14 EKİM 2019 PAZARTESİ

Ahmet Doğan İlbey

NE JÖNTÜRK’ÜZ NE ATATÜRKÇÜ TÜRK! HAKK’A TAPAN TÜRK MİLLETİNDENİZ

Ahmet Doğan İlbey

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm'la idrak ettiği ve soydaşı, ümmetdaşı bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm'la vücut bulan medenî, siyasî ve kültürel bir üst kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde ırkçı ve kavmiyetçi düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün Müslümanların kardeşliğini tesis etmek ve korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet hüviyetiyle İ'lâ-yı Kelimetullah'ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;

İçinde yaşadığımız bu toprakları bin yıldır Kur'an-ı Kerim üzere vatan yaptığı için;

Mehmed Âkif'in vecdli ifadesiyle Hakk'a tapan millettir.

Bu ulvî nasip sebebiyledir ki ağyarını mâni, efrâdını câmi bir târifle İslâmlaşınca millet vasfını haiz olan, Alparslan Gâzi Hazretleri ve Âl-i Osman'la “din ü devlet mülk ü millet” anlayışını hayata geçiren, yâni Müslümanla aynı mânaya gelen Türk'üz ve Hakk'a tapan Türk milletindeniz.   

Kur'ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı'sız Türklük olmaz

“Türk milleti” derken üç şeyi dimağ ve kalbinizde tutmalısınız: Kur'ân, Hz. Peygamber ve Âl-i Osman. Bu üç unsur olmadan Türk milleti olmaz.

Kavimler üstü kültürel, medenî ve siyasî bir hüviyet ve baştan beri devlet adı olan Türklüğün fikir ve inşa merkezi, bizi dört başı mamur ölçülerimizle temsil etme kabiliyet ve idrakini veren Kur'ân-ı Kerim, Hz. Peygamber Efendimiz ve Sünneti ve Osmanlı'nın Türk asırlarıdır.

Türk milleti lafzını Kemalist / Atatürkçü anlayışın söylemekten başka mârifeti olmayan ulusalcı bâtıl Türkçülere deriz ki:   

 

Alparslan Gâzi Hazretleriyle bütünüyle devletleşen, Osman Beyle irfan ve fütüvvet ehli olan, Yavuz Sultan Selim'le Mekke ve Medine'nin hâdimi olan şanlı asırların mayaladığı Türk milletinden olduğumuzu dost ve düşman herkes "bildim ve kabul ettim" diyecek ve dahi her amel ve fikrimizin yüreğimizden fışkıran İ'lâ-yi Kelimetullah üzere olduğunu gür nâramızdan işitip duyacak.                                                                                                                  Doğu Türkistan'dan Semerkant'ta, Bosna'dan Kırım'a, Kafkasya'dan Kerkük'e kadar Türküm diyen herkes, her hecesi din-i İslâm'dan sâdır olan Hakk'a tapan Türklüğün sesinde kendini bulacak ve terkip olacak.

Ümmetin ümitle bağlandığı Türk milleti budur…                                                     

Bir daha belirtelim: Türk'ün Müslümanla aynı mânaya geldiği Alparslan ve Osman Gâzilerle başlayan inşa ve ihya edici iki hâkim dönem itibariyle Türk ırkçılığa, kavmiyetçiliğe izafe edilemeyecek bir millet ismidir. Bu iki önemli tarihten sonra ırk ve kavim bütünlüğünde değil, İslâmî oluşum ve inanç etrafında teşkilâtlanan bir millet ve devlet ismidir.

Bu kutlu ve muhterem hüviyetten dolayıdır ki,  ne Jöntürk, ne Gençtürk, ne de Atatürkçü-seküler bâtıl Türkçüyüz…

Türk mevzunu el almamız bu ülkenin bir asırdır yaşadığı kimlik meselesinin câhil aydınlarca aslî değerlerinden koparılmasındaki endişedir. Türklüğün doğrusu nedir sualinin cevabı, ağyarını mâni efradını câmi şekilde verilmedikçe ve doğru cevap olan Hakk'a tapan Türklük mensubiyetinde birleşilmedikçe bu ülkede Türk kimliği daha da karmaşık hâle gelecek ve farklı Türk kimlik anlayışlarından menfaat uman çevreler Türk kavramının yozlaştırmaya devam edeceklerdir. 

Daha önce söylediğimizi bir daha söyleyelim: Ulusalcı-lâdinî Atatürkçü Türklükten tutun da İslâm'ı bütünüyle esas almayan seküler Türkçülerin Türklük anlayışına, pozitivist sol zihniyetli Türklükten ırkçı-şaman Türklüğe kadar hepsi bâtııdır.

Bu zümreler, İslâmlaşınca kavmiyetten millet muhtevasına yükselen Türk kimliğine zarar veriyorlar. Bu idrak kirliliğinden anlıyoruz ki, “Türk kimdir, Türklük nedir?” mevzuu önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin gündemini daha da meşgul edecek.

Böylesine karmaşık hâle getirilmiş Türk kimliği meselesinde üstadların ve âlimlerin düşünceleri, içinde bulunduğumuz şartlar gereğince millî bir ehemmiyet arz ediyor.

 

 

 

 

 

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: ilbeyali@hotmail.com

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  911173

-