariyer hedefinin peşinde olmayı elinin tersiyle iterek, gerektiğinde ‘bir büyük yalnızlığı' tercih ederek, hakikatin takipçisi olmayı kendisine rehber edinmiştir.

Talihin tecellisi; 1930'da topyekün tasfiye edilmek için üzerlerine buldozerle gidilen Nakşibendiler, bu tarihten tam 40 yıl sonra, Devleti yeniden ihya ve inşa eden bir dinamik cevher olarak tarihteki yerlerini aldılar.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  301867

-