5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

NEDEN HALA ASKERİ DARBELERİ KONUŞUYORUZ? (1)

Hüseyin Yağmur

Demokrasisi gelişmekte olan veya ‘demokrasisi bir türlü akil baliğ olmayan' ülkelerin milli gündem lerinden biri herhalde askeri darbeler olsa gerek. Tam ben bundan 23 yıl önce gerçekleşmiş 28 Şubat hain darbesi ile ilgili yazı serime başlamışken bu kez yeni bir darbe dedikodusu ülkemizde tekrar konuşulmaya başlandı.

Tarih felsefesinin kurucusu sayılan İbn-i Haldun “Sosyal olaylar iki su damlasının birbirine benzemesi gibi birbirine benzer. Aralarından bin yıl geçse bile bu böyledir” diyor. Hal böyle olunca demokrasisi henüz akıl baliğ olmamış ülkeler olarak geçmişten, darbelerden, tarihten ders alınmadığı için biz darbeleri yazmaya ve konuşmaya devam ediyoruz.

Yaklaşık 20 yıldır darbeler üzerinde okumalar ve araştırmalar yapan bir şahıs olarak son darbe dedikodularından sonra “Bizim gibi ülkelerde bir ‘Askeri Darbeleri Önleme Kılavuzu'na ihtiyaç var” diye düşündüm.

Önce şunu ortaya bilmek lazım:Türkiye bir büyük medeniyetin bir büyük devletin mirasçısı ve nöbetçisi olduğu için Avrupa,Amerika, İsrail ve Rusya gibi şer odakları ülkemizin gelişmesini büyümesini öncü ve lider olmasını hiçbir zaman istemiyorlar.

Çünkü Türkiye mihver bir devlet. Türkiye'nin büyümesi demek İslam Dünyasının da büyümesi ve kendisine sahip olması demek.Halbuki Emperyalist odaklar, İslam Dünyasının yeraltı ve yerüstü kaynaklarından besleniyorlar.

İşte bunu iyi bilen az önce bahsettiğim emperyalist odaklar Türkiye'nin gelişmesini önlemek için ellerinden gelen her türlü tuzağı kuruyorlar. Türkiye'yi oyundan düşürmenin en kolay yolu da Türkiye'deki bir taşeron işbirlikçisine  darbe yaptırarak Türkiye'nin hızını kesmek.

Dünya Bankası yöneticisi John Perkins bu darbecilik tezgahını şöyle itiraf ediyor: Modern imparatorluk yaratma işinde gösterilen ustalık ve kurnazlık Romalı kumandanları, İspanyol istilacıları ve 18. ve 19. Yüzyıl Avrupalı sömürgeci güçleri utandıracak düzeydedir. Biz ET'ler cin gibiyizdir; tarihten ders alırız. Kılıç taşımaz, bizi diğerlerinden ayıran zırh veya giysiler giymeyiz. Ekvador, Nijerya ve Endonezya gibi ülkelerde yerli bir okul öğretmeni ya da dükkan sahibi gibi giyinir, Washington ve Paris'te bir hükümet bürokratı veya bankacı gibi görünürüz.Ancak eğer başarılı olamazsak, devreye biz ET'lerin çakallar olarak nitelendirdiği ve soylarını doğrudan o eski imparatorluklara dayandıran, çok daha sinsi bir tür girer. Çakallar her zaman oradadır; gölgede beklerler. Ortaya çıktıkları zamansa, devlet başkanları ya devrilir ya da ölümcül kazalarda yaşamını yitirir. Ve eğer şanssızlık sonucu çakallar da başarısız olurlarsa o zaman (Afganistan ve Irak'da olduğu gibi) eski usuller ortaya çıkar (Perkins,2009:20-23).

Sistemin çıkarları doğrultusunda çalışmaları için benim gibi insanlara inanılmaz maaşlar ödeniyor. Eğer bizler tökezlersek, daha hain bir tetikçi türü olan çakallar ortaya çıkıyor. Ve çakallar da başarısız olursa, iş askerlere düşüyor. (Perkins,2009:11)

Perkins'in  “İş askerlere düşer” itirafının kapsamı, o ülkelerinin milli orduları yada bu orduların içine yerleştirdikleri cunta hücreleridir. Mesala 27 Mayıs 1960 Darbesinde önce çakallar devreye girmiş çakallar başarılı olamayınca, bu kez NATO'da psikolojik harp eğitimi almış subaylardan oluşan cunta hücreleri devreye girerek hükümeti devirmişlerdi.

“Amerika'ya, NATO'ya gitmiş 18 kurmay subayın 27 Mayıs'ı gerçekleştiren Millî Birlik Komitesi'nin (MBK) içinde yer aldığını görüyoruz.” (Koç,2013).

Hükümet devirildikten sonra kurulan teknisyen Hükümetin bir özelliği vardı: Ne tuhaf ki bu dönemlerde bakanlık yapan şahıslar herhangi bir siyasi partinin olmasa da uluslararası bir cemiyetin üyesidirler.“27 Mayıs kabinesinde tam 6 bakan masondu.” (Yalçın ve Yurdakul,2000:95).

Bir uzmanı olarak söylüyorum: Cumhuriyet döneminin ilk askeri darbesi olan 27 Mayıs 1960 darbesinin özeti şudur: ABD,yörüngesinden çıkan Türkiye'yi yeniden yörüngeye sokmak için NATO'da psikolojik harp eğitimi almış cuntacı subaylarına, Menderes Hükümetini devirtmiş ve iktidarı anahtar teslimi Masonlara verdirtmiştir.

Geriye doğru bakıldığında Türkiye'de modern zamanlarda gerçekleşmiş bütün darbelerin arkasında bahsettiğim odakların olduğu vesikalarla ispatlandı. Hal böyle olunca ‘Türkiye'de niçin darbe oluyor?' diye düşünüp ah vah etmek yerine,

Türkiye'nin sahip olduğu misyon ve jeostratejik konumdan dolayı,

sürekli şer odakları tarafından darbe tuzağına düşürülebilecek bir ülke olduğunu,

bilmek ve bunun tedbirlerini almak gerekiyor .

Şimdi gelelim olayın iç şer odakları boyutuna… Türkiye'de ekonomik ve sosyal sebeplerden daha ziyade psikolojik sebepleri darbeye sebep oluyor.

‘Medeniyetler Çatışması' Teorisinin sahibi Samuel Huntington, ‘Geri kalmış ülkelerde ordunun rahminden çıkmayan iktidarlar meşruiyet görmez' tesbitiyle sosyal bir olguya parmak basar. Ülkemizde de her ne kadar demokrasi şeklen kabul görmüşse de, bu demokrasinin doğal sonucu olan ‘halk iktidarı'na bürokratik oligarşi hiç bir zaman sıcak bakmamıştır.

Bu yüzden sistemi elinde tutan ‘çelik çekirdek' ile halkın taleplerini iktidara taşımak isteyen siyasi kadrolar arasında süregelen bir iktidar çatışması ülkemiz gündeminden hiç düşmemiştir. Bu çatışmanın temelinde şüphesiz Prof. Dr. Nilüfer Göle'nin ‘Eskiler, yenileri istemezler' tesbitindeki sosyolojik sebeplerin de belirgin tesiri vardır.

1950 yılında ‘Yeter artık söz milletin!' sloganıyla iktidara gelen ve ülkede halkı, yönetim tarzının bir belirleyicisi haline getiren Demokrat Parti, uzun yıllardır yönetimi elinde bulunduran ve halkı sadece ‘güdülmesi gereken kitleler' olarak gören bürokratik oligarşinin şimşeklerini üzerine çekmiştir.

Özetleyecek olursak; Türkiye gibi ülkelerde Ordu'nun rahminden çıkmayan demokratik aktörler, elinde silah olanlar tarafından ne yapılırsa yapılsın, hangi ekonomik gelişmeye imza atılırsa atılsın meşru görülmüyor. Sürekli yok edilmesi ve tasfiye edilmesi gereken bir unsur olarak gözüküyor.

Hele bu ülkelerde bir de ana muhalefet partisi, Ordu'nun rahminden çıkmış bir parti ise o zaman işler tümden içinden çıkılmaz bir vaziyet arzetmektedir.

Bu gibi ülkelerde ana muhalefet partisi Ordu'nun bir şubesi hatta bir Genel Müdürlüğü gibi hareket ediyorsa bu ülkelerde iç politik zemin daima darbeye müzahir vaziyette demektir.

(Devam edecek)      

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  192772

-