31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

NAZİK VE ZARİF İNSANLARIN DİNİ İSLAM!

Hüseyin Yağmur

Hocalarımızın tavsiyesi üzerine geç de olsa Kur'an-ı Kerim mealini birkaç kez özümsemeye çalışarak okumak nasip oldu.

Müslümanlar için Kur'an-ı Kerim gerçekten bir hayat rehberi. İnsan bütün ruhuna Kur'an-ı Kerim'i ayet ayet sindirmesi lazım.

Ben Kuran'ı Kerim mealini altını çizerek okudum. Altını çizdiğim yüzlerce ayet, ifade ve tanımlama var. Bir tanesini sizlerle paylaşayım.

'Bir vakit İbrahim şöyle demişti: '- Ey Rabbim, ölüleri nasıl diriltirsin? Bana göster.'

Allah: '-Ölüyü dirilttiğime inanmadın mı?' buyurdu.

İbrahim: '- Evet, inandım, fakat kalbim tam yatışsın diye sordum.' dedi.' (Bakara / 260)

Bu ayeti kerimedeki diyalog, inanma ilişkisindeki pedagojik ve insani yönü gösteren harika bir örnek.

Bu yüzden kimse kimseye körü körüne bir doğruyu, bir inancı dayatmaya kalkmamalı.

Allah'ın peygamberi Hz. İbrahim bile Allah'a kalbinin mutmain olması için 'Beni ikna et' diyor.

Bu yüzden ben, bulduğu bir doğruyu, üyelerine, mensuplarına, arkadaşlarına 'Buna sorgusuz sualsiz inanacaksınız!' diyen  kişilerin bu ayeti kerimedeki pedagojik gerçeklikten ve ilahi ikna yönteminden habersiz olduğunu düşünüyorum.

Kur'an-ı Kerim'den sonra en büyük inanç kaynaklarımızdan biri Peygamberimizin sünneti seniyyesi... Bunu da İslam Tarihinden öğreniyoruz. Bu anlamda en önemli eserlerden biri rahmetli M. Asım Köksal'ın İslam Tarihi...

Sünneti ve hadisi şerifleri anlatan bir de M. Yusuf Kandehlevi'nin 'Hadislerle Müslümanlık' isimli beş ciltlik bir eseri var. Çok feyizli ve bereketli bilgilerin yer aldığı bu kitapta da o döneme ait çok sayıda hazine kıymetinde bilgi mevcut.

Bunlardan beni heyecanlandıran birkaç tanesini sizlerle paylaşayım:

Hz. Ebu Bekir'in yaşlı babası Ebu Kuhafe uzun zaman Müslüman olmamakta ısrar etmişti. Ebu Kuhafe, Mekke'nin fethi günü Müslüman olmaya karar veriyor ve oğlu Hz. Ebu Bekir ile birlikte Müslüman olmak üzere Hz. Peygamber'in yanına geliyor.

Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Ebu Kuhafe'nin geldiğini görünce şu tarihi nezaket cümlesini sarf ediyor: Bu yaşlı adamı buraya kadar neden yordunuz? Ben onun evine kadar gidebilirdim.

Mekke'ye muzaffer bir komutan olarak girmiş, Allah'ın elçisinin gösterdiği inceliğe bakın! 'Bu adam neden bu zamana kadar inat etti!' demiyor, 'Biz keşke onun evine kadar gitseydik' diyor.

Babası Ebu Kuhafe Müslüman olurken Hz. Ebu Bekir birden ağlamaya başlıyor. Hz. Peygamber 'Ya Ebu Bekir neden ağlıyorsun?' diye soruyor.

Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir tarihi bir zarafet örneği göstererek şu cevabı veriyor: 'Ya Resulallah! Ben biliyorum ki sen Amcan Ebu Talip'in Müslüman olmasını ne çok isterdin! Keşke babam gibi o da Müslüman olsaydı. Ben şimdi ona ağlıyorum.'

Hz. Ebu Bekir'in hali, babasında Resulullah'ın amcasına duyduğu sevgiyi gören ve hatırlayan aşkın bir zarafet örneği olarak karşımıza çıkıyor.

İslam ahlakından kaynaklanan nezaket ve zarafetin bir yansımasına binlerce yıl sonra Antalya'nın bir dağ köyünde karşılaşıyoruz. Beşir Ayvazoğlu'nun, Nuri Arlasez ile yapmış olduğu söyleşide; Arlasez, İngiliz yazarı Toynbee ile gittiği bir yurt gezisinde karşılaştığı manzarayı şöyle anlatıyor:"Toynbee ile birlikte bir gün güneyde, Antalya'ya 70-80 kilometre mesafedeki bir köye gittik. Nur yüzlü bir ihtiyarla karşılaştık. İçimden geldi. Çok samimi olarak gidip elini öptüm. "Babacığım dedim. Çok açız, çaresine bakabilir misin?"

İhtiyar; "Oğul, yeter ki sen fukaranın olanına katlan!" dedi. İhtiyar çok güzel yiyecekler getirdi. Bütün ısrarımıza rağmen para kabul etmedi. “Ta nerelerden bu kuş uçmaz, kervan geçmez yere geldiniz. Gönlümüze ferahlık verdiniz. Bir de para mı vereceksiniz, ne parası?” dedi.

Ama ben ısrar ettim. Bunun üzerine: "Bak oğlum, misafirimizsin. Daha fazla ısrar edersen, paranı kabul etmek zorunda kalacağız. Neşemizi bu kahpe para için kaçırmaya değerse ver!" dedi.Artık ısrar edemezdim. Toynbee'ye söylediklerini aynen tercüme ettim.

İngiliz'in gözleri yaşardı ve şunları söyledi: "İhtiyar bize ebedi ölçüde bir insanlık dersi verdi. Bu borcu hiç bir zaman eda edemeyeceğiz. Dünyaları ayakta tutan, her memlekette gizli kalmış bu gibi kahramanlardır. Bunların yüzü suyu hürmetine memleketler ayakta kalır. Biz, sanayileşirken büyük hatalar yaptık. Maddi servet pahasına bütün bu değerleri kaybettik. Siz de aynı tehlikeyle karşı karşıyasınız. Bizden ders alın.”

Kaynakları okudukça, kaynaklardan ne kadar uzaklaşmışız diye hayıflanıyorum doğrusu!

 Ayvazoğlu Beşir, (1995), Dergah Dergisi , No:67. Eylül 1995, s.12-13

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  133604

-