20 TEMMUZ 2019 CUMARTESİ

Süleyman Tüccar

NASIL HİLE YAPTILAR

Süleyman Tüccar

Son yazıda hileyi yapan organizasyon çözülmedi demiştim. Beklediklerinin tersine organizasyonun gerçek boyutları ifşâ edil(e)meyince onlar da kısa bir duraklamadan sonra yeniden cesaretlendiler tabii. Daha önce çevirdikleri dolapları yine çevirebileceklerini düşünüyorlar ve teşebbüste kararlılar; hazır olun! Bizim, ayakta uyurken uyanık gözüken etkin ve yetkin ateş parçalarımız pek bir çoktur. Yine anlatmaya çalışayım. Yalnız bu defa bu ülkede kimler önlem alma makamında ise bu yazıyı kafalarına vura vura okutun!

Hem 2017 referandum hem de 2018 başkanlık seçimlerinin sonuçlarıyla ilgili son bir kaç saatteki tek taraflı anormal ivmelenmenin ancak sonuçlara müdahale edildiği anlamına geleceğini bir yıl önce açıkça yazmıştım. Şimdi yine ve ısrar ile bu seçimlerde yaşanılan usulsüzlük ve kanunsuzlukların tespit edilen başlıklardan ibâret olmadığını söylüyorum! Ak Parti'nin geçerli oylarını geçersiz saymak, zabıtlar ve tutanaklar üzerinde tahrifat yapmak, sandık kurullarını yasal olarak kesinlikle üye olamayacak kimselerden teşekkül ettirmek, sahte seçmen kayıtları oluşturmak, aslında geçersiz olması gereken oyları CHP lehine kaydetmek, Ak Parti'nin oylarını ya hiç girmemek ya da başka partilere verilmiş gibi kaydetmek dışında daha vahim işler döndüğünü görebiliyorum. Tabii bunun sadece sezgisel bir görme türü olduğunu söyleyemem!

 Dahası bu işin gerçekten kurcalanması hâlinde tertibe ilişkin tüm itiraf, belge ve delillerin çorap söküğü gibi geleceğini, ortalığa saçılacağını düşünüyorum. Hazırlıklarının iki yıl önce başladığı belirtilen, özel de İstanbul olsa da genel olarak Türkiye çapındaki böyle bir organizasyonun polis ve istihbarat teşkilatlarımız tarafından fark edilmemesi mümkün mü ve bu sorunun cevabı ne anlama gelir, ayrı bir bahsin konusu. Ben şimdi seçim sonuçlarına ilişkin esas müdahale biçiminin oy sayım alanlarında ve çuvallardaki oy pusulalarının değiştirilerek yapıldığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ve önlemlerin de ona göre alınmasının elzem olduğunu şiddetle, ısrarla, neyi niye dediğimin gâyet ayırtında olarak söylüyorum. Üzerinde hani şu CHP'li milletvekillerinin yattığı, Ak Parti'li görevlilerin içeride değilken yahut kimi işbirlikçi kamu görevlilerinin kasti yanıltma ve yönlendirmeleriyle pasifize edilmişken, mühürleri bozularak ağızları açılan çuvallardan bahsediyorum. O çuvallar açıldıktan sonra içinden alınan oy pusulalarının yerine eşit sayıda ama istedikleri partiye tercih mührü vurulmuş farklı oy pusulalarının tekrar doldurulmasından söz ediyorum. Çuvallardan alınan gerçek oylar güvenli şekilde tahrip edildikten sonra fâiller için yakalanma tehlikesi büyük ölçüde atlatılmış oluyor. Tabii bu çuvallardaki yeni sayım sonuçlarını işlemek için boş hâldeyken imzalatılmış, imzası eksik kalmış ya da tamamen imzasız yepyeni tutanak ve zabıtlar gerekir ki 31 Mart seçimlerinden sonra neden bu kadar çok böyle evrakla karşılaştığımızı anlamamız kolaylaşıyor. Oy sayım alanlarında bir tarafın hâkimiyet kurarak denetimsiz kalmasına hattâ adeta cirit atmasına müsaade edilirse artık o seçimlerin güvenliğinden söz edilebilir mi? Şunu aklınız alıyor mu; Ak Parti Maltepe'deki seçim sonuçlarına hile yapıldığı gerekçesiyle itiraz etmiş ve yeniden sayım kararı alınmış. Böylesine kritik bir teyakkuz ânındayken bile o alanda CHP ve Saadet Parti'li görevliler Ak Parti'nin müşahitleri olmaksızın kendi başlarına yeni sayım masaları kuruyor ve 400 sandığı yani 120 bin oyu tek başlarına yeniden sayıncaya kadar fark edilmiyorlar. Üstelik bu vahim durum bilindiği hâlde sayım sonucu YSK tarafından geçerli sayılıyor. Oy sayım alanında kurulan tek taraflı saha hâkimiyeti nasıl seçim sonuçlarını ifsat edici tahakküme dönüşüyor ve bu yargı eliyle nasıl onaylanıyor görüyor musunuz? CHP'nin hem oy sayım alanlarında hem YSK üzerinde ne denli bariz bir etkinlik tesis ettiğini, CHP il başkanının akşam saatlerinde hâkimleri evinden getirtip onlara istedikleri gibi kararlar çıkarttığını hep beraber gördük değil mi?

Her neyse biz oy pusulalarıyla devam edelim. Üstelik bu konuya daha önce değinen olmuş mu bakalım; Meselâ 20 Nisan 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi'nin köşe yazarlarından Mehmet Y. Yılmaz'ın “Damgasız oyların sayısı nedir” başlıklı yazısına gidelim;

Şöyle diyor;

“DEVLET Malzeme Ofisi'nin, Yüksek Seçim Kurulu'nun talebi üzerine ihale açarak 450 bin adet, üzerinde “Tercih” yazısı bulunan mühür satın aldığını, Cumhuriyet'te Çiğdem Toker yazmıştı.

İhale şartnamesine göre, üretilecek mühürler, 10'ar binlik paketler halinde ilçelere teslim edilecekti. Hangi ilçeye ne kadar teslim edileceğine ilişkin bir döküm de şartnamede yer alıyordu.
Ama buna rağmen, referandumda birçok yerde üzerinde “Evet” yazılı mühürler de kullanıldı.
(…) bu tablo bize şunu söylüyor: “Tercih” yazılı mühürlerin bir bölümü, sandık kurullarında değil, başkalarının elindeydi. Referandum için kaç adet fazla pusula bastırıldığını da bilmiyoruz, çünkü YSK artık doğrudan ihaleyle de işi istediği şirkete verebiliyor ve ihale sonucu da açıklanmıyor.

Geçen seçimlerde olduğu gibi fazla pusula basıldığını tahmin etmek de zor değil.

Bu fazla pusulalardan bir bölümünün, bir şekilde üzerinde “Tercih” yazılı mühürlere sahip olan kişilerin eline geçmediğinin garantisi de yok.

 

Ben 23 Nisan 2017 tarihinde “Mührü Yalan Rüzgârı”  başlıklı bir yazı ile bu iddialara sandık başlarında ve oy sayım alanlarında kuzular gibi bekleşen Ak Partililerin itham edildiği zannı ile tepki göstermiştim. Ama bugün dönüp tekrar Mehmet Y.Yılmaz'ın yazısına baktığımda itham mı, ilham mı, ihbar mı, ihtar mı emin olamıyorum. O referandumda da aynı sandık kurullarının elinden yine Ak Parti aleyhine bir takım sonuçlar çıkarılmasının örtülü ihbarı mı, CHP'den alınan ya da verilen bir ilham mı, bundan sonra bak bunu yine yaparlar diye Ak Parti'ye yapılan bir ihtar mı, hattâ hem yaparız hem söyleriz hem de yaptığımızla sizi suçlarız diyen bir istihzâ mı çözemiyorum.

Ama 31 Mart seçimleriyle ilgili olarak o günden bugünü ışıtan projektör tümcenin; “Bu fazla pusulalardan bir bölümünün, bir şekilde üzerinde “Tercih” yazılı mühürlere sahip olan kişilerin eline geçmediğinin garantisi de yok” cümlesi olduğunu söylüyorum. Kimin eline mi geçti; oy sayım alanlarında çuvalların üzerine yatanların, o çuvalların mühürlerini bozarak kendi kendilerine açanların, sayım alanlarında kendi başlarına oy sayanların ve bu neticeleri yataklarından kaldırdıkları, evlerinden aldırdıkları hâkimlere onaylatanların olabilir mi? “Olabilir” sizce de biraz safça kalmıyor mu?

 

Ama bu fazla oy pusulalarını şaibe sebebiyle iptal edilmiş bir seçimin ardından yine elde etmek o kadar kolay mı diyebilirsiniz? Haklısınız, kamu görevlileri her zaman militanlar kadar cesur olamazlar. Bu yüzden de başka yollara mecbur kalınabilir. Ama ben buradan bu süreci bir gergef gibi işleyeni uyarayım. Türkçe'de güzel bir deyim var; Önce can sonra canan diye! Burada “canan” sen oluyorsun! Eğer bu süreci ölü taklidi yaparak geçirenler hilenin ve uluslararası ayağı apaçık olan bu organizasyonun üstüne çökmek zorunda kalırlarsa olan sana olur. Üstelik sağda solda bize oy pusulası basabilecek birileri lâzım diye gezecek kadar cüretkâr olursan elbette bir seferinde de “derken” yakalanırsın. Unutma sen Canansın can değil…   İki tek atınca, sırf ben doksan oy bastım sandığa diyerek kıkırdayan zibidilerin de yerin kulağı olduğunu bilmezler…

 

 

 

 

 

 

SÜLEYMAN TÜCCAR - TERCÜMEİHÂL

SÜLEYMAN TÜCCAR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  768788

-