22 OCAK 2020 ÇARŞAMBA

NE OLDUKLARI GİBİ GÖRÜNDÜLER, NE DE GÖRÜNDÜKLERİ GİBİ OLDULAR

Örgüt mensupları, başlangıçtan itibaren tedbirli ve temkinli olma adına oldukça sinsi ve gizli bir tutum sergilemişlerdir. Ne oldukları gibi görünmüş, ne de göründükleri gibi olmuşlardır. Özellikle bürokrasinin stratejik kademelerinde farklı bir kimlikle hareket etmiş ve uzun yıllar kendilerini saklamayı başarmışlardır. Bu bağlamda gerçek niyet ve amacı ortaya koyan tavırlar örgüt içinde ihanet, hezimet ve mağlubiyet sayılmıştır.


NE OLDUKLARI GİBİ GÖRÜNDÜLER, NE DE GÖRÜNDÜKLERİ GİBİ OLDULAR

FETÖ / PDY AMACI UĞRUNA KUL VE KAMU HAKKINA TECAVÜZ ETMİŞTİR
Kendi mensuplarını kadrolara yerleştirip devleti ele geçirmek amacıyla başta soru hırsızlığı olmak üzere her türlü yolsuzluğu ve hukuksuzluğu yapmak, kul ve kamu hakkına tecavüz etmektir. Böyle bir yöntemi, örgütlenmesinin temel aracı yapmış olan bir yapı İslamî kabul edilemez. Buna önderlik eden, yol ve- ren ya da göz yuman insanların vicdandan, ahlaktan ve dinden nasipleri yoktur.

Örgüt liderinin emellerini gerçekleştirmek adına, hizmet ve dava adı altında dinin açık ya- saklarını çiğneyenlerin ve bunu din adına yapanların temel noksanı, sağlıklı bir din anlayışına sahip olmamalarıdır. Başlangıçta dine hizmet adı altında ortaya çıkan bu hareket, gelinen noktada benimsenen keyfi tutum sebebiyle temel kuralları sulandırılmış bir din algısının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Oysa bir haramı helal kabul etmek, insanı dinden çıkarır, haramı işlemek ise kişiyi fasık yapar [Taftazânî, Şerhu'l-Akâid, İstanbul 1308, 190]. Bu tür tavırların hepsi doğru din anlayışından sapmanın bir neticesidir. Allah'la özel bir irtibatı olduğunu düşündükleri ki- şinin beyanı karşısında, açık haramları işlemekte sakınca görmeyenler, bir anlamda malum yapının nasıl takıyyeci bir tavır benimsediğini de göstermektedir.

Kamuya açık bir yayınında kaçak su ve elektrik kullanmanın caiz olmayacağını, böyle yapanların 60 milyon fertle teker teker helalleşmesi gerektiğini söyleyen bir şahsın, devlet kurumlarını eline geçirmek için haram ve gayr-i ahlakî yolları kullanan, sınav sorusu hırsızlığıyla sadece mevcut insan var- lığımızın değil, gelecek nesillerimizin istikbalinin de çalınmasına onay vermesi anlaşılır bir durum değildir.

Örgüt mensupları, örgüt içinde yetişsin ya da yetişmesin, tam teslimiyet sergilemeyen ve çıkarlarına aykırı gördükleri kişilere karşı “iftira” ve “kumpas” silahlarını kullanmış, bu ahlak- sızlıklarını da sözde hizmetlerinin gereği ve devamı için mübah saymışlardır. Ayrıca kişilerin özel hayatından bilgiler ve görüntüler elde ederek bunları çeşitli hile ve montajlarla işleyip bir şantaj aracı olarak kullanmışlardır.

Bu şekilde masum insanları görevden alma, hapse atma vs. gibi illegal eylemlerle çok sayıda mağduriyet üretmiş, kendilerine engel olmak isteyen ya da örgüt mensubu olmayan (veya örgütten ayrılan-atılan) çok sayıda kişinin işini-kariyerini, itibarını, özgürlüğünü ve hatta hayatını kaybetmesine sebebiyet vermiştir. Bu ahlaksız davra- nışların İslam diniyle uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır. İftira ile suçsuz insanları karalamak ve bir de bunu şahsi emellerine yükseliş için bir basamak yapmak, Yüce Allah'ın Kur'ân'da açıkça yasakladığı en büyük günahlardan ve cürümlerdendir. [Nûr, 24/15-19; Nisâ, 4/112; Ahzap, 33/ 58].

İslam dini, özel hayatın gizliliği ilkesini çiğnemeyi de haram kılmış; bu ilkeye uyulmadığı tak- dirde uhrevî bir dizi ağır yaptırım öngörmüştür. Bu kapsamda aile hayatı, mesken mahre- miyeti ve özel konuşmalar özel hayat kavramı içinde yer alır. Kur'an-ı Kerim'de mü'minlere “…Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın…” buyrulmaktadır [Hucurat, 49/12]. Âlimler, ayetin metninde geçen “tecessüs” kavramının kapsamına ayıplar dahil her türlü kişi- sel ve özel gizli bilginin girebileceğini belirtmişlerdir [Maturidi, Tevilât, IX, 336].

Hz. Peygamber de: “Ey dilleri ile inanıp kalplerine iman girmeyenler! Müslümanlara eziyet etmeyin ve onların gizli taraflarını araştırmayın! Allah, Müslüman kardeşinin gizli tarafını araştıranın gizli taraflarını ortaya çıkarır ve Allah, kimin gizli tarafını ortaya çıkarırsa evinin içinde bile olsa onu rezil eder.” [Tirmizi, Birr, 85] hadisi ile tecessüsün İslam'da yerinin olmadığını ve cezasız kalmayacağını dile getirmiştir [Buhari, Rüya, 45; Tirmizi, Libas, 19].

Örgüt mensupları, başlangıçtan itibaren tedbirli ve temkinli olma adına oldukça sinsi ve gizli bir tutum sergilemişlerdir. Ne oldukları gibi görünmüş, ne de göründükleri gibi olmuşlardır. Özellikle bürokrasinin stratejik kademelerinde farklı bir kimlikle hareket etmiş ve uzun yıllar kendilerini saklamayı başarmışlardır. Bu bağlamda gerçek niyet ve amacı ortaya koyan tavır- lar örgüt içinde ihanet, hezimet ve mağlubiyet sayılmıştır.

Gülen'in kırk yıllık söylem ve eylemlerinde ikiyüzlü davranma, çift dilli konuşma boyutu o kadar çoktur ki, sırf bu hususta “Çelişkiler İnsanı” adıyla müstakil bir kitap yayınlanmış ve Gülen'in hemen her konuda yüzlerce çelişkisi ortaya konulmuştur.
Sözgelimi Türkiye'de ‘tasavvufla alâkamız yok' derken, Batıya, özellikle ABD'ye açıldıklarında ise, oralarda ‘tasavvuf'un ve ‘Mevlânâ'nın itibarını gördüklerinde “Kalbin Zümrüt Tepeleri”nin İngilizce'sini “Sufism in Islam (İslam'da Sûfilik/Tasavvuf)” başlığıyla yayınlamışlar, Rumi Fo- rum'u kurmuşlardır.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  418036

-